Maynaq.net Facebookta



İstanbul

DivX Indir , XviD Indir , HD Film Indir , DvD Film Indir , Mp4 Film Indir , Film Indir , Torrent Film Indir , Dizi Indir , Belgesel Indir , program download, oyun download, dizi download, duckload, hotfile, fileserve, film download, film indir, güzel sözler, video, sinema, programlama, php dersleri, asp dersleri, html dersleri, fıkralar, müstehcen fıkralar, full albüm indir, full albüm download/İstanbul => GENEL BİLGİLER Yüzölçümü: 5.712 km² Nüfus: 10.018.735 (2000) İl Trafik No: 34 "Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte,

Gönderen Konu: İstanbul  (Okunma sayısı 385 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
İstanbul
« : 31 Ocak 2009, 18:30:24 Cts »
GENEL BİLGİLER

Yüzölçümü: 5.712 km²
Nüfus: 10.018.735 (2000)
İl Trafik No: 34

"Orada, Tanrı ve insan, doğa ve sanat hep birlikte, yeryüzünde öylesine mükemmel bir yer yarattılar ki, görülmeğe değer." Bir koluyla Asya'ya, diğeriyle Avrupa'ya uzanarak iki kıtayı da kucaklayan kenti Lamartine böyle tanımlıyor.
Başkentler başkenti olarak bilinen, önce Roma, ardından Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu ve kıtalara hükmederek büyük barış coğrafyaları yaratmış, Osmanlı İmpatatorluğuna başkentlik yapan İstanbul, geçmişin ihtişamını gururla korurken modern bir geleceğe doğru ilerlemektedir. İstanbul'daki çeşitlilik ziyaretçileri gerçekten büyülemektedir. Müzeleri, kiliseleri, sarayları, camileri, pazar yerleri ve doğal güzellikleri bitmez tükenmez nüanslar sunmaktadır. Boğazın kıyısında şöyle bir arkanıza yaslandığınızda, grupta kızaran renklerin karşı sahildeki evlerin pencerelerine yansımasını seyrederek, yüzyıllar öncesinde, insanların bu olağanüstü yeri neden seçtiklerini birden anlar ve İstanbul'un "dünyanın merkezindeki" şehir olduğunu hissedersiniz.
Şehrin en güzel anıtları, Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alır. Kentin tepelerinden yükselen 500'ü aşkın caminin sulieti başdöndürücü bir atmosfer yaratır. İnsan kendini geçmiş zamanla bugün arasında bir rüyada gibi hisseder! Altı minaresiyle İstanbul'un sembolü haline gelen, dekorasyonunda kullanılan mavi çiniler nedeni ile "Mavi Cami" diye anılan Sultanahmet Camii'ni mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinien zamanında kilise olarak inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu yapı, Hz. İsa'yı, Hz. Meryem'i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik panolarla bezenmiştir. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden Süleymaniye Cami ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesidir. Kanuni Sultan Süleyman'ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir

Marmara'ya ve Boğaz'a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alır. Topkapı'da Çin Porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları, sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.
Ayasofya ile Sultanahmet Cami arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans Devrinin ünlü Hipodromu ve bu Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş bulunur.
Yerebatan Sarayı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biridir. En güzel Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü orijinal dekorunu muhafaza etmektedir. İstanbul'da görmeden edemeyeceğiniz bir başka mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan'ı ziyaret edip manevi haz arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunar.
İstanbul tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehirdir aynı zamanda. Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce dolaşabilirsiniz bu çarşıda.
Boğaz'da bir vapur gezisi, unutulmaz anılarınız arasına girecektir. Boğaz'ın iki yakasında sıralanan her birinden ayrı bir sevda masalının sulara yansıdığı asude ve emsalsiz yalılar, 20. yüzyılda yapılan lüks villalar, Dolmabahçe, Göksu ve Beylerbeyi Sarayları, Rumeli ve Anadolu Hisarları, balıkçı köylerinden kalma izler, lokantalar, çay bahçeleri, parklar, gece kulüpleri sizi büyüleyebilir. Aynı günde Karadeniz'in vahşi sahillerinde denize girip ardından Marmara'nın sakin kıyılarında bir çay bahçesinde bir fincan kahvenizi yudumlarken belki de tarihe geçecek anılarınızı kaleme alabilirsiniz.
Eşsiz tarihi ve kültürel geçmişi ve sayısız cazibesine ilave olarak modern oteller, istisnai lokantalar, gece kulüpleri, kabareler, tarihi çarşılar ve dükkanlar İstanbul'u konferans ve kongreler için dört dörtlük bir mekan yapmaktadır.

İlçeler
Adalar, Bakırköy, Beşiktaş, Beykoz, Beyoğlu, Eminönü, Eyüb, Fatih, Gazi Osman Paşa, Kadıköy, Kâğıthane, Kartal, Küçükçekmece, Pendik, Sarıyer, Şişli, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, Büyükçekmece, Çatalca, Silivri, Şile, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Esenler, Güngören, Maltepe, Sultanbeyli, Tuzla.

COĞRAFYA

İstanbul, Avrupa ile Asya kıtaları arasında köprü görevi gören, bunların birbirine en çok yaklaştığı iki uç üzerinde kurulmuş bir şehirdir. Bu uçlar Avrupa kıtasında Çatalca, Asya kıtasında ise Kocaeli; güneyden Marmara ve Bursa, güneybatıdan Tekirdağ ve kuzeybatıdan Kırklareli ile çevrilidir. Şehrin adını aldığı ve Haliç ile Marmara arasında kalan yarımada üzerinde bulunan asıl İstanbul 253 km², bütünü ise 5712 km² 'dir. Marmara denizindeki Adalar da İstanbul iline dahildir.

İstanbul çevresinin bitki örtüsü, Akdeniz iklimi bitkilerini andırır. Bölgede en çok görülen bitki türü makidir. Bu bitkiler uzun ve kurak bir yaz mevsimine kendini uydurmuştur. Fakat iklimin özelliği dolayısı ile tepeler çıplak değildir. Yer yer görülen ormanlık alanların en önemlisi kentin 20 km. kuzeyindeki Belgrad Ormanı'dır.
İstanbul ilinde büyük akarsu yoktur. En büyük akarsu, aynı zamanda Kocaeli Yarımadası'nın da en büyük suyu olan Riva çayıdır. 71 km. olan Riva Çayı, kaynaklarını Kocaeli ilinden alır ve güneydoğu kuzeybatı yönünde akarak Riva köyü yakınlarında Karadeniz'e dökülür. Boğaza dökülen suların en önemlileri Küçüksu ve Göksu dereleridir. Bunlardan başka Haliç 'e dökülen Kağıthane ve Alibey Dereleri, Küçükçekmece Gölüne dökülen Sazlıdere, Büyükçekmece Gölüne dökülen Karasu Deresi, Terkos Gölüne dökülen Trança Deresi, İstanbul İlinin belli başlı akarsularıdır. İlde küçük fakat önemli üç göl vardır. Bunların üçü de Avrupa yakasındadır. Denizden ayrılmış olan Terkos Gölünün suyu tatlıdır. Kentin suyu buradan sağlanır. Marmara Denizi kıyısında bulunan Küçükçekmece (11 km²) ve Büyükçekmece (16 km²) Göllerinin suları denizle temasları olduğu için tuzludur.

Yaz ayları genellikle sıcak geçen, kış aylan bölgeyi etkisi altına alan sistemlere bağlı olarak fazla soğuk geçmeyen İstanbul, Akdeniz ikliminin özelliklerini taşıyor görünse de, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nın etkisiyle farklı özellikler taşır. Kış aylarında Karadeniz'den gelen soğuk-kuru hava kütlesi ile Balkanlardan gelen soğuk-yağışlı hava kütlesinin özellikle Akdeniz'den gelen ılık ve yağışlı güneyli hava kütlelerinin etkisi altındadır. Bütün ilde Karadeniz'in soğukça yağışlı (poyrazlı) havasıyla Akdeniz'in ılık (lodoslu) havası birbirini izler. İlde yaz-kış, gece-gündüz arasında büyük ısı farkları görülmez.
Konuyu Paylaş:
  digg  slashdot  delicious  technorati  facebook  twitter  google  google
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...


Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: İstanbul
« Yanıtla #1 : 31 Ocak 2009, 18:30:42 Cts »
TARİHÇE

İstanbul, Osmanlı'nın 3. Başkenti...
Türkiye'nin Şaheserlerinden Biri Olarak İstanbul
Her ne kadar tarihi şehirde daha erken buluntulara rastlanmamış ise de; kentin Haliç bölgesinde ve Asya kısmında yapılan kazılarda ele geçen buluntular bölgedeki ilk yerleşimin MÖ 3 Bin yıllarına dayandığını göstermektedir. Byzantion olarak anılan kentin Akropolü bugünkü Topkapı Sarayının bulunduğu alanda yer almaktaydı. Haliç, günümüzde de kullanılmakta olan sakin bir limana sahiptir. Buradan başlayan kuvvetli bir sur şehri çevreleyerek Marmara Denizi'ne ulaşırdı. Byzantion, bir liman ve ticaret şehri olarak Roma Imparatorluğu döneminde de yaşamını sürdürürken, M.S. 191 yılında başlayan ve iki yılı aşan bir kuşatmadan sonra Roma Imparatoru Septimus Severius tarafından fethedilerek yerle bir edilmiştir. Aynı Imparator tarafından sonradan baştan inşa edilen şehir genişletilmiş ve yeniden donatılmıştır.

M.S. 4. yüzyılda Roma İmpatorluğu çok genişlemiş, İstanbul stratejik konumundan dolayı İmparator Büyük Konstantin tarafından Romanın yerine yeni başkent olarak seçilmiştir. Kent 6 yılı aşkın bir sürede yeniden düzenlenmiş, surlar genişletilmiş, bir çok tapınak, resmi binalar, saraylar, hamamlar ve hipodrom inşa edilmiştir. 330 yılında yapılan büyük merasimlerle kentin Roma Imparatorluğunun başkenti olduğu resmen açıklanmıştır. Yakın çağın başladığı dönemde Ikinci Roma ve Yeni Roma adları ile anılan kent, daha sonra "Byzantion" ve geç devirlerde Konstantinopolis olarak adlandırılmıştır. Halk arasında ise kentin adı tarih boyunca "Polis" olarak anıla gelmiştir.

Büyük Konstantin'den sonraki imparatorların şehri güzelleştirme çabalarının devam ettiği görülür. Kentteki ilk kiliseler de Konstantin'den sonra inşa edilmiştir. Batı Roma Imparatorluğunun 5. yüzyılda çökmesi nedeniyle İstanbul uzun seneler Doğu Roma İmparatorluğunun (Bizans) başkenti olmuştur. Bizans döneminde yeniden inşa edilen kent surlarla tekrar genişletilmiştir. Günümüzdeki 6492 m. uzunluğundaki ihtişamlı şehir surları İmparator Il. Theodosius tarafından yaptırılmıştır. 6. yüzyılda nüfusu yarım milyonu aşan kentte, İmparator Justinyen idaresinde bir altın çağ daha yaşanmıştır. Günümüze gelen meşhur Ayasofya, bu İmparatorun eseridir. Bizans İmparatorluğu ve başkent İstanbul'un sonraki tarihi, saray ve kilise entrikaları, İran ve Arap saldırıları ve sık değişen imparator sülalelerinin kanlı kavgaları ile doludur.

726-842 yılları arasında kara bir devir olan Latin egemenliği, 4. Haçlı seferinin 1204 yılında şehri istilası ile başlamış, tüm kilise ve manastırlar ile abidelere kadar şehir yıllar boyu talan edilmiştir. 1261'de idaresi tekrar Bizanslıların eline geçen kent eski zenginliğine tekrar kavuşamamıştir. Kent, 53 günlük bir kuşatma sonrası 1453'te Türklerin eline geçmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in savaş tarihinde ilk defa kullanılan iri boyutlardaki topları Istanbul surlarının aşılmasının bir sebebidir. Osmanlı Imparatorluğunun başkenti buraya taşınmış, ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen göçmenlerle şehir nüfusu arttırılmış, boş ve harap olan şehrin imar çalışmalarına başlanmıştır. Şehrin eski halkına din hürriyeti ve sosyal haklar tanıayıp, yaşamlarını sürdürmeleri sağlanmıştır. Fatihin tanıdığı haklardan dolayı Hıristiyan Ortodoks Kilisesinin başı olan Patrikhane günümüze kadar yerinde kalmıştır. Fetihten yüzyıl sonra da Türk Sanatı şehre damgasını vurmuş, kubbeler ve minareler şehir siluetine hakim olmuştur.16. yüzyıldan itibaren de Osmanlı Sultanlarının Halife olmalarından ötürü Istanbul tüm Islam dünyasının da merkezi olmuştur.

Sultanların idaresinde şehir tamamen imar edilmiş, büyüleyici bir atmosfere bürünmüştür. Bu devirdeki İstanbul tarihinin renkli sayfalarında, geniş bölgeleri tahrip eden, sık sık çıkan yangınlar vardır. Eski akropolde kurulu Sultan Sarayı Boğaziçi'nin ve Haliç'in eşsiz manzarasına hakimdir. 19. yüzyıldan itibaren Batı dünyası ile sıklaşan temaslar sonrası, camiler ve saraylar, Avrupa mimarisi tarzında, Boğaziçi kıyılarına inşa edilmeye başlanmıştır. Kısa sürede inşa edilen bir çok saray çöküş devrinin de sembolleridir. Istanbul, bir diğer dünya imparatorluğunun sona ermesine I. Dünya Savaşının bitişine şahit olmuştur.

Imparatorluk bölünmüş, iç ve diş düşmanlar kendi payları için mücadele ederken, Türk ordusunun asil bir komutanı da Türk ulusu için mücadeleye girişmiştir. Mustafa Kemal ismindeki bu milli kahraman, 4 yılı aşan Kurtuluş Savaşından sonra Türkiye Cumhuriyetini 1923 yılında kurmuştur. Başkentin Ankara'ya taşınması Istanbul'un önemini değiştirmemiştir. Bu eşsiz şehir büyüleyici görünümü ile yaşamını devam ettirmektedir.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: İstanbul
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2009, 18:30:53 Cts »
Şehre verilen isim/devlet[ülke vs..]

Ağrandone -
Alexandre Süryaniler
Aliyona Çekler
Alma Roma Romalılar
Almus Roma -
Alyana Çekler
Anthusa Lâtinler
Antoneinia -
Antonia Antonino Caracalla’ya izafeten
Antonina MS.196’da
Antoninia MS 196’da
Âsitân Osmanlılar
Âsitâne Osmanlılar
Âsitâne-i Aliyye Osmanlılar
Âsitâne-i Devlet Osmanlılar
Âsitâne-i Hümâ Âşiyâne Osmanlılar
Âsitâne-i Pâdişâhî Osmanlılar
Âsitâne-i Saadet Osmanlılar
Âsitâne-i Saadet-Âşiyan Osmanlılar
Âsitâne-i Şâh-ı Cihân Osmanlılar
Astanbul -
Astanbulin -
Atakent 1930’da gerçekleşmeyen teklif!
Augusta Antononia Romalılar, 3.yy
Belde-i Mahruse -
Beldetü’l-Tayyibe Arablar
Bilâd’i-Selâse Arablar: “Üç belde”
Bizantıyye Arablar
Bizantion Bizanslılar
Bizantium Lâtinler
Bozantin -
Bulin -
Buzantion Megaralılar
Buzantiya -
Büzantion Megaralılar
Byzans -
Byzas -
Cezâre-i Heft Cebel -
Cizant Kağak Ermeniler
Constantinople Fransızlar
Constantinopoli İtalyanlar
Cospoli Lâtinler/İtalyanlar’dan kısaltma
Çakdurkan Moğollar
Çar’gorod Ruslar
Çaregrad -
Çargrad Ruslar: “Çar Şehri”
Çarigrad -
Çezar Kayzer Doğulular
Darü’l-Hilâfe -
Darü’l-Hilâfetü’l-Âliyye -
Darü’l-İslâm Arablar
Darü’l-Mülk Arablar
Darü’s Saltanatü’l Âliyye Türkler
Darü’s Saltanatü’l Seniyye Türkler
Darü’s-Sâde -
Darü’s-Saltana -
Der-Âliyye Anadolulular
Dergâh-ı Selâtin -
Der-i Devlet -
Der-i Devlet-i Âliyye -
Der-i Saadet Türkler
Dersâdet -
Eis Tin Polin Grekler
El-Farruk Arablar
Escomboli -
Esdanbul -
Estambol -
Estefanye Finlandiyalılar
Gosdantnubolis Ermeniler
Granduye -
Gûlgûle-i Rûm Rumlar
Hakanü’l-Bahreyn Osmanlılar
Herakliyon İsveçliler
Istanbul Osmanlılar
İslâmbol Osmanlılar
İslâmbul -
İstambol Osmanlılar
İSTANBUL Günümüzde
İstanpol -
İstanpolis -
İstanpul Ermeniler
İstefaniye Felemenkler
İstimboli -
İstimpol Ermeniler
İstinbol Ermeniler
İstinbolin Türkler
İstinpol -
İstinpolin Grekler
Kalipolis -
Kanaturye Lehler
Kayser-i Zemin Fars/İran
Konstantin Opol Avusturyalılar
Konstantina el Uzmâ -
Konstantinîyye İranlılar
Konstantinîyye el Mahrusa Arablar
Konstantinîyye el Mevkıyye Arablar
Konstantinîyye’t-ül Mahrusat-ül Mahmiyye Arablar
Konstantinobolis Ermeniler
Konstantinopol Germenler
Konstantinopol Fransızlar
Konstantinopolis Bizanslılar
Konstantinu K’alak Rumlar/Ermeniler
Konstantinu Polis Ermeniler
Konstantinye-i Kûbra Arablar
Kospoli İtalyanlar
Kostin Portekizliler
Kostyantine Grad Rumlar
Kostye Portekizliler
Kunstantinîye Arablar
Kustantıyniyye Arablar
Mahmiyye-i İstanbul -
Mahrûsa-i İstanbul -
Mahrûsa-i Saltanat Osmanlılar
Mahrûse Türkler
Makarr-ı Saltanat Osmanlılar
Makedonya Lâtinler
Megapolis -
Miklagord İskandinavlar
Miklagrad Vikingler/İskandinavlar: “Mihail’in Şehri
Nea Roma -
Nesa Romes -
Nor Harmn İskandinavlar
Nor-Hromn Ermeniler
Nova Roma Bizans: 5.yy
Pây-i Taht Osmanlılar
Pây-i Taht-ı Saltanat Osmanlılar
Poli Kafkasyalılar
Polis Grekler
Pozanta -
Pozantyam Frenkler
Roma Konstantinum -
Roma Nova -
Sakalye Tatarlar
Secunda Roma Bizanslılar - MS.330
Sitanbul -
Stanbolu -
Stenpolis -
Stimbol -
Stinpol -
Stinpoli -
Stinpolis -
Sultanü’l-Berreyn Osmanlılar
Südde-i Saadet -
Südde-i Saltanat -
Şehir -
Şehr-i Âzâm -
Şehr-i Konstantin Arablar
Taht-ı Rûm Hintliler
Tarigrad Romenler
Tekfûriye Moskovalılar
Tsargorad Ruslar
Tsargorod Ruslar: “İmparator Şehri”
Tsargrod Slavlar
Tsarigrad Slavlar
Urbis İmperiosum
Urbs -
Ümmüd’d-Dünyâ Arablar
Vezendovar Macarlar
Vizantion Grekler
Vizendovar Macarlar
Vizendovina Yahudiler
Vizendoyne Yahudiler
Yağfurye Frenkler
Yankoviçe Süryaniler
Yeditepe Türkler
Zavegorod Ruslar
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: İstanbul
« Yanıtla #3 : 31 Ocak 2009, 18:31:05 Cts »
İstanbul'un pek çok dilde çok farklı isimleri bulunuyor.
Grekçe: Vizantion
Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma
Rumca: Konstantinopolis, İstinpolin, Megali Polis, Kalipolis
Slavca: Çargrad, Konstantingrad
Vikingce: Miklagord
Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli
Arapça: Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma
Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul
Osmanlıca'da: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, İstanbul, İslambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergah-ı Mualla, Südde-i Saadet.
*****************

Semt isimleri

Aksaray: Fatih'in sadrazamı İshak Paşa, İç Anadolu Bölgesi'ndeki Aksaray'ı ele geçirdikten sonra orada yaşayan bölge insanlarını bugünkü Aksaray semtinin bulunduğu yere gönderir. Aksaraylılar da semte adlarını verirler.

Ahırkapı: Marmara Denizi'nin kıyısında yer alan yedi ahır kapısından birisi olan bu semte, Padişah atlarının bulunduğu has ahırın yanında yer aldığı için Ahırkapı ismi verildi.

Aşiyan: kuş yuvası
Aşiyan: Günümüzdeki ismini şair Tevfik Fikret'in burada bulunan, Farsça'da kuş yuvası anlamına gelen 'Aşiyan' isimli evinden alıyor.
Bağlarbaşı: Semt, en ünlü bağ ve bahçelerin bir dönem burada yer almasından dolayı bu adla anılıyor.


Bebek: Semtin isminin nereden geldiği konusunda iki rivayet bulunuyor. Bunlardan ilki, Fatih Sultan Mehmet'in bölgeyi koruması için gönderdiği bölükbaşının Bebek lakaplı olması. Diğeri ise padişahın semtteki bahçesinde gezerken yılan görüp korkan şehzadesine bebek demesi ve bundan sonra bahçesinin bebek bahçesi olarak anılması.

Beşiktaş: İlk görüş, semtin ismini Barbaros Hayrettin Paşa'nın gemilerini bağlamak için diktirdiği beş taştan aldığı yönünde. Diğeri ise bir papazın burada yaptığı kiliseye Kudüs'ten getirdiği beşik taşını koyduğu ve ismin buradan geldiği yönünde.

Beyazıt: Sultan II. Beyazıt'ın buraya kendi ismiyle anılacak bir külliye yaptırmasından sonra semt, Beyazıt olarak anılmaya başladı.

Beyoğlu: Semtin isminin nerden geldiği konusunda çeşitli rivayetler bulunuyor. Bunlardan ilkine göre, İslamiyet'i kabul edip burada oturmaya başlayan Pontus Prensinden adını alıyor semt. Diğerine göreyse, 'Bey Oğlu' diye anılan Venedik Prensinin burada oturmasından geliyor semtin adı. Son bir rivayet de, burada oturan Venedik elçisine, yazışmalarda, "Beyoğlu" diye hitap edilmesinden semtin bu adla anıldığını söylüyor.

Bakırköy: Bizanslıların 'Makri Hori' dedikleri semt, 14. yüzyılda Osmanlıların eline geçince 'Makriköy' adını aldı. 1925'te ulusal sınırlar içindeki yabancı kökenli adların değiştirilmesi sırasında Atatürk'ün isteğiyle semt Bakırköy adını aldı.

Bostancı: Semt, adını eskiden her türlü meyve ve sebzenin yetiştirildiği bostanlardan biri olmasından alıyor.


Depremde çatlayan kapı
Çatladıkapı: Bizans zamanında yapılan surların Sidera adı bir verilen kapısı, 1532 tarihinde meydana gelen depremde çatlayınca, hem semt hem de kapı Çatladıkapı olarak anılmaya başladı.

Çemberlitaş: Bizans'ın en önemli meydanlarından Constantinus Forumu'nun bulunduğu yerdeki büyük sütunlardan birisi olan Çemberlitaş, semte adını verdi.

Çengelköy: Eskiden gemi çapaları bu köyde yapıldığı için isminin buradan geldiği tahmin ediliyor.
Çıksalın: Güzel manzaralı, geniş bir çevreye hakim olan bölgeye, halk arasında "çık, salın" denilmeye başlandı.
Eminönü: Osmanlı döneminde çarşıdaki esnafı denetleme yetkisi 'Emin'lere aitti. Semt, adını burada bulunan 'Gümrük Eminliği'nden alıyor.

Feriköy: Semt adını Sultan Abdülmecit ve Abdülaziz dönemlerinde yaşayan Madam Feri'den alıyor. Bölgede bulunan geniş topraklar padişah tarafından Madam Feri'nin eşine bağışlanmıştı. Ama eşi ölünce semt onun ismiyle anılmaya başlandı.

Galata: Gala, Rumca da "süt" anlamına geliyor. Bir rivayete göre Galata'nın adı semtteki süthanelere gönderme yapılarak türetildi. Başka bir görüşe göre ise İtalyanca 'denize inen yol' anlamına gelen 'galata' kelimesi düşünülerek bu isim verildi.

Horhor: Fatih'te bulunan semt, adını Horhor çeşmesinden alıyor. Rivayete göre Fatih Sultan Mehmet bölge civarında yürürken yerin altından su sesleri duyar ve yanındakilere, "Buraya bir çeşme yapın baksanıza 'hor hor' su sesleri geliyor" der ve buraya bir çeşme yapılır. Çeşme de semt de Horhor ismiyle anılmaya başlar.
Okmeydanı: Fetih Ordusu kuşatmanın bir kısmını burada kurulan karargâhta geçirmiş. Semtin ismi de böylelikle Okmeydanı olarak kalmış.

Kadıköy: Futbolun mabedi olan ilçe Zamanın musiki üstadı Sine Kemani Nuri Bey’in anlatışına bakılırsa, futbola meraklı ilk Türk gençleri bir kulüp kurmağa, daha bir derli toplu birleşmeye karar vermişler. Çok geçmeden arzularını yerine getirmiş, elbiseyi de seçmişler; gömleğin göksü, yakası, kol kapakları beyaz, öbür tarafları kırmızı, pantolon keza beyaz. Kuşdili Papazın çayırlarında kendi aralarında maçlara girişmişler. Moda’daki İngilizlerden, Rumlardan mürekkep (oluşan) takımın derecesine erişmek, onları yenmek baş emelleri(en büyük arzuları). Eski cimnastikçi ve idmancılardan Sine Kemani Bay Nuri’nin rivayetine göre, ilk oynayanları sayalım: Kendisi(Nuri Bey), Emced Bey, Mehmet Ali ve kardeşi Neşet Beyler, Reşat Danyal Bey, Hafız Mustafa, Topçu zabiti Cevdet Bey, Eşref Bey, Hüsnü Paşa zade Bahriyeli Fuat Bey, Mekteb-i Sultani’li Daniş, Tahsin (Şair Tahsin Nahit) Bey, Sarı Şevki.



Şişli: Şiş yapımıyla uğraşan ve Şişçiler diye anılan bir ailenin burada bir konağı olduğu ve 'Şişçilerin Konağı'nın zamanla değişikliğe uğrayarak 'Şişlilerin Konağı' hâline gelmesiyle semtin adının Şişli olarak kaldığı anlatılıyor.

Şaşkınbakkal: Henüz yerleşimin olmadığı dönemlerde yaz günleri denizden yararlanmak için bölgeye gelenlere bir bakkal dükkanı açıldığını görenler, burada iş yapılmayacağını düşünerek bakkala "şaşkın bakkal" yakıştırması yaptılar. Bundan sonra da semt Şaşkınbakkal olarak anılmaya başlandı.

Sütlüce: Bugün Sütlüce semtinin olduğu yerde Süt Menbat isimli bir Rum köyü vardı. Köyün bir köşesindeki bakır bir kadın heykelinin memelerinden su akar; bu suyun, kadınların sütünü çoğalttığına inanılırdı. Bundan dolayı semt, Sütlüce olarak anılır oldu.

Tahtakale: Sözlük anlamı 'kale altı' olan Taht-el-kale'nin bozulmasıyla Tahtakale'ye dönüşen semtin, Mercan ya da Beyazıt dolaylarındaki eski sur benzeri yapının aşağı kotunda yer aldığı için bu ismi aldığı tahmin ediliyor.

Taksim: Osmanlı zamanında sucuların; suyu, halka taksim ettikleri yer, Taksim olarak anılmaya başlandı.
Teşvikiye: Sultan Abdülmecit'in bir mahalle kurulması için teşvikte bulunduğu semtin adı Teşvikiye olarak kaldı. Bu durumu, Harbiye Karakolu ile Rumeli ve Valikonağı Caddelerinin kesiştiği kavşakta bulunan iki taş belgeleliyor.

Unkapanı: Bazı satış yerlerinde Arapça'da 'Kabban' adını taşıyan büyük teraziler bulunduğundan, buraları Kapan adını taşırdı. Sahiline buğday ve arpa yüklü gemiler demirlediğinden, semt bu adı aldı.

Üsküdar: Bizans devrinde, Skutari denilen asker kışlaları, şehrin bu yakasında yer aldığı için semt Skutarion diye anılıyordu. Bu isim zamanla Üsküdar'a dönüştü.

Veliefendi: Hipodrom bir zamanlar Şeyhülislam Veli Efendi'nin sahibi olduğu topraklar üzerinde kurulduğundan semtin adı Veli Efendi'yle anılıyor.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: İstanbul
« Yanıtla #4 : 31 Ocak 2009, 18:31:17 Cts »
İstanbul şehri Miladdan 658 sene evvel kurulmuştur. Rivayete göre Megaryalı Byzas ve taraftarları yeni şehrin mevkii hakkında fikir ve nasihatlarını almak üzere Delf kâhinine müracaat etmişlerdi. Kâhin kendilerine "Bu şehri körlerin memleketi karşısına kurun" cevabını vermiş ve Megaryalılar yurdları olan Korent'ten kalkarak uzun mesafeler aşıp bugünkü Sarayburnu mevkiine gelmişlerdi.
Buradan etrafı seyrederken karşı yakadaki o vakitler Finikelilerin bir sömürgesi olan Kadıköyü'nü görerek çıktıkları noktada şehir kurmayıp Kadıköyü'nü seçenlere şaşmışlar ve "İşte kâhinin haber verdiği körler memleketi orasıdır" diyerek yeni şehirlerini Haliç ile Ligos burnu üzerinde kurmuşlardı.
Yeni şehire reislerinin ismine izafetle Bizans demişler ve bir müddet sonra Argos muhacirleri de gelip Bizans'a yerleşmişlerdi. Küçük bir kasaba halinde bulunan Bizans coğrafî mevkiinin önemi bakımından kısa zamanda bir ticaret merkezi haline gelmişti.
Şehir Met savaşları esnasında İraniler tarafından istilâ edilmiş ve M.Ö. 479'da Plate savaşından sonra Isparta Kralı Pozatyas tarafından geri alınmıştı. Bundan sonra Bizans, Atina, Isparta rekabetleri ve mücadeleleri arasında kendisini kurtarmaya çalışmış ve daima kuvvetli tarafla anlaşan bir siyaset gütmüştü.
Bizans için büyük tehlikeyi Makedonyalı Filip'in bu şehri Miladdan 340 yıl evvelki kuşatması teşkil etmişti. Şehir Filip ordularının eline geçmek üzereyken fırtınalı bir gecede birdenbire bulutlar sıyrılıp ay görünmüş. Bizanslılar bunu bir hayır alâmeti sayarak bütün güçleriyle savaşmışlar ve Makedonyalıların gece hücumunu püskürtmüşlerdi. Bu kurtuluşlarının bir şükran nişanesi olarak tanrıları Hekat'a ithafen bir heykel dikmişler ve bu tanrının bir simgesi olan hilâli de paraları üzerine basmışlardı.
Makedonyalıların kuşatmasını Gotların kuşatması takip etmiş, Bizanslılar bu tehlikeden de yıllık bir vergi ödemek suretiyle kurtulmuşlardı. Romalıların şarka doğru yayılmaları sırasında Bizans bağımsızlığı bir süre tanınmış fakat Roma İmparatorlarından Vespasies şehri işgal ederek bir Roma eyaleti haline sokmuştu.
Bizanslılar Roma imparatorlarından Septim Sevr'le Sevenius Nijer arasındaki anlaşmazlıkta ikincisini tutmuşlar ve bu hareketlerinin cezası olmak üzere Septim Sevr kuvvetleri tarafından üç yıl devam eden bir kuşatmaya uğramışlardı. Açlık ve felaket içindeki bu kuşatmanın sonunu büyük bir katliam takip etmiş ve Septim Sevr Bizansı taş taş üstünde kalmamak üzere surları ve bütün binalarıyla yerle bir etmişti.
Bir süre sonra Septim Sevr hareketinden pişmanlık duymuş ve oğlu Karakolla'nın da ricası ile şehri yeniden imara karar vermişti. Yeni şehir bu hükümdarın ismiyle anılan surlarla çevrilmiş, tiyatro, at meydanı, saraylar ve hamamlarla süslenmişti.
Eski Bizans, imparatorun oğluna izafetle Antoniana ismiyle anılmaya başlamıştı. Bizans artık bir Roma şehri halini almış bulunuyordu. Şehir bir müddet sonra da Seytbes Elureslerin hücum ve istilâsına uğramış ve Üsküdar'la beraber tahrip edilmişti. Eski Bizans'ın kaderini Edirne civarında Roma İmparatoru Konstantin ile kayınbiraderi Licinius arasında yapılan bir savaş değiştirmişti. * Licinius mağlup olmuş ve Bizanslılara sığınmıştı.
Arkadan yetişen Konstantin Bizans'ı kuşatmış ve şehirden kaçan kayınbiraderini Üsküdar civarında yakalamıştı.
Konstantin, zaferi üzerine kendisine boyun eğen Bizans şehrinin önemini takdir etmiş ve başkenti buraya nakle karar vermişti. Romalılar yeni doğan Hıristiyan dinini iyi karşılamamışlar ve bu dini eski tanrılara tercih ederek *yaymak isteyen Konstantin'i çekemez olmuşlardı. *Kostantin Hıristiyan dinini yaymak ve eski Bizans üzerinde Roma imparatorluğunun başkentini kurmak üzere Roma'dan ve İtalya'dan uzaklaşmıştı.

Konstantin'in kurduğu İstanbul
Konstantin Bizans'la, Roma arasında bazı benzerlikler bulmuştu. *Varoşlarıyla beraber bu şehir de yedi tepe üzerinde kurulmuştu. Ve keza 14 mıntıkaya taksim edilmiş bulunuyordu.
Mevkii ve vaziyeti de gerek askerlik gerekse hükümet idaresi bakımından çok mükemmeldi. Konstantin evvelâ yeni şehrinin sur yerlerini gösterişli bir alayın başında şu şekilde tayin etmişti.
Bir elinde kılıç olduğu halde yaya yürüyerek yapılacak surun yönünü tayin ve bunu pek geniş bir ölçekte tesbit eylemişti.

İstanbul şehri ve yedi rakamı
Kendisini takip eden müşavirler yeniden kurulacak şehrin büyüklüğüne şaşmışlar ve daha nereye kadar gidileceğini kendisinden sormuşlardı. İmparator onlara "önümde bulunan duruncaya kadar" cevabını vermişti. Sonraları surun mevkii Hazreti Meryem'in ilham eseri olmak üzere düşünülmüş ve Meryem, şehrin koruyucusu kabul olunmuştu.
Miladın 330. yılı Mayıs'ının 11'inci günü Yeni Roma şehrinin kuruluşu kabul edilmiş ve o gün şehre Yeni Roma ismi verilmiş fakat daha sonraları bu ismin yerini Konstantin şehri almıştı.
Konstantin yedi rakamını uğurlu sayıyordu. Bu bir gizli kuvveti haizdi. Kendisine etrafında yedi gezegenin dolaştığı bir güneş gibi bakılmasını istiyor **du. Konstantin (Apollon - Güneş) gibi hükümran olurdu.
Çemberlitaş dediğimiz yanık sütun üzerine bu sebeple ve kendisini imâ ederek Soli İnvicto (yenilmeyen güneş) ibaresini yazdırmıştı.
İmparator yeni şehrini yedi tepe üzerine kurmuştu. Şehrin kara tarafında yaptırdığı surda yedi kapı açmıştı ve Roma ileri gelenlerinden yedi kişiyi İstanbul'a getirtmiş, Yedi Kandil denilen divanhanesinde yedi bölüklük bir hassa kuvveti teşkil etmişti. Bu yedi tepe üzerinde Konstantin büyük ve mamur bir şehir kurmuştu. Şehrin ilk meydanı, İstanbul'un ikinci tepesi olan bugünkü Çemberlitaş'ta yapılmıştı. Bu meydan oval biçimdeydi ve ismine Forum Constantin deniliyordu. Meydana zafer takları, revaklar, heykeller yapılmış ve bugün de mevcut bulunan Çemberlitaş dikilmişti. İmparator ikinci meydanı Ayasofya yanına yaptırtmıştı.

İstanbul'un tepeleri, yolları, meydanları
Buna Augustée deniliyordu. Şehir ve meydanlar Yunanistan'dan, Anadolu'dan getirilen sütunlar, tanrılar namına dikilmiş heykellerle süsleniyor ve Roma'nın birçok ileri gelen aileleri, zadegânı yeni başkente geliyorlardı.
Halktan birçok aileler de Roma'yı bırakıp İstanbul'a göç ediyorlar ve burada yerleşiyorlardı. Konstantin gittikçe kalabalıklaşan şehrin surlarını kara yönünde Haliç'ten Marmara'ya doğru genişletmeye mecbur olmuştu.
İstanbul şehri, yedi tepe üzerinde kurulmuştur. Bugün birinci tepenin üzerinde Topkapı Sarayı ile Ayasofya, ikinci tepenin üzerinde Çemberlitaş'la Çarşı, üçüncü tepenin üzerinde Süleymaniye, dördüncü tepenin üzerinde Fatih, beşinci tepenin üzerinde Sultanselim, altıncı tepenin üzerinde Kariye Camii ile Edirnekapı civarı, yedinci tepenin üzerinde Altımermer'deki Çukurbostan bulunmaktadır. İstanbul Konstantin zamanında 13 mıntıkaya, sonraları Bilâkerte mahallesinin yapılmasıyla 14 mıntıkaya bölünmüştü. Bugün Topkapı Sarayı'nın bulunduğu tepede Bizanslılar zamanında şehri zapteden Roma İmparatoru Septim Sevr akropolu yaptırmıştı.
Akropol birkaç mabedi, herkesin katıldığı oyunlar yapılmasına ve halkın toplanmasına mahsus yerleri kapsıyordu. Şehrin en büyük caddesi Mésé caddesiydi.
Etrafı direklerle çevrili olan bu cadde Ayasofya meydanından başlar ve Çemberlitaş meydanına kadar uzanırdı. Ogusten denilen Ayasofya meydanının etrafı direklerle, kitapçı ve sair dükkanlarıyla çevriliydi.
Bu meydandaki güneşe ve yağmura karşı Konstantin tarafından yaptırılmış iki sıra direkli yollar Jüstinyen zamanında tamir ettirilmişti. Ogusten meydanının ortasında sütun ve heykeller vardı. Forum ismi verilen umumi meydanlardan biri Çemberlitaş'ın bulunduğu meydandı. Buradan Forum Tori denilen Beyazıt meydanına gidilirdi. Öküz meydanı manasına gelen Forum Tavri şehrin en büyük meydanlarından biriydi. Birçok yol burada birleşirdi.
I. Teodoz sütunu, II. Teodoz'un heykeli ve zafer takı bu meydanı süslemekteydi.
Şehzadebaşı Forum Amasteriyyanon, Aksaray Forum Bovis, Avrat Pazarı Forum Arkadiyus isimleriyle anılırdı.
Forum Amasteriyyanon Yaldızlıkapı, Edirnekapısı ve Unkapanı kapısından geçen yolların birleştiği bir meydandı, idama mahkûm olanlar bu meydanda öldürülürlerdi. Ana caddeler, küçük ara sokaklarla birbirine bağlanmış bulunuyordu.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Seo4Smf Tagleri:

GoogleTagged - Etiketler

 


SİTEMİZDE DİGİTAL PLATFORMLARA ( DİGİTÜRK, D SMART VE BENZERİ) İLİŞKİN PROGRAM, DİZİ VE BENZERİ PROGRAMLARIN YAYINLANMASI KESİNLİKLE YASAKTIR. YASAL UYARI !!! Sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar tamamen tanıtım amaçlıdır.Her yapımcı firma tarafından kendi isimleriyle tescil ettirilmiştir. Bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır. Bu dosyaları bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız T.C. yasalarına göre suç sayılır. Filmler tanıtım amaçlı olduğundan yapımcı veya ona bağlı yayıncı şirketinin bize mail atması halinde, isteği üzerine film dosyaları kaldırılır. Bu kuralı ihlal eden internet kullanıcıları bu siteyi kullanamazlar. Kullanmalarından doğacak tüm sorunlardan ve kanun ihlallerinden maynaq.net sorumlu tutulamaz. Lütfen bu materyallerin lisanslarını ve albümlerini satın alınız.Yasal çerçeve içerisinde kullanmaya özen gösteriniz. Bunun dışındaki hiç bir kullanım tarzı maynaq.net tarafından hiç bir şekilde desteklenmemektedir. TÜM SİTE ZİYARETÇİLERİNE DUYURULUR... İrtibat : erkekcadi@gmail.com
SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal