Maynaq.net Facebookta



Büyük Düşünürler...

DivX Indir , XviD Indir , HD Film Indir , DvD Film Indir , Mp4 Film Indir , Film Indir , Torrent Film Indir , Dizi Indir , Belgesel Indir , program download, oyun download, dizi download, duckload, hotfile, fileserve, film download, film indir, güzel sözler, video, sinema, programlama, php dersleri, asp dersleri, html dersleri, fıkralar, müstehcen fıkralar, full albüm indir, full albüm download/Büyük Düşünürler... => Thales   Bilimsel düsüncenin göreli olarak en arinmis biçimiyle ilkin Miletli Thales’de ortaya çiktigini görüyoruz. Thales, dar anlamiyla

Gönderen Konu: Büyük Düşünürler...  (Okunma sayısı 1438 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Büyük Düşünürler...
« : 14 Eylül 2008, 11:39:28 Paz »
Thales
 
Bilimsel düsüncenin göreli olarak en arinmis biçimiyle ilkin Miletli Thales’de ortaya çiktigini görüyoruz. Thales, dar anlamiyla felsefe tarihinin basinda bulunan düsünürdür. Onun için Yunan felsefesi- dolayisiyla da bu felsefeye dayanan Bati kültür çevresinin felsefesi – Thales ile baslatilir. Nitekim Aristoteles de, Metafizik’indeki sözü geçen felsefe tarihi taslaginda,ilk filozof olarak Thales’i ele alir.
Thales’in hayati ve felsefesi üzerine bildiklerimiz hem az hem de pek güvenilir degil.Thebai’den Ionia’ya gelmis bir ailedenmis. Ünlü Atinali kanun koyucu Solon ile Lidya Krali Kroisos’un çagdasi.Asagi- yukari 625- 545 yillari arasinda yasamis oldugu saniliyor.585 yilindaki günes tutulmasini önceden hesaplayip haber vermis.Misir’da bulundugu söyleniyorsa da, pek belli degil.Yalniz Misirlilarin geometrisinden çok sey bildigi anlasiliyor.Aristoteles’ten ögreniyoruz ki, Thales suyu,sivi olani, arkhe, yani her seyin basi, kökü, ilkesi sayiyormus.Onun felsefesinin özü bu imis. Her sey sudan türer, yine suya döner.Düz bir tepsi gibi olan yer de su üstünde, sonsuz Okeanos’ta yüzer.
Thales’in ögretisi, kolayca görülebilecegi gibi, mythos ile büsbütün ilgisiz degil.Örnegin burada Okeanos sözü geçiyor. Yunan mitolojisinde Okeanos (Okyanus)tanrilar ile insanlarin babasidir.Sonra Thales suya “tanrisal” diyormus. Bu damythos’un etkisini göstermektedir. Ögretisine mythos böylesine karistigina göre, Thales’e neden “felsefenin babasi” deniyor? Onu “felsefenin babasi”yapan, dogu görüsünü deneylere ve bu deneyleri düsünce ile islemeye dayatmak istemesi, buna girismesidir.
Dogayi açiklamak için girisilen en eski denemelere – soyut olarak dile getirilmemis olsa bile- belli bir düsünce kilavuzluk etmektedir; bu da: “ Hiç’ten hiçbir sey meydana gelmez” düsüncesidir (Aristoteles, bunu hakli olarak belirtiyor) Bundan dolayi kendisi meydana gelmemis ve yok olmayacak olan bir varligi her seyin ilknedeni olarak kabul etmek gerekiyordu. Meydana gelmemis ve yok olmayacak olan varlik da, kendi kendisiyle özdes kalan, kalici olan bir ana maddedir,arkhe’dir. Thales’in göz önünde bulundurdugu da maddi bir varlik olan su’dur.Suya anamadde (arkhe) deniyor, her sey kendisinden olustugu için. Her sey sudan, bu anamaddeden çiktigi için de, ondan kurulmustur.
Konuyu Paylaş:
  digg  slashdot  delicious  technorati  facebook  twitter  google  google
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan


Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #1 : 14 Eylül 2008, 11:40:05 Paz »
Demokritos (MÖ 460-370)
Demokritos’un dogdugu yer Ionia’da Teos ( Urla’nin güneyinde) olmali. Kendisine “Abderali filozof” deniyorsa da, belki de sonradan buraya gelip yerlesmistir.Uzun yolculuklara çikmis, bütün Yunanistan’dan baska, Misir’i, Anadolu’yu, Iran’i dolasmis. Yurdunda siyaset islerine hiç karismamis, kösesine çekilmis bir bilgin hayati yasamis. “Bir taniti bulmayi, Pers krali olmaktan üstün tutarim” dermis. Ilkçagin en büyük doga arastiricisi sayilir.
“Varolan” ona göre de, meydana gelmemistir, yok olmayacaktir, degismezdir, hep kendi kendisiyle ayni kalir. Ama “varolan”in disinda bir de “varolmayan”, yani “bosluk” da, uzay da vardir.Uzay yüzünden “varolan”, kendileri artik bölünmeyen, görülemeyen kiliklara (ideai) ayrilir.Bunlara da Demokritos atom (bölünemeyen) adini verir. Atomlarda olabilen biricik degisiklik harekettir, yani yer degistirmedir. Atomlarin birbirlerinden ayrilmalari, sadece nitelik bakimindandir, sadece büyüklük, küçüklük, yer, düzence vb. ayriliklaridir. Onun için Demokritos atomlarda ( bu gerçek varliklarda) renk, ses, sicaklik, sogukluk vb. niteliklerin bulunmadigini söyler. Renkleri görmemiz, sesleri isitmemiz, sicakligi duyumlamamiz, tatliyi, aciyi tatmamiz, ancak, bir duygu yanilmasidir, bir “karanlik” bilgidir. Duyular, asil gerçegi, yani nesnelerin artik bölünemeyen son parçalarini (atomlari) bilebilecek gibi keskin degildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu, gerçek yapisini göremez, bunu ancak düsünen akil kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos, henüz düsünme ile algi, düsünülen dünya ile algilanan dünya arasinda ilkece bir ayrilik yapmiyor; bu ikisini birbirinden ayiran yalniz, keskinlik ve kesinlik dereceleridir.
Demokritos Anaxagoras’in anlayisi ile savasarak, onun teleolojik açiklama denemesi karsisina çok kesin bir mekanist görüsü koyar: Evren yalnizca atomlarin çarpismalari ve birbirleri üzerindeki basinçlari ile olusmustur; evrendeki olusa kesin bir zorunluluk egemendir; bütün olup bitenler, nedenlerden zorunlu olarak meydana gelmislerdir. Böylece Demokritos, Anaxagoras’in ögretisinde belirir gibi olan erek (telos) kavramini kabul etmedigi gibi, rastlanti kavramini da açik olarak reddeder: Rastlantinin sözünü etmemiz yalniz bilgisizligimizden ileri gelir; bir olayin nedenini bilmedik mi, bunu rastlantiyla açiklamaya kalkisiriz.
Bu görüsüyle de Demokritos mekanist bir doga biliminin temellerinin atmis oluyordu.
Demokritos “ gerçek, atomlar ve atomlarin hareketleridir” ögretisini ruhu açiklamada da kullanir. Örnegin, algi ile düsünme, bu iki ruh olayi ona göre vücudumuzdaki atomlarin en incesi, en hafif ve en düzü olan ates atomlarinin( bunlar vücudu sicak tutarlar, hareketli, dolayisiyla canli kilarlar) bir hareketidir. Bu da açikça materialist bir anlayistir. Gerçi Demokritos’tan önceki filozoflar da “varolani”, bu arada ruhu da, cisimsel saymakla materialisttirler, ama Demokritos’unki çok bilinçli bir materializm.
Demokritos’un ahlak ögretisi de doga felsefesine dayanir. Kalan birçok fragment’den, onun “dogru bir yasayisin dayanaklari nedir?” sorusunu, kendisinden önceki felsefede bulamadigimiz bir ölçüde arastirdigini görüyoruz. Bu bakimdan Demokritos bir geçit döneminin düsünürüdür. Ondan önce baslica kosmos (doga) sorunu üzerinde durulmustu: Demokritos’ta ise insan hayati ile ilgili sorunlar, kosmos sorunu kadar yer almislardir. Nitekim Yunan felsefesinin bundan sonraki dönemi de baslica insan ile ilgili sorunlari ele alacaktir.
Demokritos’a göre duygular ile istekler de ates atomlarinin hareketleridir. Bu hareketler durgun, ölçülü iseler insani mutlu yaparlar, çok kizisik iseler mutsuzluk yaratirlar. Onun için mutluluk, ruhun dinginligidir. Demokritos ruhun bu durumuna euthymia (ruhun iyi durumda olmasi) diyor. Euthymia’yi insan eylemlerinin son eregi yaptigi için, Demokritos, bundan sonra Yunan ethiginde baslica bir anlayis olacak olan eudaiminizm’in ( mutçulugun) kurucusu sayilabilir.
Demokritos’un eudaimonizmi çok temiz ve soylu. Mutluluga erismek isteyen, yararina olanla olmayani ayirt etmeyi bilmelidir. Bunun ölçüsünü de insan, haz ve aci duygularinda bulabilir, yalniz, göreli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olani ayirmayi da bilmelidir. Göreceli olarak iyi olanla, mutlak olarak iyi olani ayirmayi da bilmelidir. Göreli olarak iyi olanlar: maddi-duyusal sevinçler, güzellik, seref ve zenginlik gibi seylerdir. Mutlak iyi ise, ruhun iyi bir durumda bulunmasidir (euthymia). Ruh böyle bir durumda olunca, insan yalniz iyi olandan sevinç duyar, kötüyü yapmak söyle dursun, istemez bile. Insanin ahlakça degerinin ölçüsü, düsünüsüdür. Insan disaridan bagimsiz olarak, sevinçlerini kendisinden devsirebilecek durumda olmalidir. Mutlu olmak için yapilacak sey, ruh dinginligine erismek, bunun için de her türlü sarsici tutkulardan, duygulanimlardan kaçinmaktir. Demokritos bu duruma en iyi bilgelikte varilacagi kanisindadir.
Demokritos, astronomide Pythagorasçilari bir yana birakirsak, gelismenin en yüksek noktasidir. Ama Demokritos, öbür yandan, dogadan çok insanla ilgilenen yeni bir gelismenin, baslica insan sorunu üzerinde duran bir düsünürler toplulugunun da çagdasidir.Bu düsünürlere de Sofistler adi verilir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #2 : 14 Eylül 2008, 11:40:27 Paz »
Anaxogoras

Ionia’da Klazomenai’de ( Izmir- Urla yakininda bugünkü Güladasi) dogmus. Buranin soylu bir ailesinden. 462 yilinda Atina’ya gitmis, burada 30 yil kalmis. Perikles’in yakin dostu imis. Perikles’in muhalifleri onu Tanrisizlikla suçlandirmislar, çünkü Yunanlilarca Tanri sayilan günesin bir ates yigini oldugunu söylemis. Yasadigi yilalrin 500-428 arasinda oldugu saniliyor. Anaxagoras bu dönemin en büyük doga bilginidir.Matematikteki bilgileriyle ün salmistir. Astronomide de buluslari varmis: Ay isigini, ay ve günes tutulmalarini dogru olarak açiklamis.
Empedokles gibi Anaxagoras’a göre de : Duyu verileri arastirmalarimiza çikis noktasi olarak alinmalidir –duyularin bilgi degerleri sinirli bile olsa. Ona göre de, kesin anlaminsa bir meydana gelme ile yok olma yoktur. Görünürdeki olusma ile yok olma, asil olan, gerçekten varolan öz’lerin (khremata), tohum’larin (spermata) birlesmesi ve dagilmasindan baska bir sey degildir. Anaxagoras, deney dünyasindaki nesnelerin nitelik bakimindan sayisiz çesitliligi dört ögenin birlesmesiyle açiklanamaz diyor. Deney dünyasinda nitelik bakimindan ne kadar çesitlilik varsa, nitelikçe birbirinden ayrilan o kadar sperma (ana-madde) vardir.
Empedokles düsüncesini mitolojik-edebi bir biçimde dile getirmisti. Anaxagora’ta bu kalkiyor, ayrica, Herakleitos ile Empedokles’teki gerginlikler, karsotliklar yerine evrenin birligi konuluyor. Kendisinden öncekiler gibi gerçegi maddi bir sey olarak düsünen Anaxagoras, sayisiz spermalar arasinda, bütün ötekiler için hareket nedeni olacak maddeyi arar ve bunu kendi içinde canli bir sey diye düsünür. Ionialilarin ana- maddesi gibi. Bu madde, bütün ötekilerini kendinden harekete getirir. Ancak, diyor Anaxagoras, algilarimiz bize evreni düzen, eregi olan bir bütün olarak gösterirler; dolayisiyla hareketi saglayan kuvvet de, düzenleyen, bir erege (telos) göre olusturan bir kuvvet olacaktir. Onun için Anaxagoras, olusu meydana getiren ilkeye, gördügü is düsünce yetisininkine benzediginden, Nous adini verir. Ancak, düsünce yetisine, akla benzetildigi için Nous’u maddi olmayan bir ilke diye anlamamali. Nous da maddedir, yalniz pek ince, pek seçkin bir maddedir.O, bütün nesnelerin en incesidir, en arinmisidir, yalniz basina oldugunda yalinç ve hiçbir seyle karismamis bir durumdadir; çesitli niteliklerde görünmesine karsin, hep kendi kendisine esittir, kendi kendine hareket edebilen biricik maddedir, bütün öteki varliklarin hareket ilkesidir. Nous, Herakleitos’un Logos’u gibi, evrene egemen olan kuvvettir; evreni harekete getirip olusturmasi bakimindan da Herakleitos’un ates’inin gördügü isleri görür. Yalniz, bu arada çok temelli bir ayrilik da var: Herakleitos’un ates’i olus sürecinin içinde eriyordu ve her seye dönüsüyordu. Anaxagoras’in Nous’u ise, hep öteki nesnelerin karsisinda, onlardan ayri, kendi basinadir.
Anaxagoras: nasil bir balçik yigini kendiliginden bir heykel olamazsa, bunun için nasil bir heykelcinin çalisip bu balçik yiginina bir biçim kazandirmasi gerekirse, bunun gibi, sperma’larin khaosu, kendiliginden, gördügümüz düzenli, belirli nesnelerin dünyasini meydana getirmis olamaz. Bunun için, düzenleyici, biçimlendirici bir kuvvet olan Nous’un ise karismasi gerekir, diyor. Telos düsüncesini – bir baslangiç olarak da olsa –felsefeye ilk olarak getiren odur.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #3 : 14 Eylül 2008, 11:40:46 Paz »
Eleali Zenon


Aristoteles’e göre Eleali Zenon (yaklasik olarak 490-430), düsüncenin düstügü gelismeler ögretisi anlamindaki dialektik’in bulucusudur. Zenon, Parmenides’in Bir Olan’in biricik gerçek varlik oldugu ögretisini, çoklugu ve hareketi varsaymanin düsünülemeyecegini, böyle bir düsüncenin çelismelere sürükleyecegini göstermeye çalismakla desteklemistir. Bunu da o, çokluga ve harekete karsi ileri sürdügü pek ün salmis olan kanitlariyla yapmistir.
Çoklugun olamayacagini gösteren kanitlardan birine göre: Nesneler bir çokluk iseler, hem sonsuz küçük, hem de sonsuz büyüktürler. Çünkü varolani böler de, bu böldügümüz parçalarin artik bölünemez noktalar oldugunu düsünürsek, bunlar büyüklügü olmayan bir hiç olurlar; bir araya getirirsek bunlari, yine olumlu bir büyüklük elde edemeyiz; büyüklügü olmayan bir seyin kendisine eklenmesiyle hiçbir sey, büyüklük bakimindan bir sey kazanmaz. Bu parçalari uzamli – uzayda yer kapliyorlar – diye düsünürsek, çogun bir araya gelmesiyle sonsuz bir büyüklük meydana gelecektir. Ikinci bir kanita göre: Nesneler çok iseler, sayica hem sonlu, hem de sonsuz olurlar. Sayica sonludurlar, çünkü ne kadar iseler o kadar olacaklardir, daha çok ya da daha az olamayacakladir. Sayica sonsuzdurlar da nesneler, çünkü boyuna birbirlerinin sinirlarlar, böylece de kendilerini baska nesnelerden ayirirlar; bu baska nesnelerin kendileri de yine yakinlarindaki nesnelerle sinirlanirlar ve bu böyle sürüp gider. Üçüncü bir kanitta Zenon “her sey uzaydadir” deyince uzayin da bir uzay içinde bulunmasi, uzayin içinde bulundugu bu uzayin da yine bir uzayda bulunmasi gerekir diyor: bu da böylece sonsuzluga kadar gider.
Hareketin gerçekligine karsi Zenon’un ileri sürmüs oldugu kanitlari Aristoteles’teb ögreniyoruz. Bunlarin arasinda en çok bilineni, Akhilleus ile kaplumbaga arasindaki yaris kanitidir. Bu yarista, kendisinden biraz önce yola çikan kaplumbagaya Akhilleus hiçbir zaman yetisemeyecektir, çünkü baslangiçtaki kaplumbaga ile kendi arasindaki mesafeyi kosmak için geçen zaman içinde kaplumbaga, az da olsa, biraz ilerlemis olacaktir. Akhilleus’un bir de bu araligi kosmasi gerekecektir, ama bu arada kaplumbaga, pek az da olsa, yine biraz ilerlemisti; bu böylece sonsuzluga kadar gider. Bu kanitin özünü bir baska kanitta daha iyi görebiliyoruz: “ Bir kosu pistinin sonuna hiçbir zaman ulasamazsin”, çünkü pistin önce yarisini geride birakmak zorundasin, bu da böylece sonsuzluga kadar gider. Sonlu bir zaman içinde sonsuz sayidaki uzay araliklari nasil geçilebilir? Bir baska kanit: “ Uçan ok durmaktadir”, çünkü bu ok her anda belli bir noktada bulunacaktir; belli bir noktada bulunmak demek de durmak demektir; ama hareketin her bir aninda duruyorsa, ok , yolunun bütününde de durmaktadir. Su son kanit da hareketin göreligine – relatifligine –dayanmaktadir: Belli bir noktalar dizisi, biri durmakta olan, öteki de ters dogrultuda ilerleyen iki dizinin yanindan geçerse, ayni zaman içinde hem büyük, hem de küçük bir mesafeyi geçmis olacaktir, yani bu dizinin ayni zaman içinde çesitli hizlari olacaktir, hareketini duran ya da ters dogrultuda ilerleyen dizi le ölçüstürdügümüze göre.
Zenon’un bu keskin antinomia’lari, tabii, yalniz sunu göstermek için: Varolani bir çokluk ve hareket diye düsünürsek çelismelere düseriz, öyle ise Var olan ancak “bir” ve hareketsiz olabilir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #4 : 14 Eylül 2008, 11:41:06 Paz »
Parmenides

Parmenides (dogumu asagi yukari 540 yilinda), yalniz çigir kuran bir filozof degil, yurdu Elea’da devlet adami, kanun koyucu olarak da önemli bir rol oynamis.Ögretisinde, Anaximenes, Xenophanes ve Pythagorasçilardan gelen etkiler var.Ama bunlarin yaninda, büsbütün yeni olan bir çizgi de var onda: Dialektik’e,yani salt kavramlarla çalismaya bir egilim. Parmenides, Yunan mantik ve dialektigininin babasidir.
“Dogru (aletheia) ve Sani (doxa) üzerine” bir arastirma olan yapitinin basinda, Günes Kizlari, filozofu her seyi bilen Tanriçaya götürmektedirler; Tanriça ona bilgeligi, yasamanin o biricik dogru yolunu ögretecektir. Filozof, ondan iki sey ögrenip ölümlülere bildirecek: Tam ve son dogru ile içlerinde gerçekten inanilabilecek hiçbir sey bulunmayan insanlarin sanilarini. Ögretici (didaktik) ve manzum olan yapit da, buna göre, iki bölüme ayrilir: “ Dogru’ya giden yol” ile “ Sanilara götüren yol”.
Birinci bölümde,biricik dogru olan “ Bir varlik” incelenir ve su sonuca varilir: Bir Varlik vardir –Parmenides buna, kisaca, Bir, Bir olan da der. Bir birliktir o, kendi içine kapalidir, dogmamistir, yok olmayacaktir, degismez, bölünmez,yogunlasmaz, seyreklesmez. Bunun karsiti olan her görüs, varolmayani var diye göstermek zorunda kalir, bu da olamaz. Çünkü Varolan meydana gelmis bir sey olsaydi, varolmayan bir seyden dogmus olmasi gerekirdi, böylece varolmayan gerçekten varolmus olacaktir. Yok olsaydi, yerine varolmayan geçecektir.Degismede, hiç olmazsa belli bir yönüyle, bir meydana gelme ile bir yok olmadir. Bölünebilir olsaydi Varlik, bölümlerin arasina bir varolmayan girerdi. Yogunlasma ile seyreklesmede de böyledir: Yogunlasma ile seyreklesme, bir maddenin az ya da çok bir bölümünün bir araya birikmesi demektir.Bilginin amaci ve ödevi : Varolani düsünmektir;yanilmasi da:Varolan içinde varolmayani düsünmeye, bunu varsaymaya kalkismasidir. “Yalnizvarolan vardir ve ancak bu düsünülebilir: Varolmayan yoktur ve düsünülemez de”Bu, Parmenides’in ana- önermesidir.
Parmenides’te ilk olarak, deney bir yana birakiliyor, salt düsünme ile – Varlik üzerinde yalniz düsünmekle—Varolanin nitelikleri türetilmeye çalisiliyor, Varlik’in özü geregi,meydana gelmemis, degismez,bölünmez oldugu sonucuna bu yolla variliyor.
Bundan önceki felsefelerin göz önünde bulundurdugu amaç,deney dünyasinin inandirici bir açiklamasini yapmakti – deney dünyasindaki nesnelerin çoklugu, çesitliligi bir kökten türetilmek isteniyordu.Parmenides’in ögretisi bunu gözden kaçirmistir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #5 : 14 Eylül 2008, 11:41:40 Paz »
Xenophanes

Herakleitos‘un çagdasi olan Xenophanes ( asagi yukari 569- 477 arasinda yasamistir) Kolophonludur. ( Bugünkü Izmir ile Efes arasinda) . Bir filozof olmaktan çok,din bakimindan bir ögretici.
Ögretici nitelikteki kosugundan kalan parçalarindan Xenophanes’in , halk dininin tanrilari insan gibi tasarlamasiyla savastigini görüyoruz. Bu , onun gördügü baslica is. Tanrilarin bu insanlastirilmasi – anthropomorphism- Homeros ile Hesiedos’ta yüksek edebi bir biçim de kazanmisti ve bunlarin Yunan egitiminde çok önemli bir yerleri vardi. Xenophanes söyle diyor: “ Homeros ile Hesiedos,ölümlüler (insanlar) arasinda suç sayilan, utanilan bütün seyleri tanrilara da yüklemislerdir.Tanrilar hirsizlik ederler, yalan söylerler, eslerini aldatirlar. Sonra: ölümlüler saniyorlar ki, tanrilar da kendileri gibi dogmuslardir, kendileri gibi giyinirler, kendilerinin biçimindedirler. Nitekim Habesler tanrilarini kendileri gibi kara ve yassi burunlu; Trakyalilar sarisin ve mavi gözlü diye düsünürler. Böyle olunca, atlarin,arslanlarin elleri olup da resim yapabilselerdi, atlar tanrilarini at gibi, arslanlar da arslan gibi çizeceklerdi. Oysa tanrilar ne arslan biçimindedirler, ne zenciler gibidirler, ne de Yunan heykellerinde oldugu gibi insan kiligindadirlar”. Halk dininin tanrilari insan biçiminde tasarlanmasina karsi, Xenophanes kendi tanri tasarimini koyar.
Bu, arinmis bir tanridir. Ona göre: “Bir tanri vardir; bu , tanrilar ve insanlarin en ulusudur; ne biçimi, ne de düsünmesi bakimindan ölümlülere benzer; bu tek Tanri bastan asagi isitmedir, bastan asagi düsünmedir; her seyi düsünceleriyle hiç zahmetsiz yönetir”.
Xenophanes’in bu tanri tasarimi,tektanriciliga ( monotheism) dogru atilmis bir adimdir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #6 : 14 Eylül 2008, 11:42:05 Paz »
Herakleitos
Ioania filozoflarindan dördüncüsü. Ephesos’ta (Efes) dogup yetismistir. Asagi yukari M.Ö. 540-480 yillari arasinda yasadigi hesaplandigina göre, Herakleitos, Milet’li filozoflardan daha genç, Ephesos’un aristokrat bir ailesinden. Yapiti çok güç anlasilir, karanlik bir üslup ile, özdeyisler biçiminde yaziliymis. Onun için ilk çagda ona “karanlik Herakleitos” denmistir.Yurdunun politik sosyal gelismesinin begenmeyip köseye çekilen, bu yalnizligi içinde varliklarin özünü kavramaya çalisan Herakleitos, yigini hor görür. Ona göre yigin anlayissizdir, her seyin dis yönüne takilip kalir, bos inançlar içinde yuvarlanip gider.
Ona göre evrenin temel maddesi ates’tir. Ates, bütün varolanlarin ilk gerçek temelidir, bütün karsitlarin birligidir, içinde bütün karsitlarin eridigi birliktir. Herakleitos sunu belirtmekten usanmaz: Evren boyuna akan bir süreçtir, basi sonu olan bir degismedir, hiç durmayan,bu degisme içinde kalan, sürüp giden hiçbir sey yoktur. “Panta rei” her sey akar: Bu onun ana görüsü. Iste atesin ilk madde (arkhe) oldugu düsüncesine de Herakleitos buradan variyor. Örnegin, bir tahtayi yakip kemiren alevin yakindan bakildikta, boyuna ilerleyen bir süreç oldugu görülür; alev, tahtayi boyuna yakip kemirir, onu boyuna duman ve buguya çevirir. Evren de böyle tükenmez canli bir atestir, sürekli bir yanma sürecidir. Daha dogrusu, dönümlü(periyodik) bir süreçtir bu. Bunda sürekli olarak, bir “yokus yukari” çikaran,bir de “yokus asagi” indiren yol vardir. Evren atesten meydana gelmistir ve burada olup bitenlerin sonundaki “büyük yil”da yeninden ates tarafindan kemirilecektir –yeninden dogmak için. Bu, böylece, dönüsümlü olarak, hiç tükenmeden sürüp gider.
Bu sürekli olus içinde durucu, kalici bir sey buldugumuzu sanirsak, Herakleitos’a göre, bu, bir yanilmadir, bir aldanmadir. “Ayni irmakta iki kez yikanamayiz. Ikinci kez girdigimizde bu irmak büsbütün baska bir irmaktir artik. Bu arada, akip giden sular onu baska bir irmak yapmislardir.” Karsimizda, “ayni sey”in bulundugunu sandigimiz her yerde durum böyledir. Kalici seyler varmis sanisina kapilmamiz,degismenin kuralsiz degil de, belli bir düzene, belli bir ölçü ve yasaya göre olmasi yüzündendir. Bu ölçüye, bu yasaya, Herakleitos “logos” diyor.Evrende egemen olan yasadir, düzen ve akildir (logos).
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #7 : 14 Eylül 2008, 11:42:21 Paz »
Empedokles

Empedokles Sicilya Adasinin güney kiyilarinda bulunan Akragas ( ya da Agrigentum) sehrinden. Ailesinin sehrin siyasi hayatinda pek sözü geçermis; kendisi de bir aralik basta bulunmus, krallik bile önerilmis kendisine, ama kabul etmemis, demokrasiyi ögütlemis. Fizikçi, hekim, hatip, mucizeler gösteren ve arindiran rahip olarak Güney Italya kentlerinde dolasmis.Ölümü de efsanelestirilmistir: Kendisini Etna Yanardagina atmis oldugu söylenir – belki de onu Tanrilastirmak için yapilan çabalardan biri bu – siyasi sürgün olarak Peloponnes’te ölmüs olmasi ihtimali daha büyük. “Peri physeos” (Doga üzerine) ve “ Katharmoi” (Arinmalar) adli iki eseri vardir.
Empedokles’in ögretisinin çikis noktasi, bir yandan Parmenides’in savidir: Meydana gelme ile yok olma diye bir sey yoktur aslinda. Ama öbür yandan da Empedokles duyularin bize gösterdigi bir olguyu, meydana gelme ile yok olmanin görünüsünü, bu olaylari açiklamaya çalisir. Ona göre, insanlarin meydana gelme dedikleri seyi temel maddelerin bir karismasi, yok olma dedikleri de bu karismanin dagilmasidir. Çok büyük parçalardan kurulmus olan temel maddelerin kendileri, (bunlara Empedokles, Rizomata panton= her seyin kökenleri diyor) meydana gelmemislerdir, yok olmazlar, degismezler, bunlar Parmenides’in bengi varligi gibidir.
Doga bilgisinin gelismesinde çok önemli bir yeri olan öge (element) kavramini ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmustur denilebilir.Öge, burada, kendi içinde bir cinsten, niteligi bakimindan degismeyen, artik bölünemeyen, yalniz çesitli hareket durumlarina geçebilen madde demektir. Bu anlayisla da, Parmenides’in “Varlik” kavrami ise yara bir hale getirilmis oluyordu.Bu ögeler de, Empedokles’e göre, dört tane imisler: Toprak, su, ates, hava.
Empedokles’e göre, bu dört öge, evren yapisinin ancak gereçleridir. Evren bu gereçlerden kurulmustur. Dört ögenin kendileri, tipki Parmenides’in “Varlik”i gibi degismez tözler olduklarindan, bunlarin kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz; yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karisamazlar, kendiliklerinden bir karismayi bozamazlar. Onun için doga açiklamasinda, bu dört ögenin yani sira bir de hareketin bir nedeni, hareket ettirici bir güç de gerek. Empedokles’e göre , dört ana – ögeyi birbiriyle karistiran, bunlarin karisimlarini yeniden çözen neden de sevgi ile nefrettir. Empedokles’in bu anlayisinda, madde ile kuvvet (olusu saglayan neden), ilk olarak, iki ayri ilke olmuslardir.
Ayni zamanda bir hekim olan Empedokles, canlilarin dünyasina da yakin bir ilgi göstermistir. Ona göre, bitkiler ilk organizmalardir ve hayvanlar gibi canlidirlar.
Empedokles’in insan üzerinde de ilgi çekici gözlemleri var: Kan, insan hayatinin ana-tasiyicisi ve düsünmenin merkezidir. Kanda ögeler, en olgun bir biçimde birbiriyle karismislardir. Insanin bütün yetenekleri, bu karisimin olgunluguna baglidir. Bir doga bilgini olarak duyularin gösterdikleri üzerinde önemle duran Empedokles’in sensualist bilgi ögretisine göre, biz evreni biliyoruz, çünkü biz de onunla ayni özdeniz, biz kendimiz de dört ögeden kurulmus oldugumuzdan, ayni ögelerden kurulmus olan bir varligi biliriz.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #8 : 14 Eylül 2008, 11:42:40 Paz »
Anaximenes

Milet okulu’nun, bu ilk doga felsefesi çigrinin üçüncü ve sonuncu düsünürü olarak da Anaximenes gösterilir. Anaximandros’un ögrencisi imis, ondan bir kusak da gençmis.Yapiti, Ilkçagin geç dönemlerinde de biliniyormus.
Anaximenes de arkhe sorunu üzerinde durur; o da,Anaximandros gibi, anamaddenin, bu varlik temelinin birlikli ve sonsuz olmasi gerektigini söyler.Ama bu sonsuz seyi, o da, Thales gibi, belirli bir seyle bir tutar: Ona göre ilk- madde hava’dir. Hava, sonsuz bir hava denizi olarak evreni kusatir ve yer de bu hava denizinde düz bir tepsi gibi yüzer.
Anaximenes’in iki anlayisi var ki, felsefeye iki yeni görüs olarak girip yerlesmislerdir.
1- Anaximenes,“ bir hava (soluk) olan ruhumuz ---psykhe --- bizi nasil ayakta tutuyorsa, bunun gibi, bütün evreni(kosmos) de soluk ve hava sarip tutar,”diyor. Böylece, ruh kavrami felsefede ilk defa olarak ortaya çikmis oluyor. Burada ruh, insanin canli vücudunu ayakta tutan, daha dogrusu bir arada tutan, onu canli kilan, onun cansiz bir yigin olarak dagilmasini önleyen “sey”dir; burada ruh, yasam diye, canli vücudu cansizdan ayiran diye anlasiliyor ve soluk ile bir tutuldugu için, maddi bir sey olarak düsünülüyor tabi. Nasil hava– soluk- olan ruh, insanin vücudunu cansiz bir madde olarak dagilmaktan koruyorsa,bunun gibi, hava da evrenin bütününü, onun düzenini ayakta tutar. Hava: Canli,canlandiran sey, etkin olan bir ilke. Onun bu canliligi, etkinligi olmasaydi,evren, sadece, ölüm, dagilan bir yigin olurdu; Boyuna yeni biçimler alan,kendini canli olarak degistiren, yaratici bir varlik olmazdi.
2- Anaximenes,ana maddenin canli olmasi gerektigini düsünmekle, “madde” kavraminin belirlenmesine dogru önemli bir adim atmis oluyordu. Anaxmienes, havayi,hayatin ve ruhun asil maddesi saymakla, genel olarak madde kavrami da kendisinde bir seyler olan, bir seyler geçen, madde kavrami belirmis, bununla da bu maddede olup bitenler üzerinde, maddedeki süreç üzerinde bir düsünmeye yol açmis oluyordu. Gerçekten Anaximenes, bu soru üzerinde durup düsünmüstür. Kendi kendisiyle, ayni kalip degismeyen, bununla birlikte bir yigin kiliga giren ana maddedeki bu süreç, bu degisme nasil oluyor? Anaxmienes’in ögrettigine göre: Hava, yogunlasma ve gevsemesiyle çesitli nesnelere dönüsür. Genislemesi ve gevsemesiyle ates olur; yogunlasmasiyla rüzgarlar, bulutlar meydana gelir: Bulutlardan su, sudan toprak, yüksek bir yogunlasma derecesinde de taslar meydana gelir. Böylece, ates, sivi ve kati–maddenin bu üç ana biçimi- özü bakimindan hep kendisiyle ayni kalan tek birana maddenin çesitli yogunlasma ve gevseme evrelerinden baska bir sey degildir.
Anaxmienes, Milet okulunun son filozofudur.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #9 : 14 Eylül 2008, 11:42:59 Paz »
Pythagoras

Bildigimize göre, Pythagoras ( 580-500 aralarinda) Samoslu ( Sisam adasindan) imis, genç yasinda Güney Italya’ya göçmüs. Burada Kroton sehrinde yerlesip gizli bir din tarikati kurmus..6. yüzyilin ortalarinda Yunanistan’da yayilmaya baslayan bir dinin, efsanevi sarkici Orpheus’un kurdugu Orphik kültün çok etkisinde kalmis. Ruhun göçtügüne, doguslarin dönümlü (periodik) olduguna, bedenden ayrilan bir ruhun insan ve hayvan bedenlerine girdigine inanma, Trakya Dionysos’una tapan Orphiklerin baslica inançlaridir. Pythagorasçilar aslinda bir din toplulugu ama matematik ve musiki ile çok ugrasmislardir. Matematik ile musiki arasinda bir baglanti da kurmuslardir. Pythagora’in kendisi, ses perdesi ile tel uzunlugu arasinda bir iliskinin oldugunu bulmus. Ondan sonrakiler sayi oranlarinda seslerin gizli baglantilarini aramaya girisip bir sesin niteligi ile ses dizisindeki yerini bu sese karsilik olan sayinin niteligi ve sayilar dizisindeki yeri ile bir tutmuslar.
Matematik ile böylesine yakindan ugrasan Pythagorasçilar, sayilardan edindikleri bilgileri genellestirerek sayilari bütün varligin ilkeleri (arkhe) yapmislardir. Örnegin, belli bir sayi belli nitelikleriyle adalettir, bir baska sayi ruhtur, bir baskasi akildir vb. Böylece her sey için sayilarda bir karsilik bulmuslardir.
Onlara göre, nesnelerin özü, gerçegi, varligin anamaddesi ( arkhe) sayidir. Ilk Pythagorasçilar sayinin ideal yapisini henüz bilmezler, onlar da sayiyi cisimsel bir sey diye tasarlarlar.
Nitekim kosmoloji sorusuna, “ sayilardan nesneler nasil meydana geliyor?” sorusuna verilen yanitta, sayilarin cisimsel birer etken olduklarini görüyoruz.Sayilarin kendisi, tek ile çiftten ya da “sinirsiz” ile “sinirlayan” dan kurulmuslardir. Tek – çift, bir – çok, sag – sol, erkek – disi, duran – kimildayan, dogru – egri, aydinlik – karanlik, iyi – kötü, kare – dikdörtgen. Pythagorasçilarin dünya görüsü dualist: sinirlinin, tekin, yetkin ile iyinin karsisinda sinirsiz, çift, yetkin olmayan ile kötü var.
Pythagorasçilarin bilim alaninda en büyük basarilari astronomidedir. Ilk defa olarak yeri, evrenin merkezi olmaktan çikarmislar, onu küre seklinde düsünmüsler, yerin, evrenin ortasindaki görünmeyen merkezi atesin etrafinda dolandigini söylemislerdir.
Baslica Pythagorasçilar: Karsitlar ögretisinin temsilcisi bir hekim ve anatom olan Alkmaion ile Pythagoras tarikati dagildiktan sonra ögretiyi Attika’ya götüren Sokrates’in çagdasi Philolaos’tur
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #10 : 14 Eylül 2008, 11:43:27 Paz »
Anaximandros
Ilk filozoflardan ikincisi Anaximandros’tur. O da Miletli.Thales’ten sonraki kusaktan. Onun ögrencisi, sonra da ardili (halefi) olmus. Günes saatini buldugu, ilk haritayi çizdigi söylenir. “Peri physeos= Doga üzerine”adli bir yapiti varmis. Bu konuda bu adla yazilmis ilk yapitmis bu.
Anaximandros da, Thales gibi, arkhe sorunu üzerinde durmustur. O da var olanlarin kökeninin, anamaddenin ne oldugunu soruyor. Ona göre ilk- maddenin sonsuz, tükenmez olmasi gerekir, çünkü ilk- madde sonsuz yaratmasinda sinirsiz ve tükenmez oldugunu gösteriyor.Sonsuz kavramini ilkin açik olarak belirleyip, bunu maddeye yükleyen Anaximandros olmustur. Ancak, Anaximandros anamaddeye yalniz sonsuzluk niteligini yüklemekle kalmiyor, daha da ileri gidiyor: Ilk –madde yalniz sonsuz degildir, sonsuz olandir da; çünkü ona, daha yakin olan baska bir belirlenim yüklenemez. Thales ilk – maddeyi su ile, demek ki belli, bilinen bir madde ile bir tutmustu.Anaximandros’a göre ise, bunu yapamayiz, çünkü her belli, belirli sey sonlu ve sinirlidir da, yani karsiti ile sinirlanmistir: Sicak soguk ile, sivi olan kati olanla, aydinlik karanlikla, vb. sinirlanmistir. Her belli olan, dolayisiyla sonlu ve sinirli olan sey, meydana gelmis olan bir seydir – sicak soguktan, sivi katidan olusur– ve yeniden karsitina döner. Böylece, birbirinin karsiti olan seylerden biri,öteki karsisinda zaman zaman agir basar; bu da, bunlarin içinden çiktiklari sonsuz anamadde içinde yeniden arinmalarina kadar sürer.
Apeiron anlayisindan Anaximandros çok özgün bir doga görüsü gelistirmistir: Apeiron’dan önce sicak ile soguk olusmustur. Sicak, baslangiçta soguk ve karanlik olani (biçimlendirmekte olan yeri) bir alev küresi olarak bir kabuk gibi sarmisti. Soguk’tan iki karsit: kati ile sivi dogmustur. Sivi’dan,yeri çevreleyen alev küresinin sicakligi yüzünden, bugular yükselip alev küresini halkalara, atesle dolu olan hava tekerleklerine bölmüslerdir.Bu tekerlekler de birtakim deliklerin – günes, ay – alevler saçarlar. Böylece hava(bugu) ile atesin birlesmesinden gök meydana gelmistir.Yer tepsi biçiminde degil, bir silindir, yuvarlak bir sütün biçimindedir ve boslukta serbest olarak durur; gök de yerin etrafinda döner.
Anaximandros’un bu açiklamalarindan açikça sunu görüyoruzogal karsilastigimiz çesitli ve karmasik olaylari, burada tek, yalin bir temele baglamak denemesi yapilmaktadir.Anaximandros’u tam bir düsünür yapan da budur; bu yalinlastirici açiklama denemesi, onun gerçekteki çoklugu düsüncede bir birlige baglamak
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #11 : 14 Eylül 2008, 11:43:51 Paz »
Sokrates

Sofistlere karsi koyanlarin basinda yer alan, ilkçagin en büyük düsünürlerinden biri olan Sokrates, Sofistlere karsi koyar, ama onlarla birlestigi yönleri de vardir. Çünkü Sokrates de, Sofistler gibi, gelenek ve törelerin olusturdugu ölçüler üzerinde düsünmeyi kendisine ilke yapmistir.
Sokrates 469 yilinda Atina’da dogmustur. Heykeltiras Sophroniskos ile ebe Phainerete’nin oglu. Kendisi ve yurttaslarini ciddi olarak incelemeyi, ahlakça olgunlasmak için durmadan çalismayi, hayatinin hep ödevi sayacaktir. O da, Sofistler gibi, baslica, insan hayatinin pratik sorunlariyla ilgilenmistir. Ancak, Sofistler utilitaristtiler, yalniz yarari göz önünde bulunduruyorlardi. Sokrates ise bu soruna gerçek, derin bir ahlaki ciddiyetle yönelir.Onun gerek sessiz, sürekli felsefi düsünmeleri, gerekse Atina’daki orijinal çalismalari böyle bir anlayisla beslenmislerdir. Kendisi bir çigira, bir okula bagli olmadigi gibi, bir çigir da kurmaya kalkismamistir. Ortalikta, çarsida –pazarda dolasir, karsisina çikanlarla konusmaya çalisirdi. Bunu da, insanlari, hayatlarinin anlam ve amaçlari bakimindan düsünmeye, aydinlanmaya kimildatmak, onlarda bu istegi uyandirmak için yapardi. Sokrates felsefesini, dünya görüsünü bu yolla yaymistir: bir sey yazmamistir. Sokrates 70 yasinda iken “gençligi bastan çikarmak ve Atina’ya yeni Tanrilar getirmeye kalkismak” ile suçlandirilip mahkemeye verilmistir. Onu suçlayanlar, anlayissizliklarindan, düsünceleri ayirt etmeyi bilmediklerinden, Sokrates’i Sofist sayiyorlardi. Hayata yol gösteren deger ve ölçülere körükörüne inanmayip bunlari akilla bulmak isteyisinde, bu tutumunda Sokrates Sofistlerle ortakti. Ama onun Sofistlerle bundan sonraki temelli ayriligini, yobaz gelenekçiler ayiramayacak durumda idiler. Sokrates hafif bir ceza ile kurtulabilirdi; ama boyun egmek bilmeyen onuru yüzünden yargiçlari kizdirip ölüm cezasina çarptirilmistir. Tutukevinden de kaçmayi ret etmis ve 399 yilinin mayisinda zehir içerek ölmüstür.
Sofislerin bilgi anlayisi, her bakimdan, tek kisiyi kanilarinda bir relativizme götürmüstü. Sokrates’in ise göz önünde bulundurdugu ; saglam, herkes için geçerli olan bir bilgiye varmaktir. O, doxa (sani)nin karsisina episteme (bilgi) yi koyar. Yalniz episteme hazir, hemen ögrenilebilecek, ögretimle hemen bildirileverilecek bir sey degildir, tersine; birlikte çalisarak, ugrasilarak varilacak bir amaçtir. Onun için Sokrates, Sofistlerin yaptigi gibi, ögretimle bilgileri edindirmeye kalkismaz, çevresindekilerle dogru’yu birlikte aramaya çalisir. Din-gelenek otoritesine gözü kapali baglanmamada Sokrates Sofistlerle bir düsünüyor. Ancak, Sokrates’in akla, düsüncenin objektif degerine, bireylerin üstünde bir normun bulunduguna sarsilmaz bir inanci var. Onu Sofistlerden kesin olarak ayiran da bu inancidir. Onun kendine özgü ögretme ve arastirma yöntemi olan dialog (konusma) da bu inanca dayanir. Konusma’da düsünceler ortaya konur, bunlar karsilikli olarak elestirilir, böylece de herkesin kabul edecegi seye varilmak istenir. Sofisler düsünceleri meydan getiren psikolojik mekanizmayi inceliyorlardi. Sokrates ise, dogru’yu belirleyen aklin bir yasasi olduguna inanir ve çevresindekilerle isbirligi yaparak bu dogru’yu arastirir. “Ben bir sey bilmiyorum” ya da “Bir sey bilmedigimi biliyorum” derken de göz önünde bulundurdugu bu. Onun için bunlari bir süphecilik diye anlamamalidir.
Sokrates, Sofist – Sophistes , bilgici –degil, filozof – philosophos, bilgisever –oldugunu söyler; bilgiyi elde bulundurduguna degil, onu sevip aradigina inanir; kendisi kendini bildigi gibi, kendilerini bilmelerini (“kendini bil!”) baskalarindan da ister. Arastirmanin (dialogun) dis semasi söyledir: Konusmaya baslarken Sokrates, hep kendisinin bir sey bilmedigini söyler. Karsisindaki de, tersine, hep bilgisine pek güvenmektedir, ama ileri sürdükleri de hep pek derme çatma seylerdir. Iste Sokrates’in ünlü ironie’si (alayi) bu karsitlik içinde belirir. Bundan sonra da Sokrates, konustugu kimsede dogru^yu meydana çikarmaya girisir; onun deyisiyle: Ruhta uyku halinde bulunan düsünceleri “dogurtmaya” ugrasir. Bu sanatina da, annesinin ebeligine bir anistirma olarak, maieutike (dogum yardimciligi, ebelik) adini veriyor. Bu teknigin temelinde, disiplinli, siki bir düsünme ile” dogru”nun bulunabilecegine bir inanma gizlidir; ruhta sakli dogrular var; bunlar herkes için ortak olan dogrulardir; bunlar, sorup sorusturma ile, üzerlerinde durup düsünme ile yukariya çikarilabilir, bilinir bir hale getirilebilirler.
Sokrates’e göre, bilimsel çalismanin amaci, duyularla edinilen tek tek algilar degil, kavramdir. Onun için, Sokrates hep, kavramin belirlenmesi, sinirinin çizilip gösterilmesi olan tanim’a (horismos, definito) varmaya çalisir.
Sokrates’in kullandigi yöntem, tüme –varim (epagoge, inductio) yöntemidir. Aristoteles, Sokrates’i bu yöntemin bulucusu diye gösterir. Ancak, Sokrates gelisigüzel bir araya getirilmis tek tek haller arasinda bir karsilastirma yaptigi için, tam bir tümevarim yöntemi gelistirdigi söylenemez.
Sokrates bu yöntemini, tipku Sofistler gibi , sadece insan hayatinin sorunlarina uygulamistir. Onu “dogru bir yasayis nedir, hangisidir?” sorusundan baskasi ilgilendirmemistir. Doga felsefesiyle hiç ugrasmamistir; kavramsal dogru’yu aramasi da yalniz ahlaki kaygilar yüzündendir. Insanin ahlakça kendisini egitmesi, yetistirmesiyle bilim ayni seydir. Arastirma da bulunacak tümel dogru, ahlak bilincine açiklik ve güven saglayacaktir.
Sokrates’in bütün düsüncesi, bütün çalismalari ahlaka yönelmistir. Bu ana –konuda çikis noktasi da, “erdem ile bilginin özdes, ayni olduklari” görüsüdür. Bu görüsün felsefe disindaki nedeni için su söylenebilir: Yunan toplumu o arada çok sarsintili bir degisme geçirmistir, geçirmektedir. Bu yüzden, öteden beri bilinen, alisilmis yasama kurallarina ayak uydurmak çok güçlesmistir. Bu deger anarsisi içinde bir sürü yasama kurali ögütleniyordu. Öbür yandan demokratik gelisme bir savasmaya, yarismaya yol açmisti. Iste Sokrates,bu kaniyi ahlaka aktarmakla, bu duruma en keskin anlatimini kazandirmistir.
Sokrates,”Hiç kimse bile bile kötülük islemez, kötülük bilginin eksikliginden ileri gelir” der. Yine bu yüzden bütün öteki erdemler, ana –erdem olan bilginin (episteme) içinde toplanmislardir ve bilginin kendisi edinildigi ve ögrenildigi gibi, öteki erdemler de elde edilir ve ögretilebilir.
Sokrates, bir de, içinde bir Daimonion’un barindigini söylermis. Hayatinin önemli anlarinda bu Daimonion’u kendisine yol gösterirmis, daha dogrusu alikoyucu bir rol oynarmis; daha çok uyarici bir seslenis. Bunu Sokrates içindeki Tanrisal bir ses sayar ve ona uyarmis. Bu sesin ne oldugu üzerinde çesitli yorumlar yapilmistir. Ne olarak anlasilirsa anlasilsin (vicdan, ahlaki bir sezi, peygamberlerde görülen içgüdü gibi bir sey vb) Daimonion Sokrates’in ahlak görüsünün tekyanli rationalismini tamamlayan bir etken olarak görünüyor. Çünkü Daimonion, irrationel bir sey, dini –mistik bir öge. (Ama yalniz kendisinde var; genel olarak insan hayatinin ahlak bakimindan düzenlemede hiçbir rolü yok)
Sokrates’in dinsiz ya da küfre sapmis bir kimse oldugu hiç de söylenemez. Olsa olsa, o da ta Xenophanes’ten beri gelisen bir din anlayisinin içinde yer almisti; yani halk dininin bos inançlarina bagli degildi; halk dininin arinmasini, bunun için de Tanrilar için yakisiksiz tasavvurlarin ortadan kalkmasini o da istiyor.
Sokrates çevresine büyüleyici bir etki yapmisti. Bu etki, düsüncelerinden çok, bu düsünceleri onun dogrudan dogruya yasamasi yoluyla olmustur.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #12 : 14 Eylül 2008, 11:44:16 Paz »
Platon

Platon, bir bildirime göre 427 yilinda dogmustur. Dogdugu yer için de Atina ile Aigina (Pire körfezinde bir ada) gösterilir. Ailesi, Atina’nin en eski, en soylu ailesinden. Bir sanatçi olan Platon , çesitli edebi türlerde birçok seyler yazmis. Ama anlatildigina göre, yazdiklarini begenmemis ve pek çok da Sokrates’in üzerinde yaptigi çok derin etki yüzünden bunlari yakmis. Sokrates ile tanismazdan öncede felsefe ile ilgilenmis; hocasi Herakleitosçu Kratylos imis. Yapitlariyla Platon, hocasina bugüne kadar bütün canliligi ile ayakta kalan bir anit dikmistir. Bu anit, Sokrates’in yorulmak bilmeden bilgiyi aramasi, irkilmeyen saglam karakteri, dogruluk ve hak ugruna ölüme gitmesi karsisinda Platon’un duydugu hayranlik ve saygiyi dile getirir.
Platon’un Güney Italya ve Sicilya yolculuklarinin düsünce hayati üzerinde derin etkileri olmustur. Güney Italya’ya Platon, Atina’da tanimis oldugu Pythagorasçilarin çalismalarini yerinde ve yakindan tanimak için gitmis. Bu yolculuk, bir yandan ondaki matematik ilgisini güçlendirmis, öbür yandan da ona dini-mistik görüsler edindirmistir. Pythagorasçilardan edindigi bu etkiler, onun felsefesinin Sokratesçi öge yaninda ikinci büyük ögesidir. Sicilya’dan ilk dönüsünde Platon, Akademos denilen bölgede ünlü okulu Akademia’yi kurmus,i yirmi yil buranin yönetim ve ögretimiyle ugrasmistir.
Platon’un yapitlari ile bunlarin felsefesinin gelisme dönemlerindeki yerleri gösteren tablolardan biri söyledir:
Gençlik dialoglari
Apologia, Kriton, Protagoras, Ion, Lakhes, Politeis I, Lysis, Kharmides, Euthyphron.
Geçit dialoglari
Gorgias, Menon, Euthydemos, Küçük Hippias, Kratylos, Büyük Hippias, Menexenos.
Olgunluk dialoglari
Symposion, Phaidon, Politeia II –X, Phaidros.
Yaslilik dialoglari
Theaitetos, Parmenides, Sophistes, Politikos, Philebos, Timaios, Kritias, Nomoi.
Platon bir problem düsünürüdür.Elli yil boyunca düsünüp yazmis, problemlerle didismis, bu arada görüslerini boyuna düzeltip olgunlastirmistir.
Platon’un gelismesindeki ilk dönem, Sokrates’in etkisi altinda düsünüp yazdigi dönemdir. Onun için bu dönemine onun “ Sokratesçi dönemi” denir. Sokrates’in ögretisi Platon felsefesi için çikis noktasidir. Felsefeye Platon Sokrates’in anlayisi çerçevesi içinde girmis, sonra bunu gittikçe asarak kendi görüsüne ulasmistir. Gerçekten de Platon’un bütün dialoglarinda Sokrates sahneye çikar; bunlarin pek çogunda bas sözcü odur. Platon’un “Gençlik dialoglari” nda büyük hocasinin kisiligini ve düsüncelerini büyük bir sevgi ve saygi ile belirtmeye çalismak istemesinin pratik bir nedeni de vardir: Bununla Platon Sokrates’i Sofistlere ve onu Sofist sananlara karsi savunmak istemistir. Bu dialoglar, ayrica Sokrates’in Sofistlere karsi açmis oldugu savasimin ileriye götürülmesidir.
Bir Sokratesçi olarak bu döneminde Platon’u yalniz erdem ve bilgi sorunlari ilgilendirir: Erdemin özü ve kavrami, erdemin birligi ve çoklugu, erdemin bilgiye ve ögretilebilmeye olan ilgisi inceledigi, çözmeye çalistigi baslica sorunlardir. Lakhes dialogunda cesaret, Politeia I da adalet, Lysis’te dostluk, Kharmides’te ölçülülük (sophrosyne), Euthyphron’da dinlilik, Protagoras’ta erdemin bütünü, özellikle de ögretilip ögretilemeyecegi ve birligi sorunu incelenir. Bu gençlik dialoglarinin amaci: Ahlakin baslica sorularini , kavramsal bilgiler olarak olusturmaktir. Disaridan bakildiklarinda, bütün Sokrates dialoglarinin olumsuz bir sonuçla bittigi görülür: Yanlis, yetersiz tanimlar çürütülünce dialog da sona ere; arastirmada bir çikmazla (aporia) karsilasilmistir; ele alinan sorunun dogru yaniti bulunamamistir. (Aporetik dialoglar da denir bunlara). Ama, dikkat edilirse, sorunun yanitina hiç olmazsa isaret eden bir takim düsüncelerin ortaya konmus oldugu da görülebilir.
Platon’un Sokrates’ten ayrilip, kendi felsefesine dogru ilerlemesi yavas yavas olmustur. Bu ilerleme, birtakim basamaklardan geçerek, sonunda Platon felsefesi için temel bir görüs olan idea ögretisine ulasir. Idea ögretisini de çesitli görünüs ve formüllerle su dialoglarda buluyoruz: Gorgias, Menon, Euthydemos, Kratylos, Menexenos, Symposion, Phaidon, Politeia, Phaidros, Theaitetos, Parmenides, Spohistes, Politikos, Timaios, Kritias. Bunlarin arasinda Symposion, Phaidon, Politeia, Phaidros dialoglari idea ögretisi için en önemli olanlaridir.
Sofistlerin dünya görüsü yarara hazza dayaniyordu. Platon bu anlayisin karsisina, tam bir Sokratesçi olarak, iyi kavramiyla çikar. Ona göre “iyi”, dogru bir yasayisin kesin ölçüsü, biricik egridir (telos). Gerçek devlet adaminin baslica isi de, yurttaslarini “iyi” ye ulastirmaktir, bunun yollarini bilmektir.
Sokrates’in anladigi gibi yasami felsefeye dayatmak ya da erdemle bilgiyi bir tutmak, “dogru” nun arastirilabilmesini, böyle bir olanagin bulunmasini gerektirir. Sofistler, hele yenileri, bunun olamayacagini söylüyorlardi. Platon bu sorunu, Menon dialogunda, Orphik –Pythagorasçi görüsten edindigi ruhun ölümsüzlügü düsüncesiyle çözer.Buradaki düsünce su: Ruh ölümsüzdür ve birçok defalar yeryüzüne gelmistir. Bu arada yeryüzünde ve Hades’te (öbürdünyada) bulunan her seyi görmüstür. Yeryüzünde (dogada) her sey de birbirine bagli oldugu için, ruh bunlardan birini görünce, sürekli bir arastirma ile ötekilerini de bulabilir ve animsayabilir. Ruhta dogru tasavvurlar, önce, bilinçsiz bir halde bulunurlar; bunlar, ilkin, bir rüya gibi kimildanirlar; uygun sorular ve arastirmalarla sonunda aydinlik bir bilgi halin gelirler. Buna göre: Ögrenmek, eskiden bilinmis bir seyi yeniden hatirlamaktan, animsamaktan (anamnesis) baska bir sey degildir. Bu anlayis ile, Platon, felsefesinin iki ana- görüsünü de elde etmis, belirtmis oluyordu: Ruhta bilinçsiz bir halde bulunan dogustan tasavvurlarin oldugu görüsü, bir de dogru sani ( orthe doxa) ile bilgi (episteme) arasindaki karsitlik. Bilinmeyen bir seyin aranabilecegini, Sokrates, Menon dialogunda hiç matematik bilmeyen bir köleye, ustaca sorular sorarak bir geometri problemini çözdürmekle tanitlar.
Bu görüsü ile Platon arastirmanin olabilirligini, dolayisiyla da felsefenin de olabilecegini ortaya koymus oluyordu.
Platon felsefenin bilgi anlayisindan dogan ana metafizik düsüncesi, iki dünyanin ayirt edilmesine dayanmaktadir. Bu dünyalardan biri varolani ve hiç olus halinde olmayani, öteki ise hep olus halinde olup hiçbir zaman varolmayani içine alir. Birincisi akil bilgisinin , ikincisi de dogru saninin konusudur. Buna göre: Duyularla algilanan cisimlerin karsisinda cisimsel olmayan idealar vardir. Bunlar, uzayin ya da cisimler dünyasinin hiçbir yerinde bulunmaz; kendi baslarinadirlar; duyularla degil, düsünme ile kavranirlar; düsünülen, akilla kavranilan bir dünya meydana getirirler. Iste, felsefi erdemin kosulu olan gerçek bilginin temeli, kökü ancak bu idealar dünyasinda bulunabilir.
Ruh, Platon’a göre , idealar dünyasinda bulunuyordu, buradan sonra yeryüzüne inmistir. Bundan dolayi da, ruhun iyiligi ile kötülügünün kökeni disarida degil de, ruhun kendisinde, kendi içinde aramalidir. Ruhu Platon üç kisma bölüyor: Ruhun idealara yönelmis olan, güdücü, akilli bir kismi ile iki tane de isteyen, duyusal yönü vardir. Bu sonunculardan bir tanesi akla uyarak soylu, güçlü, istençli eyleme, öteki de akla karsi gelerek bayagi, maddi duyusal isteklere, istaha götürür. Bu düsüncesini Platon, Phaidros dialogunda, biri beyaz öteki yagiz iki atin çektigi bir arabayi kullanan bir sürücü simgesi ile canlandirmistir. Burada sürücünün kendisi, arabayi güden olarak akli karsilar; beyaz at soylu istege, yagiz at da madd, istege karsiliktir. Iste ruhun yagiz kötü atla simgelenen yönü, arabayi hep asagilara sürüklemek istedigi için, Tanrisal dünyada ruhu idealari görmekten alikoymus, onun yeryüzüne düserek bir vücutla birlesmesine, böylece ruhla bedenden kurulmus insanin meydana gelmesine yol açmistir.
Animsamanin nasil olustugu üzerindeki düsünmeleri de, Platon’u eros (sevgi) kavramina götürmüstür. Eros kavrami, idea ögretisinin ilk tasarisi için çok karakteristik bir kavramdir. Platon’a göre, insanin çok özel bir yetisi var; insan bir çok algilari b,r kavram halinde toplayabiliyor. Objektif olarak görüldügünde, bu yeti, insan ruhunun bir zamanlar idealar dünyasinda görmüs oldugu idealari animsamasindan baska bir sey degildir. Insandaki nu yeti de kendini en kolaylikla “güzel” de gösterir. “ Güzel” zaten idealar dünyasinda her seyin üstünde parlar; yeryüzünde de en isiltili olan, en göze çarpan odur; duyularin en açik olarak kavradigi “güzel”dir, güzel’i severiz, güzel bizi çeker. Platon’un deyisiyle: Eros güzel’e yönelir, ilgisi güzel’edir. Eros dogru olarak yönetilirse insanda felsefi bir cosku uyandirir, bu cosu da bize güzel ideasini hatirlatir, animsama yolu ile idealari görmeye vardirir.
Platon’un idea ögretisi baslica dostluk, hitabet ve siyaset sanati sorunlarini yeni açidan inceler. Bu sorunlar da, ona göre, ancak felsefe ile çözülebilir. Bundan dolayi insan için felsefe ile ugrasmaktan daha önemli bir sey olamaz. Çünkü gerçek dostluk, felsefe sevgisi (eros) ile ruhlari tutusmus kimselerin biraraya gelip felsefe yapmalarindan, böyle bir beraberlikten baska bir sey degildir. Gerçek söz söyleme sanati da ruhun sözlerle güdümüdür. Bunun için ele alinan konularin gerçek özünü bilmek gereklidir. Ayrica açik ve çeliskisiz konusabilmek için dialektik’i, bunun kavramlari kurma ve siniflama bölümlerini bilmeli; sözlerin iyi yemisler vermesi isteniyorsa, insanlari, dogal amaçlari olan mutluluga ulastirmak olan devlet yönetimi sanati da felsefesiz olamaz; çünkü yalniz felsefe, neyin insanlari gerçekten mutlu yapacagini gösterebilir.
Platon’un erdem ögretisi ile devlet ögretisinde, ruhun üç parçali oldugu görüsünün önemli bir yeri vardir. Gençlik dialoglarinda Platon, Sokrates gibi, tek tek erdemleri bilgiye baglamaya çalisiyordu. Sonralari ise ayri ayri erdemleri tek baslarina gözden geçirmis, bunlarin aralarindaki sinirlari çizmek istemistir; ama bunu yaparken erdemlerin birligi ve akilla ilgili olduklari anlayisina pek bagli kalmistir. Kendilerinde ruhun üç bölümünden biri ya da öteki agir bastigina göre, Platon insanlari üç kategoriye ayiriyor: Zenginligi sevenler, serefi sevenler,bilgiyi sevenler. Bu üç degerden –zenginlik, seref, bilgelik –birine ulasmayi istemeyenlerin ölçüsüne göre üç insan tipi meydana gelir. Bunlarda, ancak devlet içinde tam anlamlarini kazanacaklardir.
Platon’un ideal devletinin yasasi, tam bir aristokrasidir, “en iyilerin”, yani bilgililerin, erdemlilerin basta bulunmasini isteyen bir devlet biçimidir. Bu devlette kanunlarin konulmasi, topluluk hayatinin düzenlenmesi isi filozoflara, bilge kisilere verilmistir. “Basa filozoflar geçmez, ya da bastakiler felsefe yapmazsa,insanligin acilari sona ermeyecektir” (Politeia).
Politea dialogunda Platon yalniz ii yukari zümreyi ele alir, bunlar devletin bekçileridir (phylakes). Halk (demos) bilgiye degil de, gelenek –görenege dayanan basbayagi erdem ile yetinecektir. Ama koruyucular (savasçilar) takimi da kesin anlaminda erdemli degildir, çünkü bunla da felsefi bilgiden yoksundurlar. Bunlara verilen egitim, ancak kendilerini kabaliktan, kiriciliktan kurtarip onlara ölçülü bir cesaret saglar. Devlet ögretisinde Platon halki kendi haline birakiyor.
Hayatinin son yillarinda Platon’un yine ahlak sorunlarina, onun için hep baslica bir kaygi olmus olan bu alana döndügünü görüyoruz. Philebos adli dialogunda yine: Yasamanin eregi nedir? sorusunu ele alir. Eskiden buna Platon: “Ruhun yetkinligi, kendi kendisine yetmesi, eregini kendi içinde aramasidir” diye cevap vermisti (Phaidon). Simdi,sözü geçen dialogta, bu asketik tutumdan (dünyaya sirtini çevirmek, dünyadan elini etegini çekmekten) oldukça uzaklasir. Bu arada, ahlakli bir yasayisin ancak insani mutlu yapabilecegi düsüncesine bagli kalir. Esasta gerçek mutlulugu yine ruhun en yüksek olgunlugunda bulur, çünkü ancak bu yetkinlik sayesinde ruh idealarindan pay alabilir; bundan dolayi yararci ahlakin gerçek mutluluga ulastiramayacagina yine inanir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #13 : 14 Eylül 2008, 11:44:41 Paz »
Aristoteles...
Aristoteles’in (384 –322) dogdugu yer, Selanik yakinlarindaki Stageiros. Eski bir hekim ailesinden. Aristoteles daha 19 yasinda iken Atina’ya gelip Platon’un Akademia’sina girdi. Platon’un ölümüne kadar hiç ayrilmadan burada kaldi. 343 yilinda Makedonya Krali Philipp kendisini oglu Iskender’i yetistirmek üzere sarayina çagirdi.
Iskender’in egitimi ile asagi yukari üç yil ugrasti. Iskenderin Asya seferine çikmasi üzerine de Atina’ya gidip burada kendi okulunu kurdu. Bu okul, bilimsel ilgilerinin çokyanliligi,ögretimindeki disiplini, planli arastirma ve çalismalariyla az zamanda Akademia’yi gölgede birakmis, Ilkçagin bundan sonraki bu gibi bilim ocaklarina örnek olmustur. Aristoteles, felsefi konusma ve tartismalari, Platon gibi oturarak degil de bir yukari bir asagi gezinerek yaptigi için, bu okula Peripatos (Gezinenler) adi da verilir. Iskender’in ölümünden sona Atina’da Makedonya’ya karsi kimildamalar baslayinca, Makedonya sarayi ile olan yakin ilgileri dolayisiyla güç durumda kaldi. Nitekim hemen dinsizlikle suçlandirilmis, Sokrates’in basina gelene ugramamak için, Khalkis’e gitmis, burada bir yil sonra bir mide hastaligindan 62 yasinda iken ölmüstür.
Yapitlari: Daha Akademia’da çalisirken genis bir okuyucu kütlesi için kendisinin yayimladigi, çogu dialog biçiminde ve Platon felsefesi çerçevesinde kalan, bir –iki parçasi günümüze kadar gelmis olan yapitlari ilk arastirmalaridir. Mantik üzerine yazilari ötedenberi Organon (alet) adi altinda toplanmistir. Organon deniyor, çünkü bunlar yöntem sorununu, dolayisiyla bilimsel bilgiye götüren aleti incelerler. Aristoteles’in en büyük basarisi da bilimsel çalismayi yöntemlestirmesidir. Bu konuda yazdiklari sunlardir: Kategoriai (Katogoriler), Peri hermeneias ( Önerme üzerine), Analytika I ( Tasim üzerine), Analytika II (Tanitlama, tanim, siniflama ve bilginin üzerine), Topika ( Dialektik tasimlar üzerine) Peri sophistikon elegkhon ( Sofistlerin yanlis çikarimlari üzerine), Metaphysika (Metafizik), Physika (Fizik), Peri psykhe (Ruh üzerine). Ahlak konusunda, Aristoteles’in oldugu ileri sürülen üç yapit var: Ethika Nikomakheia (Nikomakhos Ahlaki). Devlet felsefesi ile ilgili yapitlari: Politika, Politeia Athenaion (Atinalilarin devleti), Rhetorika (Hitabet), Poetika ( Sanat ögretisi).
Her ele aldigi soruyu sistematik olarak inceler; bunun için, ilkin, ele alinan konu ile ilgiliolgulari ve bu konu üzerinde daha önce söylenmis olanlari bir araya toplar; bundan sonra, bu olgulara dayanarak kendi anlayisini temellendirmeye ve kendisinden önceileri sürülmüs olan teorileri elestirmeye çalisir. Onun asil büyüklügü de bu sistemli çalismasindadir.
Aristoteles’ten önceki felsefede ilkin doga, sonra insanla ilgili pratik sorunlar arastirilmis, Platon bunlara bir de dialektik’i (idea ögretisi, metafizik) katmisti. Böylece beliren üç sorun alaninin basina, Aristoteles simdi yeni bir bilimi koyar: mantik ( Logike). Ona göre, bu üç alanda incelemelere girismeden önce, bilimin ne oldugu ve yapisi üzerinde bir arastirma, bilimsel düsüncenin formlari ve kanunlari üzerinde bir ögreti gerektir. Aristoteles bu baslangiç denemelerini mantiginda bir sistem halinde isleyip gelistirmistir. Bundan dolayi ona “mantigin kurucusu” denir.
Aristoteles’in mantiginin göz önünde bulundurdugu ilk sey, yöntem sorunudur. Nasil hitabet karsimizdakini ikna etmek sanatini ögretiyorsa, mantik da bilimsel arastirmanin ve tanitlamanin teknigini ögretecektir.
Aristoteles’e göre, ancak bir önerme (protasis, propositio) dogru ya da yanlistir, dolayisiyla bilgi ancak önermelerle kurulur. Bir önermede de hep iki sey vardir: Önerme ya iki kavramin birlestirilmesi ve ayirt edilmesidir, ya da bir deyidir. Buradan Aristoteles kategoriler ögretisine varmistir. Aristoteles için söz, düsünülenin bir simgesi, bir isaretidir. Ama kategoriler, düsüncenin formlari olarak, ayni zamanda varligin da formlaridir: çünkg nasil sözler düsüncenin isaretleri ise, düsünceler de varolanin yansilaridir, benzerleridir: çünkü düsüncenin dogru olmasi demek, varolana uygun olmasi demektir.
Aristoteles’in mantigi kendi içinde kapali bir sistemdir. Burada, soyut düsüncenin çok yüksek bir asamasiyla karsi karsiyayiz. Bu soyut kavramlar kurma yetenegini, Aristoteles bilginin her alaninda göstermistir. Kurdugu kavramlarin saglam, açik ve tutarli olmalari yüzünden Aristoteles, iki bin yil boyunca felsefenin büyük ustasi sayilmistir. Kendisi ayni zamanda bilim dilinin de yaraticisidir; bugünkü bilimsel kavramlarimizin, terimlerimizin birçogu onun formüllerinden çikmistir.
Aristoteles, metafiziginde Yunan felsefesinin bir ana –sorununu, “görünüslerin –fenomenlerin –degisen çoklugu arkasinda birligi olan, kalan bir varlik olmalidir” problemini, sözü geçen soyutlayici düsüncesiyle ele almis ve onu gelisme kavramiyla çözmüstür. Aristoteles için “gerçek varlik”, fenomenlerin içinde gelisen özdür (ousia, essentia). Bu anlayisi ile Aristoteles, artik fenomenlerden ayri, ikinci üstün bir dünya kabul etmez; nesnelerin kavram halinde bilinen varligi, fenomenlerin disinda ayri bir gerçek degildir, fenomenlerin içinde kendini gerçeklestiren öz’dür; öz (ousia), “hep olmus olan varliktir”; öz, kendi biçimlenmelerinin biricik dayanagidir, ancak bu biçimlenmelerinde “gerçek” bir seydir, bütün fenomenler de öz’ün gerçeklesmeleridir.
Agirlik merkezini olus (genesis) kavraminda bulan Aristoteles felsefesinin, kendisinden önceki felsefelerden baslica bir ayriligi da, ereklik (teleologie) kavramini esas olarak almasidir.
Aristoteles’e göre, varolan, form kazanmis olan maddedir. Ama madde ile form arasindaki ilinti relatiftir: Daha asagisina göre form olabilen ayni sey, daha yukaridakine göre maddedir. Örnegin tugla toprak için form, ama ev için maddedir. Bu anlayisla gelisme kavrami, nesnelerin deger bakimindan düzenlenmelerinin ilkesi oluyor.
Felsefenin bütün alanlari gibi, doga ögretisi de Aristoteles’in metafizigine dayanir. Madde (salt olabilirlik, dynamis) hareket ettirilen seydir, kendisi kendiliginden hareket edemez. Salt form ise hareket ettirendir. Bu ikisi arasinda da –salt madde ile salt form arasinda –bütün varliklar yer alirlar. Bunlar, hareket bakimindan hem etkin, hem edilgendirler. Iste nesnelerin bu bütününe Aristoteles physis ( doga ya da evren) der.
Aristoteles için, nitelikler (poioles, qualitas) niceliklerden (posotes, quantitas) daha az gerçek degildirler, üstelik bunlarin daha yüksek bir realitesi de vardir. Formlarin siradüzeninde iç, kavramsal belirlenim (nitelik), dis belirlenimden, matematik olarak anlatilabilen belirlenimden (nicelikten) daha degerlidir. Nitelikler niceliklerden çikmazlar; nitelik baslibasina bir sey, nicelik yaninda yeni bir seydir. Nicelikler, nesneler içindeki formlarin (entelekheia’nin) gerçeklesmesinden meydana gelirler. Aristoteles’in bu nitelikçi (qualitatif) fizigi ta Renaissance’a kadar tutunmustur.
Psikolojisinde beden –ruh ilgisini de Aristoteles bu anlayisla ele alir. Beden madde, ruh da formdur. Ruhun görevlerini bedenin görevlerine baglayan Demokritos’tan Aristoteles burada ayriliyor. Ona göre ruh, bedenin entelekheia’sidir, bedenin içinde tasidigi erektir (telos), bedenin hareketleri ve degismeleri içinde kendini olgunlastirip gerçeklestiren formdur (morphe); ruh, bedenin biçimlenme ve hareketlerini bir erege dogru yönelten nedendir (causa finalis). Ruhun kendisi cisimsel degildir, ama bedeni hareket ettiren, ona egemen olan güçtür.
Ruh (psykhe) üç tabakalidir, her alt tabaka üstteki için maddedir. Bitkilerde yalniz, organik hayattaki mekanik e kimyasal degismeleri erekli olarak – özümseme ve üreme olarak – biçimlendiren ruh vardir. Bitkiler ruhun yalniz fizyolojik olan bu en alt tabakasinda kalirlar. Hayvanlar dünyasinda, buna, özellikleri “kendiliginden hareket”, “istek” ve “duyum” olan hayvan ruhu eklenir. Bitki ve hayvan ruhlari üstünde yükselen “insan ruhu”nun özelligi ise akil (nous, dianoeisthai) dir. Ruhun ilk iki sekli, insana özgü olan aklin, bu formun gerçeklesmesinin maddesidirler. Akil yüzünden istek, tasavvur ve istenç bilgi (episteme) seklini alirlar. Akil, ruhun bütün bu etkinliklerine “disardan gelmis” yeni ve daha yüksek bir sey olarak eklenir; ama, ancak ruhun öteki etkinliklerine dayanarak, bunlarin içinde kendini gerçeklestirebilir. Bu ilgiyi Aristoteles akli etkin ve edilgen diye ikiye ayirmakla açiklamistir. Etkin akil, aklin kendi kendine olan salt çalismasidir. Edilgin akil ise kendi kendine isleyemez, bedenin araciligi ile edinilen duyu verilerini isleyip biçimlendirir, bu gereçler bu akla isleme olanak ve vesilesini saglarlar. Buna göre edilgin akil: Aklin, tek insandaki,onun kendi görgüleriyle belirlenmis olan, görünüs biçimidir. Buna karsilik etkin akil, aklin bütün tek tek insanlar için ortak olan, her insanda bir ve ayni olan seklidir. Etkin akil meydana gelmemistir, yok da olmayacaktir; edilgin akil ise, bagli oldugu bireylerle ortaya çikar, onlarla da yok olur. Bu anlayisla Aristoteles, bireyin ölümsüzlügünü kabul etmemis oluyor.
Aristoteles ahlak problemini de bu akil ögretisi bakimindan ele almistir. Bütün Yunan ahlakçilari gibi, Aristoteles için de bütün çabalarimizin en yüksek eregi mutluluktur (eudaimonia). Gerçi mutluluk bir bakimdan dis kosullara da baglidir, ama ahlakin asil konusu, insanin kendi içinde bulunandir, yani insanin kendi etkinligi ile elde ettigi mutluluktur, kendisinin “iyi”yi gerçeklestirmesidir.
Ethik erdemler, istencin egitilmesiyle olusurlar. Bu egitim sayesinde insan, dogru görüslere ( phronesis) dayanarak eylemeye alisir. Ethik erdemler insana, pratik akla uymak, yani kararlarinda dogru bir görüse dayanmak yetenegini kazandirirlar.
Aristoteles erdemlerin bir sistemini gelistirmemis, ama bazi erdemleri genislemesine ve pek derin bir anlayisla incelemistir. Ethik erdemler için genel olarak yatkinlik, aliskanlik ve dogru görüs (phronesis) gereklidir ve bu çesitli erdemlerin özü de eylemde “dogru olan orta”yi (mesotes) bulmaktir.
Aristoteles’in, devlet, toplum felsefesi ahlak anlayisina siki sikiya baglidir. Platon gibi, onun için de insan, her seyden önce, sosyal bir varliktir;kendi deyisiyle: Bir “zoon politikon”dur. Sosyal bir yaratik oldugu için de, ahlak olgunluguna insan ancak devlette, toplumda erisebilir; yine bu yüzden devletin asil eregi, yurttaslari ahlak bakimindan biçimlendirmek, olgunlastirmaktir.
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Çevrimiçi Erkekcadi38

  • Sheytan_cocuk
  • Administrator
  • Yetişkin
  • ******
  • İleti: 6,346
  • Rep: 200
  • Cinsiyet: Bay
    • Profili Görüntüle
    • soysalkontor
Ynt: Büyük Düşünürler...
« Yanıtla #14 : 14 Eylül 2008, 11:45:26 Paz »
Epikuros
Epikuros Samos’ta (Sisam adasi) dogmustur. Babasi Atinali bir ögretmenmis. Dar kosullar içinde yetismis, çaginin baslica felsefe çigirlariyla yakindan tanismistir: Sisam ve Atina’da Platoncu filozoflardan ders görmüs, ailesi Sisam’san sürülüp Kolophon’a yerlesince Teos’ta o zamanlar ünlü bir okulu olan Demokritosçu Nausiphanes’in ögrencisi olmustur. Bu hocasindan yalniz atom ögretiyi degil, sonra felsefesi üzerinde kesin etkisi olacak Pyrrhon’un süpheciligini de ögrenmistir. Epikuros pek çok yazmis, 300’den çok yapiti varmis, ama bunlardan pek azi – ahlakla ilgili ana düsüncelerini ögrendigimiz birkaç parça ile felsefesi bakimindan önem tasiyan birkaç mektubu – kalmistir.
Ana egilimi bakimindan pratik bir nitelik tasiyan, baslica bir ahlak felsefesi olan Epikurosçulugun da eregi mutluluga (eudaimonia) ulasmaktir. Felsefe, Epikuros’a göre bireyin mutlulugunu saglayacak olanaklarin, araçlarin arastirilmasindan baska bir sey degildir; felsefenin yapacagi, görecegi is yalniz budur. Bu anlayisini pek kesin olarak dile getiren Epikuros, felsefenin bu amacinin disinda kalan, özellikle salt teorik olan hiçbir sorunla ugrasmamis, ugrastiginda da, bunu hep bu amaç dolayisiyla yapmistir. Nitekim bu amaca varmak için, önce doga bütünü ile arastirilacaktir (fizik); insanin neye ulasmak, neden kaçinmak istedigini incelemeyi kendisine konu yapan ahlak ( ethik) bundan sonra gelecektir; dogru eylemin olup olmayacagini bulmak için, bir de bilgi araçlari, özellikle de “dogru’nun ölçüsü” aranacaktir (kanonik= mantik: dogru’nun kanon’larini –yasalarini, kurallarini, ölçülerini – arastirir) . ama, felsefenin bu üç dalindan (kanonik, fizik, ethik) ethik (ahlak ögretisi) asil olandir, öteki ikisi ahlaka “giris”ten, bir hazirliktan baska bir sey degildir.
Epikuros’un felsefenin amacini yalniz pratikte bulmasi, salt teorik olan çalismalarin hor görülmesine yol açmistir. Epikuros’un kendisinde de hayata bir yarar saglamayan bilimsel arastirmalar için bir anlayis yok; matematik, doga, tarih üzerindeki incelemeler ona kapali.
Sokratesçiler gibi Epikuros için de, saglam bir bilgi olmadan dogru eylem olamaz. Bu saglam bilginin, dogru’nun ölçüsü (kriteriumu) nedir? Bu ölçü, Epikuros’a göre, teorik alanda: dogrudan dogruya edindigimiz etkenlerdir; yani düsünceyi ise karistirmadan edindigimiz duyu verileri ile bunlarin birçok defalar ortaya çikmasindan, yinelenmesinden dogan genel tasavvurlardir (prolepsis). Dogrudan dogruya verilmis olan rüya görüntüleriyle kuruntular da bu genel tasavvurlar arasinda yer alirlar. Dogru’nun pratik alandaki ölçüleri ise, haz ve aci duygularidir (pathe).
Epikuros’un fizik ögretisinde, Tanrilarin dünya üzerinde hiçbir etkileri yok. Herhangi bir etkiden Tanrilari büsbütün uzak tutmak için, Epikuros onlarin “dünyalar arasinda”, yani dünyalar arasindaki boslukta bulunduklarini söyler. Tanrilar eksiksiz bir mutluluk içinde olduklarindan, onlarin dünya ile ilgilenmeleri, böylesine bir mutlulukla bagdasmaz. Tanrilari büsbütün yadsimiyor; bütün uluslarda bir tanri tasavvurlari var diye böyle düsünüyor; Tanrilari saymayi da ögütlüyor.
Fizigi gibi psikolojisi de Epikuros’un materialist. Psikolojinin ödevi, insani ölüm korkusundan kurtarmaktir. Ruh da maddedir, cisimseldir, çünkü ancak maddi olan varlik etkin ve edilgen olabilir. Ruh dört ögeden kurulmustur: Ates gibi, soluk gibi, hava gibi birer cisimden, bir de kesin olarak adlandirilamayan bir cisimden. Ilk üç öge, ruhun bütün bedene yayilmis olan ve içinde aklin bulunmadigi (alogon) bölümünü meydana getirirler. Bu bölüm pek psisik bir sey degil, fizyolojik yönü canlinin, can’a karsilik. Ruhun dördüncü ögesi (logikon), korkuyu ve sevinci duydugumuz gögsümüzde bulunur, burada yerlesmistir; ruhi ve tinsel hayatin asil tasiyicisi da bu. Ölünce ruhu kuran bu dört öge birbirinden ayrilir, yani ruh çözülür, dagilir. Bu yüzden ne ölümsüzlügün, ne de ruh –göçmesinin sözü olabilir; böylece de bu iki düsünceye bagli olan bütün korkularimiz, ürkmelerimiz de ortadan kalkar.
Istenç özgürlügü sorununun Epikuros için büyük bir önemi var. Bir indeterminizm olarak istenç özgürlügü, Yunan felsefesinde ilkin Epikuros’ta tam bir açiklikla ortaya çikmistir. Felsefenin tek amacini insani mutluluga ulastirmada bulan Epikuros’un ögretisinin, insanin kör bir zorunlugun elinde bir oyuncak olmadigi, onun kendi kaderini kendisinin belirleyebilecegini tanitlamaya girisecegi tabiidir. Onun için, Epikuros, insanin istenç eyleminin pek çok iç ve dis kosullara bagli oldugunu dogru bulmakla birlikte, insanin bu etkilere mutlak sekilde bagli olmadigini, hatta bunlara karsi da karar verebilecegini, nedensiz de seçebilecegini söyler.
Ahlak (ethik), insana neyi mutluluk diye anlamasi, neden kaçmasi, kaçinmasi gerektigini, neyi arayacagini, yasayisini nasil düzenleyecegini gösterecektir. Burada Epikuros, yine kendisinden önceki Yunan felsefesinin bir görüsünü, Kyrene Okulunun hedonizmini (hazciligi) ele alip canlandirir –yalniz, bu ögretide birtakim degisiklikler yaparak. Haz (hedone), Epikuros için, canlinin her türlü çaba isteminin dogal amacidir. Epikuros haz diyince olumlu hazzi anlamaz – önce bu çesit haz yok – daha çok, “acidan kurtulmus olma” anlamindaki olumsuz hazzi anlar. Acidan kurtulma: vücudun istiraptan, ruhun huzursuzluktan kurtulmus olmasidir ( ataraxia); kisaca: haz acisizliktir.
Erdem ögretisi de Epikuros’un “dogru yasamak” ölçüsüne göre ayarlanmistir. Erdemler, ancak, dogru bir yasayis için araçlardir; erdemlerin anlam ve degerleri buradadir; baslibasina bir degerleri yoktur; ancak mutluluga yaramalari, hizmet etmeleri bakimindan degerli seylerdir erdemler.
Topluluk hayatini da Epikuros yine hedonizm bakimindan degerlendirir; onun atomculuga dayanan ahlak ögretisi insanlar arasinda dogal bir beraberligi kabul etmez; insan, Aristoteles’in dedigi gibi bir “zoon politikon”, dogadan toplumsal bir varlik olamaz. Insanlarin birarada bulunmalari, toplum halinde yasamalari, sirf onlarin bunun böyle olmasini istemelerinden, beraberliklerinin yararli sonuçlari olacagini düsünmelerinden meydana gelmistir. Toplum, devlet, bütün bireyüstü kurumlar üstün birer varlik olmayip yalniz bireyin mutlulugunu saglamak için olan araçlardir. Onun için Epikuros, bilgeye evlenmemeyi bile ögütler. Insanlar arasindaki beraberligin bilgeye yakisan biricik sekli ancak dostluk olabilir. Dostluk da, Epikuros’a göre, tabii yine karsilikli yarar hesabina dayanir. Yalniz, dostluk bilge ve erdemli kisiler arasinda yarar, çikar gözetmeyen, karsilik beklemeyen bir hayat beraberligi sekline yükselir; bu çesit bir beraberlikte de insan mutlulugun en yüksek derecesine ulasir. “Dostluk” kavraminin Epikurosçu felsefede büyük yeri vardir; dostluk, Epikurosçu dünya görüsünün sosyal idealidir; çünkü bu felsefe bir individualizmdir, tek tek kisiler arasinda bir ilgi olan dostluk da individuel bir bagdir. Bu bag, Epikuros’un Okulu çerçevesinde gerçekten de çok islenip degerlendirilmistir. Ama, dostluk sosyal hayatin ideali olunca, insanin özel hayatina çekilip ancak kendisini düsünen yalnizlasmasi, politik beraberligin çözülmesi de bir ilke yapilmis oluyordu.
Ögretisinin önermelerini Epikuros mutlak nitelikte kesin dogmalar olarak dile getirmistir
You are not allowed to view links. Register or Login  -  Turbobit referans linkim, tıkla üye ol, paylaş, sende kazan

Seo4Smf Tagleri: büyük düşünürler 

GoogleTagged - Etiketler

 


SİTEMİZDE DİGİTAL PLATFORMLARA ( DİGİTÜRK, D SMART VE BENZERİ) İLİŞKİN PROGRAM, DİZİ VE BENZERİ PROGRAMLARIN YAYINLANMASI KESİNLİKLE YASAKTIR. YASAL UYARI !!! Sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar tamamen tanıtım amaçlıdır.Her yapımcı firma tarafından kendi isimleriyle tescil ettirilmiştir. Bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır. Bu dosyaları bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız T.C. yasalarına göre suç sayılır. Filmler tanıtım amaçlı olduğundan yapımcı veya ona bağlı yayıncı şirketinin bize mail atması halinde, isteği üzerine film dosyaları kaldırılır. Bu kuralı ihlal eden internet kullanıcıları bu siteyi kullanamazlar. Kullanmalarından doğacak tüm sorunlardan ve kanun ihlallerinden maynaq.net sorumlu tutulamaz. Lütfen bu materyallerin lisanslarını ve albümlerini satın alınız.Yasal çerçeve içerisinde kullanmaya özen gösteriniz. Bunun dışındaki hiç bir kullanım tarzı maynaq.net tarafından hiç bir şekilde desteklenmemektedir. TÜM SİTE ZİYARETÇİLERİNE DUYURULUR... İrtibat : erkekcadi@gmail.com
SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal