Maynaq.net Facebookta
SAHABE HAYATLARI

Güzel sözler, video, sinema, programlama, php dersleri, asp dersleri, html dersleri, fıkralar, müstehcen fıkralar/SAHABE HAYATLARI => bılÂl-ı HabesÎ (ra) hz. Peygamber'e İlk İman Edenlerden Biri Ve Sonradan Ona Müezzin Olan Sahabî. Islâm Tarihinde Unutulmaz Yeri Olan Bilâl-î

Gönderen Konu: SAHABE HAYATLARI  (Okunma sayısı 345 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
SAHABE HAYATLARI
« : 13 Aralık 2008, 09:37:37 Cts »
bılÂl-ı HabesÎ (ra)

hz. Peygamber'e İlk İman Edenlerden Biri Ve Sonradan Ona Müezzin Olan Sahabî. Islâm Tarihinde Unutulmaz Yeri Olan Bilâl-î Habesî, Aslen Habeslidir. Anasinin Adi Hamâme, Babasinin Adi Rebah, Künyesi Abdullah'tir.
bilâl, Islâm'in İlk Teblig Yillarinda Ümeyye B. Halef'in Kölesiydi. Islâm'in Ortaya Çiktigi Yillarda Bir Çok Kimse, Soy Ve Soplarinin Yüksekligine, Sirk Toplumu İçindeki Nüfuzlarina Bakarak Kavim Ve Kabîle Taassubuna Düsmüs, Islâm'a Cephe Almis Ve Sapiklikta Kalmislardi. Bilâl B. Rebah Gibi Kimseler De Zayif Ve Acizliklerine Ragmen Hak Davete Uyup Sirkten Kurtulmuslardi. Iste Bilâl B. Rebah (r.a.) Islâm Davetine İlk İcabet Edenlerden Biriydi.
ümeyye B. Halef, Kölesi Bilâl'in Müslüman Oldugunu Anladiktan Sonra, Onu Islâm'dan Çevirmek İçin Yapmadigi Eziyet Ve İskence Kalmamisti. Ümeyye, Öglen Vakti Günesinin Bir Yanardag Kesildigi Anda, Bilâl'i Alir, Kizgin Kumlarin Üzerine Yatirir, Sirtina Kocaman Bir Tas Koyar Ve Söyle Derdi: "muhammed'e Küfret; Lat Ve Uzza'ya İman Et. Yoksa Onlara İman Edinceye Kadar Böylece Kalacaksin."
bilâl'in Kizgin Kumlar Üzerinde Sirti Yanar, Gögsü Yanar, Nefesi Tikanir, Bu Müthis İskence Altinda Saatlerce Kivranirdi. Fakat Dudaklarinda Daima Su Sözler Dökülürdü: "allahu Ahad, Allahu Ahad", Onun Bu Durumu, Müsrikleri Bile Hayrete Düsürürdü (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 232).
o, Geçim İçin, Makam Ve Mevki İçin Baska İlâhlara Siginmazdi. O Biliyordu Ki Hüküm Allah'a Aittir, Rizik Allah'a Aittir. Öldürmek Ve Yasatmak Allah'in Elindedir. Geçici Dünyanin Çikarlari İçin Put Ve Tagutlari Tasdik Etmek Ve Bu Arada İmandan Bir Cüz De Allah'a Ayirmak İman İçin Yeterli Degildir. Tam Ve Kâmil Anlamda Hükmün, Öldürmek Ve Diriltmenin Allah'a Ait Oldugunu Rizik Verenin Yalniz Allah Oldugunu, Allah'i Bütün Sifatlariyla Taniyip Ona Göre İman Etmedikçe Ve Bu Ugurda Gelecek Sıkinti Ve Ezalara Katlanmadikça İmanda Kemâle Ulasmanin Mümkün Olmadigini Biliyordu. Bilâl, Rizik Ve Ölüm Korkusu Tasimiyordu. Yalniz Allah'tan Korkuyor Ve Yalniz Ondan Ümid Ediyordu.
ıskence Altinda Kivranan Bilâl (r.a.)'a Rastgelen Varaka B. Nevfel,
"vallahi Ey Bilâl, Allah Birdir, Allah Birdir. " Der, Sonra Da Müsriklere Dönerek: "siz Onu Bu Yüzden Öldürürseniz, Biz Onu, Kendimize Örnek Aliriz." Derdi (ıbnü'l-esir, El-kâmil Fi't-târih, Iı, 66).
bilâl'in Efendileri Olan Mekkeli Müsrikler Onu, Çoluk Çocugun Oyuncagi Yapmislardi, Ona İskence Edenlerden Biri De Ebu Cehil'di. Ama Bilâl'e Yapilan İskenceler Sirasinda Gösterdigi Sabir Ve Tahammül Hepsini Saskina Çevirirdi. Nasil Oluyor Da Bu Derece Agir İskencelere Katlanabiliyordu.
ümeyye B. Halef'in Bilâl'e Yaptigi İskencelere Çok Üzülen Hz. Ebû Bekir (r.a.) Ona Bu İskenceden Vazgeçmesini Söylemis O Da; "onun Ahlâkini Bozan Sensin, Onu Bizden Uzaklastiran Senden Baskasi Degildir" Demisti. Bunun Üzerine Ebû Bekir Es-siddik (r.a.) Ona Su Cevabi Vermisti: "benim Yanimda Senin Su Kölenden Daha Güçlü Ve Kuvvetlisi Var. Hem De Senin Dinindendir. Istersen Onu Al Ve Bunu Bana Ver." Ümeyye Bu Teklifi Kabul Edip Öteki Köleyi Aldi Ve Hz. Bilâl'i Hz. Ebû Bekir'e Verdi. Baska Bir Rivayette Hz. Ebu Bekr'in Onu Yedi Ukiyeye Satin Alip Azat Ettigi Kaydedilir. (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 232).
bilâl'i Resulullah'in Yanina Küfür Yasakürüp Azat Etmis Ve Bilâl İskenceden Kurtulmustu. Elbette Bu Allah'in Bir Takdiridir. Bilâl Hz. Ebû Bekir'e Bu Sebeple Borçlu Degildir. Iki Mümin De Görevlerini Yapmislar. Allah Da Onlara Ecrini Vermistir. Hz. Ömer Söyle Der:
"efendimiz Ebu Bekir, Yine Efendimiz Bilâl'i Azad Etti. "(ıbnü'l-esîr, Üsdü'l- Gabe, I, 209).
bilâl Daha Sonra Diger Ashab İle Birlikte Medine'ye Hicret Etti. Orada Sa'd B. Hayseme'ye Mısafir Oldu. Ensar İle Muhacirler Arasinda Kardeslik Olusturulunca Bilâl'e De Abdullah B. Abdurrahman El-has'amî Kardes İlân Edildiler. Bu Kardeslik Köklü Bir Sekilde Sürüp Gitti. Öyle Ki Bilâl, Hz. Ömer Devrinde Sam'da Bulundugu Sirada Maas Olarak Divandan Ona Ayrilan Hissesinden Kardesine De Bir Hisse Veriyordu. (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 234).
bilâl, Resulullah (s.a.s.)'in Müezzini Olarak Taninmaktadir. Ve Sik Sik Ezani Bilâl'e Okuttururdu. Hatta Sabah Ezanindaki " " (namaz Uykudan Hayirlidir) İbaresini Bilâl Ezana Eklemis Resulullah "bilâl, Bu Ne Güzel Söz!" Diye Onu Tasvip Etmisti. (avnu'l-ma'bud, Serh Ebû Dâvud, Iıı,185; Ibn Mâce, Ezan, 1, 3,). Hz. Bilâl, Resulullah'in Bütün Gazalarina Katildi. Bedir Gazasinda Hz. Bilâl, Mekke'de Kendisine Her Türlü Eza Ve İskenceyi Reva Gören Ümeyye'yi Görmüs Ve Söyle Bagirmisti: "ıste Küfrün Basi!.." Bunun Üzerine Dikkatleri Ona Çevrılmis Ve Müslümanlar Derhal Onun Ve Oglunun Etrafini Sararak Ikisini De Öldürmüslerdi. Resul-u Ekrem Mekke'nin Fethi Ardindan Kâbe'ye Girerken Has Müezzini Hz. Bilâl'i Yanlarinda Bulundurmuslardi. Ibn Ömer, Bu Vakayi Söyle Nakleder Ve Der Ki:
"resul-u Ekrem, Mekke'nin Fethi Gününde, Mekke'nin Yüksek Tarafindan Bir Deve Üzerinde Geldi. Üsame B. Zeyd, Bilâl Ve Osman B. Talha Da Yanlarindaydilar. Resul-u Ekrem Kâbe İçinde Uzun Bir Müddet Kaldilar, Sonra Çiktilar. Arkasinda Müminler İçeri Girmek İçin Birbiriyle Yaris Etti. İlk Giren Bendim. Bilâl, Kapinin Arkasindaydi. Bilâl'e Resulullah'in Nerede Namaz Kildiklarini Sordum, Yerini Gösterdi. Ne Var Ki Bilâl'e, Allah Resulunun Kaç Rekat Namaz Kildiklarini Sormayi Unuttum." (buhârî, Megâzî, 49).
resulullah, Kâbe'yi Putlardan Temizledikten Sonra Müezzini Bilâl, Burada Ezan Okuyarak, Ortaligi Tevhîd Nameleriyle Costurmustu. (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 234). Resul-u Ekrem'in Vefati Üzerine, Ona Karsi Büyük Bir Sevgi Duyan Hz. Bilâl, Medine'de Kalmaya Dayanamayip, Ayrılmak Zorunda Kaldi. Hz. Ebu Bekir, Bilâl'e Yaninda Kalmasi İçin İsrar Ettigi Halde, Hz. Bilâl Ona Söyle Demisti: "eger Sen Beni Allah İçin Azat Ettinse Birak Istedigim Yere Gideyim; Yok Kendi Nefsin İçin Azat Ettinse Beni Yaninda Alikoy!" Bunun Üzerine Hz. Ebû Bekir Söyle Demisti: "ıstedigin Yere Git!..." Resulullah'in Vefatindan Sonra Cihadi, Ezana Tercih Eden Hz. Bilâl, Sam'a Gitti Ve Hz. Ebû Bekir Devrinde Suriye'de Meydana Gelen Gazalara Katildi (ıbn Sa'd, Tabakat Iıı,238).
hz. Ebû Bekir'in Vefatindan Sonra, Hz. Ömer Devrinde Cihat Devam Etti. Hz. Bilâl Bu Cihatlara Da Katildi. Hz. Ömer, Hicrî Onaltinci Yilda Suriye Ve Filistin'e Gittigi Zaman, Bilâl Onu Karsilamaya Çikarak Câbiye'ye Gelmisti. Sonra Halifenin Maiyetinde Kudüs'e Giderek, Bu Kutsal Sehrin Teslimi Sirasinda Bulunmus Ve Hz. Ömer İle Birlikte Kudüs'e Girmisti. Hz. Ömer, Burada, Resulullah'in Vefatindan Beri Ezan Okumayan Bilâl'den Ezan Okumasini Rica Etmis, Hz. Bilâl De Halifenin İsrarina Dayanamayarak Ezan Okumustu. Bilâl Tevhîd'in Bu Üstün Yani Olan Ezani Okumaya Baslar Baslamaz, Hz. Ömer Ve Diger Ashab Resulullah (s.a.s.) Dönemini Hatirlayarak, Gözlerinin Önüne, Geçmis Günleri Getirip Hüngür Hüngür Aglamaya Basladilar. Bilâl'in Ezanini Dinleyenlerin Hepsi, Kendilerinden Geçmislerdi. Kudüs'ü Teslim Alma Sirasinda Hz. Ömer'den Baska Ebu Ubeyde B. El-cerrâh, Muaz B. Cebel, Amr B. El-Âs Gibi Ashabin İleri Gelenlerinden Bir Çok Kimse Bulunuyordu.
hz. Peygamber (s.a.s.)'in İrtihâlinden Sonra Suriye'ye Giden Bilâl,
"havlan" Kasabasina Yerlesti. O Burada Huzur İçinde Yasiyordu. Hz. Bilâl, Suriye'de Bir Müddet Kaldiktan Sonra Bir Gece Rüyasinda Hz. Peygamber (s.a.s.)'i Gördü. Resulullah Ona, Söyle Demisti: "beni Ziyaret Etmeyecek Misin?" Hz. Bilâl, Uyanir Uyanmaz, Hazirligini Tamamlayip Medine Yolunu Tuttu. Medine'ye Gece Ulasti. Oraya Varinca Ravza-i Mutahhara'ya Yüzünü Sürerek, Burada Resul-u Ekrem'le Birlikte Geçirdigi Günlerin Hatirasini Düsünerek Agladi. Bu Sirada Hz. Hasan İle Hz. Hüseyin Bilâl'i Görmüs, Fecir Vaktinde Ondan Ezan Okumasini Rica Et Mislerdi. Bilâl, (r.a.) Onlarin Arzusunu Yerine Getirerek, Peygamber Mescid'inde Ezan Okumustu. Bilâl'in Sesini Duyan Medineliler, Israfil Suruyla Uyandir Ilmis Gibi Yerlerinden Firlamis Ve Ezani Dinlemeye Baslamislardi. Birinci Sehadetten Sonra Resulullah'in Risâletini İkrar Eden Sehadet Tekrar Okunurken, Hz. Peygamber'in Kabrinden Kalktigini Tasavvur Ederek Evlerinden Dısari Firlamislardi. Bu Sabah, Bütün Medine'ye, Rısalet Devrini Bütün Canliligi İle Yasatan, Herkesin Hısleri Ni Costuran, Bütün Müslümanlarin Resul-u Ekrem'e Karsi Duyduklari Sevgiyi Canlandiran Bilâl'in Sesi İdi.
hz. Bilâl, Hicretin Yirminci Yilinda Altmis Yaslarinda İken Vefat Etti. Dimask'in Bâbü's-sagîr Tarafina Defnolundu. (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 238; Ibnü'l-esir, Üsdü'l-gabe, I, 209).
hz. Bilâl (r.a.), Vefati Yaklasinca, Ölümün İzdirabini, Sevgililerine Kavusmasindaki Zevk İle Mezcetmis; Ömrünün Son Anlarinda Onun Hastaligini Gören Zevcesi, Teessüründen "ah Ne Aci" Dedikçe, Bilâl: "oh! Ne Tatli!." Diyor Ve Ekliyordu: "yarin Sevgililerle, Muhammed Ve Arkadaslariyla Bulusacagim." Diyordu.
bilâl-i Habesî, Islâm'in Ahlâkiyla Ahlâklanmis, Fazîlet Ve Kemâl Sahibi Bir Sahabî İdi. Hz. Bilâl'in, İlk Müslümanlardan Oldugunu Ve Islâm Akîdesi Ugrunda En Büyük Çileyi Çekenlerden Oldugunu, Herkes Bilir Ve Ona Son Derece Sevgi Ve Hürmet Beslerdi. Hz. Bilâl, Bütün Vaktini, Resul-u Ekrem'e Hizmetle Geçirdi. O, Resulullah'in Meclısleri Nde Daima Hazir Bulunurdu. Her Namazda, Her Durum Ve Iste Resulullah'dan Ayrılmazdi. Hz. Peygamber'in Hazinedarligini, Bilâl Yapardi. Çarsi Ve Pazardan Alinacak Her Seyi O Tedarik Eder, İcabinda Ödünç Para Alir, Resulullah'in Evinin İhtiyaçlarini Saglar, Sonra Da Müsait Zamanlarda O Borçlari Öderdi.
hz. Bilâl'in Dogruluk Ve Ahlâki, Islâm'a Bagliligi Bütün Çagdaslari Tarafindan Ayni Derecede Takdir Edilmekte Ve Övülmekteydi. Artik O, Siyahî Bir Köle Degil, Ashab'in İleri Gelenlerinden Ve Islâm Devletinin Yönetiminde Söz Sahibi Olan Müminlerden Biriydi.
hz. Bilâl, Uzun Boylu, Zayif, İnce Ve Koyu Esmerdi. Ömrünün Sonlarina Dogru Saçlarinin Çogu Beyazlasmisti. (ıbn Sa'd, Tabakat, Iıı, 238-239).

ahmed Agırakça
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2008, 09:41:01 Cts Gönderen: ofli »
Konuyu Paylaş:
  digg  slashdot  delicious  technorati  facebook  twitter  google  google
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...


Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #1 : 13 Aralık 2008, 09:37:56 Cts »
hz. Alı B. Ebu TÂlıb (r.a.)

resulullah'in Amcasinin Oglu, Damadi, Dördüncü Halife. Babasi Ebû Talib, Annesi Kureys'ten Fâtima Binti Esed, Dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'i Hasan Ve Ebû Tûrab (topragin Babasi), Lâkabi Haydar; Ünvani Emîru'l-mü'minin'dir. Ayrica 'allah'in Arslani' Ünvaniyla Da Anilir.
hz. Ali Küçük Yasindan Beri Resulullah'in Yaninda Büyüdü. On Yasinda İslâm'i Kabul Ettigi Bilinmektedir. Hz. Hatice'den Sonra Müslümanligi İlk Kabul Eden Odur. Hz. Peygamber İle Hz. Hatice'yi Bir Gün İbadet Ederken Gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz Sirkin Kötülügünü, Tevhidin Manasini Anlattiginda Hz. Ali Hemen Müslüman Olmustu. Mekke Döneminde Her Zaman Resulullah'in Yanindaydi. Kâbe'deki Putlari Kirmasini Söyle Anlatir: "bir Gün Resul-u Ekrem İle Kâbe'ye Gittik. Resul-u Ekrem Omuzuma Çikmak İstedi. Kalkmak İstedigim Zaman Kalkamiyacagimi Anladi, Omuzumdan İndi, Beni Omuzuna Çikardi Ve Ayaga Kalkti. Kendimi İstesem Ufuklari Tutacak Saniyordum. Kâbe'nin Üzerinde Bir Put Vardi, Onu Sagdan Soldan İttim. Put Düstü, Parça Parça Oldu. Resulullah'in Omuzlarindan İndim. İkimiz Geri Döndük." (ahmed B. Hanbel, Müsned, I, 384).
resul-u Ekrem, En Yakin Akrabasini Uyarmak Ve Hakki Teblig Etmek Hususunda Allah'u Teâlâ'dan Emir Alinca Onlari Safa Tepesinde Toplayip İlâhî Emirleri Teblig Edince, Kureys Müsrikleri Onunla Alay Etmisti. İkinci Toplantiyi Yapmasini Hz. Ali (r.a.)'ye Birakti, Ali De Bir Ziyafet Hazirlayarak Hasimogullarini Davet Etti. Resulullah Yemekten Sonra: "ey Abdülmuttalibogullari, Ben Özellikle Size Ve Bütün İnsanlara Gönderilmis Bulunuyorum.
ıçinizden Hanginiz Benim Kardesim Ve Dostum Olarak Bana Bey'at Edecek" Dedi. Yalniz Ali (r.a.) Kalkti Ve Orada Resulullah'a Onun İstedigi Sözlerle Bey'at Etti. Bunun Üzerine Resul-u Ekrem, "kardesimsin Ve Vezirimsin " Diyerek Hz. Ali'yi Taltif Etti.
hz. Peygamber Hicret Etmeden Önce Elinde Bulunan Emanetleri, Sahiplerine Verilmek Üzere Ali'ye Birakti Ve O Gece Hz. Ali, Resulullah'in Yatagini Da Yatarak Müsrikleri Sasirtti. Böylece Hz. Ali, Hz. Peygamber'i Öldürmeye Gelen Müsrikleri Oyalayarak Onun Yerine Hayatini Tehlikeye Atmis, Bu Suretle Peygamber'e Hicreti Sirasinda Zaman Kazandirmistir. Hz. Ali, Peygamberimiz'in Kendisine Biraktigi Emanetleri Sahiplerine Verdikten Sonra Medine'ye Hicret Etti. Medine'de De Hz. Peygamber'in Devamli Yaninda Bulundu, Bütün Cihat Harekâtlarina Katildi, Uhud'da Gâzî Oldu. Bedir'de Sancaktardi. Ayni Zamanda Kesif Kolunun Basindaydi; Hakim Noktalari Tesbit Ederek Hz. Peygamber'e Bildirdi. Bu Mevkiler İsgal Edilerek, Bedir'de Önemli Bir Savas Harekâtini Basariya Ulastirdi. Bedir Gazasinin Baslamasindan Önce, Kureysliler'le Teke Tek Dövüsen Üç Kisiden Biriydi. Bu Dögüste, Hasmi Velid B. Mugire'yi Kilici İle Öldürdügü Gibi, Hz. Ebû Ubeyde Zor Durumdayken Yardimina Kostu Ve Onun Hasmini Da Öldürdü. Kendisine "allah'in Arslani" Lâkabi Ve Bedir Ganimetlerinden Bir Kiliç, Bir Kalkan Ve Bir De Deve Verildi.
hz. Ali, Bedir Savasindan Sonra Hz. Peygamber'in Kizi Hz. Fâtima İle Evlendi. Nikâhini Hz. Peygamber Kiydi. O Zamana Kadar Resulullah'la Oturan Hz. Ali Nikâhtan Sonra Ayri Bir Eve Tasindi. Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan Üç Oglu, İki Kizi Dünyaya Geldi. Hicret'in Üçüncü Yilinda Uhud Savasinda, Müslüman Okçularin Hatasi Yüzünden Müsrikler Müslümanlarin Üzerine Saldirmislar Ve Hz. Peygamber De Yaralanarak Bir Hendege Düsmüs Ve Düsman Onun Öldügünü Yaymisti. Halbuki O Sirada Dögüse Dögüse Gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in İçine Düstügü Hendege Ulasarak, Onu Korumaya Almisti. Iki Tarafin Da Kazanamadigi Bu Savasta Hz. Ali Birçok Yerinden Yaralanarak Gazi Oldu.
uhud Savasindan Sonra Hz. Ali "benu Nadr" Yahudilerinin Hainlikleri Üzerine Bu Kabile İle Yapilan Savasi Bizzat İdare Etti. Bütün Çarpismalarda Hz. Ali Kahramanca Dögüsmüs Ve Müsriklerin En Meshur Savasçilarini Öldürmüstür. Hudeybiye Barisinda Sulh Sartlarinin Yazilmasinda O Memur Edildi. Hz. Ali, Sulhnameyi Yazmaya Söyle Basladi: "bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak Müsrikler Bu İfadeye İtiraz Ettiler. Hz. Peygamber, "resulullah" Yerine "muhammed B. Abdullah" Yazmasini Hz. Ali'ye Söylemis Fakat Hz. Ali "resulullah" İfadesinin Yaziminda İsrar Etmistir.
hz. Ali Mekke'nin Fethi Sirasinda Yine Sancaktardi. "keda" Mevkiinden Mekke'ye Girdi. Mekke Kan Dökülmeden Fethedildi. Hz. Peygamber İle Birlikte Kâbe'deki Bütün Putlari Kirdilar.
mekke'nin Fethinden Sonra Resulu Ekrem, Hâlid B. Velid'i Benu Huzeyme Kabilesine Gönderdi. Bu Kabile Ya Cehaleti, Ya Da Bedevî Olmalarindan, "müslüman Olduk" Anlamindaki "eslemna" Kelimesi Yerine "sabbena" Dedigi İçin Hâlid B. Velid Hiddetlendi Ve Onlarla Harp Etti. Hz. Peygamber Olayi Duyunca Çok Üzüldü. Hz. Ali'yi Bu Hatayi Telâfi İle Görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye Giderek Öldürülenlerin Diyetini Ödeyip Magdur Olanlarin Zararlarini Telâfi Etmisti.
huneyn Gazasinda Müslümanlar Bir Ara Bozulup Dagildilar. Sayilari Binleri Buldugu Halde İçlerinden Ancak Birkaç Kisi Sabredip Dayanabildi. Hz. Ali Bu Savasta Yalniz Sabirla Tahammül Etmekle Kalmayarak Gösterdigi Yigitlik Ve Kumandanlikla İslâm Ordusunun Kendi Safinda Toparlanmasini Sagladi.
resulu Ekrem Hicretin 9. Yilinda Tebük Seferine Çikarken Hz. Ali'yi Ehl-i Beytin Muhafazasi İçin Medine'de Birakti, Ancak Bu Sefere Katilamadigi İçin Müteessir Oldu. Bunun Üzerine Resulullah: "musa'ya Göre Harun Ne İse, Sen Bana Karsi O Olmak İstemez Misin?" Dedi. Ali, Bu İltifattan Çok Memnun Oldu.
berae Suresinin Ayetleri Nazil Olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye Gönderdi. Bu Suretle Hiçbir Müsrikin Artik Kâbe-i Serîfi Bundan Sonra Haccedemeyecegini Bildirdi.
bundan Sonra Haccedemeyecegini Bildirdi. Yemen Bölgesinin İslâm'a Girmesi Zordu. Görev Yine Ali B. Ebi Talib'e Verildi. Hz. Ali "bu Çok Güç Bir İs" Dedi. Resulullah Da "ya Rabb, Ali'nin Dili Tercümani, Kalbi Hidayet Nurunun Memba Olsun" Diye Dua Edince, Ali, Siyah Bir Bayrak Alarak Yemen'e Gitti, Kisa Süren İrsadlari Sayesinde Yemen'in Bütün Hemedan Kabilesi Müslüman Oldu.
hz. Peygamber'in Vefati Sirasinda, Hücresinde Bulunanlarin Basinda Geliyordu. Hz. Ebu Bekir Halife Seçildigi Sirada Hz. Ali Resulullah'in Hücresinde Tekfin İle Mesgul İdi.
hz. Ömer Devrinde Devletin Bütün Hukuk İsleriyle İlgilenip Adeta İslâm Devletinin Bas Kadisi Olarak Görev Yapti. Hz. Ömer'in Sehâdeti Üzerine Yine Devlet Baskanini Seçmekle Görevlendirilen Alti Kisilik Sûra Heyetinde Yer Alip, Bu Alti Kisiden En Sona Kalan İki Adaydan Biri Oldu.
hz. Osman'in Hilâfeti Döneminde İdarî Tutumdan Pek Memnun Olmamakla Birlikte İslâm Devletinin Muhtelif Vilâyetlerinden Gelen Sikayetleri Hep Hz. Osman'a Bildirmis Ve Ona Hâl Çareleri Teklif Etmisti. Hz. Osman'i Muhasara Edenleri Uzlastirmak İçin Elinden Gelen Gayreti Sarfetti.
hz. Osman'in Sehâdetinden Sonra İslâm'in İleri Gelen Sahsiyetleri Ona Bey'at Ettiler. Ancak Onun Bu Dönemi Allah'in Bir Takdiri Olarak Son Derece Karisik Bir Dönem Oldu. Hilâfete Geçtiginde Hâlledilmesi Gereken Bir Çok Problemle Karsi Karsiya Kaldi. Bu Karisikliklar Cemel Ve Siffin Gibi İç Çatismalari Dogurdu. İslâm Devleti Bünyesindeki Bu İhtilâflari Giderme Konusunda Büyük Fedakârlik Ve Gayretler Gösterdi.
nihayet, Kûfe'de 40/661 Yilinda Bir Hârici Olan Abdurrahman B. Mülcem Tarafindan Sabah Namazina Giderken Yaralandi. Bu Yaranin Etkisiyle Sehid Oldu.
hz. Ali Devamli Olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Yaninda Bulundugu İçin Tefsir, Hadîs Ve Fikihta Sahabenin İleri Gelenlerindendir. Hatta Resulullah'in Tabiri İle "ilim Beldesinin Kapisi" Olarak Ümmetin En Bilgini İdi. Hz. Peygamber Yolunda İnsanlari Hakka İletmek İçin Büyük Gayretler Sarfetmis Ve Hilâfet Dönemi İç Karisikliklarla Dolu Olmasina Ragmen İslâm'in Ögretilmesi Ve Ögrenilmesi Hususunda Büyük Katkilari Olmustu.
medine'de Duruma Hakim Olup Yönetimi Tam Olarak Eline Aldiktan Sonra Ögretim İçin Merkezde Bir Okul Kurdu. Arapça Gramerin Ögretilmesini Ebu Esved Ed-düeli'ye, Kur'an Okutma Ve Ögretme İsini Abdurrahman Essülemi'ye, Tabiî İlimler Konusunda Ögretmenlik Görevini Kümeyl B. Ziyâd'a Verdi. Arap Edebiyati Konusunda Çalisma Yapmak Üzere De Ubade B. Essamit, Ve Ömer B. Seleme'yi Görevlendirdi. Devlet Yönetimi Ve Hizmetlerini; Maliye, Ordu, Tesrî Ve Kaza Gibi Bölümlere Ayirarak Yürütüyordu. Malî İsleri, Dagitma Ve Toplama Diye İki Kisma Ayirmazdi.
ümmetin Malini Ümmete Dagitirken De Son Derece Titiz Davranirdi. Kendisine Bir Pay Ayirma Noktasinda Gayet Dikkatli Olup, Kimsenin Hakkina Tecavüz Etmemekte De Büyük Bir Örnek İdi. Kendisini Kûfe'de Görenler, Kisin Sogugunda İnce Bir Elbisenin Altinda Tir Tir Titreyerek Camiye Gittigini Aktarirlar. Devlet Yönetici Ve Memurlarinin Nasil Davranmalari Gerektigi Konusunda Su Yönetmeligi Hazirlamisti.
1. Halka Karsi Daima İçinizde Sevgi Ve Nezaket Besleyin. Onlara Bir Canavar Gibi Davranmayin Ve Onlari Azarlamayin .
2. Müslüman Olsun Olmasin Herkese Ayni Davranin. Müslümanlar Kardesleriniz, Müslüman Olmayanlar İse Sizin Gibi Bir İnsandir.
3. Affetmekten Utanmayin. Cezalandirmada Acele Etmeyin. Emriniz Altinda Bulunanlarin Hatalari Karsisinda Hemen Öfkelenip Kendinizi Kaybetmeyin .
4. Taraf Tutmayin, Bazi İnsanlari Kayirmayin. Bu Tür Davranislar Sizi Zulme Ve Despotluga Çeker.
5. Memurlarinizi Seçerken Zalim Yöneticilere Hizmet Etmemis Ve Devletin Suçlarindan Ve Zulümlerinden Sorumlu Olmamis Bulunmalarina Dikkat Edin.
6. Dogru, Dürüst Ve Nazik Kisileri Seçin Ve Çikar Ummadan Ve Korkmadan Aci Gerçekleri Söyleyebilenleri Tercih Edin.
7. Atamalarda Arastirma Yapmayi İhmal Etmeyin.
8. Haksiz Kazanç Ve Ahlâksizliklara Düsmemeleri İçin Memurlariniza Yeterince Maas Ödeyin.
9. Memurlarinizin Hareketlerini Kontrol Edin Ve Bunun İçin Güvendiginiz Samimi Kisileri Kullanin.
10. Mektuplar Ve Müracaatlara Bizzat Kendiniz Cevap Verin.
11. Halkin Güvenini Kazanin Ve Onlarin İyiligini İstediginize Kendilerini İnandirin .
12. Hiç Bir Zaman Vaadinizden Ve Sözünüzden Dönmeyin.
13. Esnaf Ve Tüccara Dikkat Edin; Onlara Gereken Önemi Gösterin, Fakat İhtikâr, Karaborsa Ve Mal Yigmalarina İzin Vermeyin.
14. El İslerine Yardim Edin; Çünkü Bu Yoksullugu Azaltir, Hayat Standardini Artirir.
15. Tarimla Ugrasanlar Devletin Servet Kaynagidir Ve Bir Servet Gibi Korunmalidir.
16. Kutsal Görevinizin Yoksul, Sakat Ve Yetimlere Bakmak Oldugunu Hiç Aklinizdan Çikarmayin. Memurlariniz Onlari İncitmesin, Onlara Kötü Davranmasin. Onlara Yardim Edin, Koruyun Ve Yardiminiza İhtiyaç Duyduklari Her Zaman Huzurunuza Çikmalarina Engel Olmayin .
17. Kan Dökmekten Kaçinin, İslâm'in Hükümlerine Göre Öldürülmesi Gerekmeyen Kimseleri Öldürmeyin.
hz. Ali Bütün Bu Emirleri Kendi Nefsinde Eksiksiz Uygulayan Bir Halifeydi. Bes Yillik Halifeligi Çok Önemli Olaylarla, Savas Ve Sikintilarla Geçmisti. Fitnelere Karsi Sonuna Kadar Dogru Yoldan Sabirla Mücadele Etmek İstedi Sonunda Sehid Oldu.
hz. Ali Islâm'in Bütün Güzelliklerine Vakifti. Çünkü O, Resulullah'in Daima Yaninda Bulunmustu. Vahiy Kâtibiydi, Hâfiz, Müfessir Ve Muhaddisti. Hz. Peygamber'den Bes Yüzden Fazla Hadis Rivayet Etti. Ahkâmin Nazariyatindan Çok Amelî Keyfiyetine Bakardi: "halka Anladiklari Hadisleri Söyleyiniz. Allah İle Peygamber'in Tekzip Edilmesini İster Misiniz?" (buhârî, İlim) Demistir.
hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin Adli Ogullari Ve Zeynep, Ümmü Gülsüm Adli Kizlari Oldu.
hz. Ali âbid, Kahraman, Cesur, İyilikte Yarisan, Takva Sahibi Ve Son Derece Cömertti. Medine'de Müslümanlarin Durumu Düzeldikten Sonra, Hz. Ali De Bir Hizmetçi Almaya Karar Verip, Resulullah'a Gitti. Resulullah Kiziyla Damadinin Arasina Girerek: "ben Size Hizmetçiden Daha Hayirlisini Haber Vereyim. Yatarken Otuzüç Kere Allahü Ekber, Otuzüç Kere Elhamdülillah, Otuzüç Kere De Subhanallah Deyin" Buyurdu. Yine Bir Gün Yiyecek Çok Az Yemekleri Olan Hz. Ali İle Ailesi Sofraya Oturduklari Sirada Kapilarina Bir Dilenci Geldi, Onlar Da Yemegi Dilenciye Verdiler. Ertesi Gün Gelen Bir Yetime, Üçüncü Gün Gelen Bir Esire Yemeklerini Verdiler. Bu Olay Üç Gün Sürdükten Sonra Su Ayet-i Kerime İndi: "süphesiz En İyiler Mizaci Kâfur Olan Bir Tastan İçerler. Allah'in Kullarinin Tasira Tasira İçecegi Bir Kaynak. Adagi Yerine Getirirler Ve Serri Yaygin Olan Bir Günden Korkarlar. İçleri Çektigi Hâlde Yiyecegi, Miskine, Yetime Ve Esire Yedirirler. 'biz Sizi Ancak Allah'in Rizasi İçin Doyuruyoruz, Sizden Bir Karsilik Ve Tesekkür Beklemiyoruz. Dogrusu Biz Oldukça Asik Suratli Zorlu Bir Günden Dolayi Rabbimizdan Korkuyoruz' Derler. Allah Da Bu Günün Serrinden Onlari Korur. Onlara Parlaklik Ve Sevinç Verir." (ınsan, 5/11)
hz. Ali'nin "zülfikâr" Adi Verilen Meshur Bir Kilici Vardi. Kilicin Agzi İki Çatalli İdi Ve Hz. Ali'ye Resulullah Tarafindan Hediye Edilmisti. Hz. Ali'nin Cömertligi, İnsanîligi, Resulullah'a Olan Yakinligiyla Edindigi Büyük Manevî Miras Onu Yüzyillardir Halk İnançlarinda Destani Bir Kisilige Büründürmüstür. Bir Gün Onun Dört Dirhemi Vardi. Birini Açiktan, Birini Gizliden Birini Gündüz, Birini De Gece İnfak Etti Ve Hakkinda Su Ayet-i Kerime İndi: "mallarini Gece Ve Gündüz, Gizli Ve Açik Olarak İnfak Edenler. Onlar İçin Rabbleri Katinda Karsiliklari Vardir Ve Üzülecek De Degillerdir." (el-bakara, 2/274).
hz. Ali'nin Peygamberimizden Rivayet Ettigi Bazi Hadis-i Serifler: "günah İsleyen Biri Pisman Olur, Abdest Alir Namaz Kilar Ve Günahi İçin İstigfar Ederse Allah'u Tealâ Nisâ Suresinde 'biri Günah İsler Veya Kendine Zulmeder Sonra Pisman Olup Allah'u Teâlâ'ya İstigfar Ederse Allah'u Teâlâ'yi Çok Merhametli Ve Af Ve Magfiret Edici Bulur' Buyurmaktadir."
"üzerinde Farz Namaz Borcu Olan Kimse, Kazasini Kilmadan Nafile Kilarsa Bos Yere Zahmet Çekmis Olur. Bu Kimse, Kazasini Ödemedikçe Allah'u Teâlâ Onun Nafile Namazlarini Kabul Etmez. "
"malinizin Zekâtini Veriniz. Biliniz Ki, Zekâtini Vermeyenlerin Bunu Vazife Kabul Etmeyenlerin Namazi, Orucu, Hacci Ve Cihadi Ve İmani Yoktur. "
peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye Buyurdu: " Ya Ali, Altiyüzbin Koyun Mu İstersin, Yahut Altiyüzbin Altin Mi Veya Altiyüzbin Nasihat Mi İstersin ? " Hz. Ali Dedi: "altiyüzbin Nasihat İsterim." Peygamberimiz Buyurdu: "su Alti Nasihate Uyarsan Altiyüzbin Nasihata Uymus Olursun: 1. Herkes Nafilelerle Mesgul Olurken Sen Farzlari İfa Et. Yani Farzlardaki Rükünleri, Vacipleri Sünnetleri, Müstehaplari İfa Et. 2. Herkes Dünya İle Mesgul Olurken Sen Allah'u Teâlâ'yi Hatirla. İslâm'a Uygun Yasa; İslâm'a Uygun Kazan; İslâm'a Uygun Harca. 3. Herkes Birbirinin Ayibini Arastirirken Sen Kendi Ayiplarini Ara. Kendi Ayiplarinla Mesgul Ol. 4. Herkes Dünyayi İmar Ederken Sen Dinini İmar Et, Zinetlendir. 5. Herkes Halka Yaklasmak İçin Vasita Ararken, Halkin Rizasini Gözetirken Sen Hakk'in Rizasini Gözet; Hakka Yaklastirici Sebep Ve Vasitalari Ara. 6. Herkes Çok Amel İslerken Sen Amelinin Çok Olmasina Degil, İhlasli Olmasina Dikkat Et."
hz. Ali Buyurdu:
"kisi Dili Altinda Saklidir. Konusturunuz, Kiymetinden Neler Kaybettigini Anlarsiniz."
"ınsanin Yaslanip Rabbini Bildikten Sonra Ölmesi, Küçükken Ölüp Hesapsiz Cennet'e Girmesinden Daha Hayirlidir. "
"kul Ümidini Yalniz Rabbi'ne Baglamali Ve Yalniz Günahlari Kendini Korkutmalidir. "
"cahil, Bilmedigini Sormaktan Utanmasin. Âlim, İçinden Çikamayacagi Bir Meselede En İyisini Allah'u Teâlâ Bilir' Demekten Sakinmasin."
"sizin İçin Korktugum Seylerin En Basinda, Nefsinin İstegine Uymak Ve Uzun Emelli Olmak Gelir. Birincisi Hak Yoldan Alikoyar; İkincisi İse Ahireti Unutturur. "
"amellerin En Zoru Üçtür. Bunlar; Nefsin Hakkini Verebilmek, Her Halde Allah'u Teâlâ'yi Hatirlayabilmek, Kardesine Bol Bol İkramda Bulunabilmektir. "
"takva, Hataya Devami Birakmak; Aldanmamaktir . "
"kalpler, Kaplara Benzer. Hayirli Olani, Hayirla Dolu Olanidir."
"bana Bir Harf Ögretenin Kölesi Olurum. "
hz. Ali Bu Ümmetin En İleri Gelenlerinden Biri Olarak İsllâm'in Bize Kadar Gelmesinde Büyük Rolü Olan Sahabelerdendir .

kaynak: Sâmil Islam Ansiklopedisi
not: Metin Enfal`den Alinmistir ( You are not allowed to view links. Register or Login )
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2008, 09:41:12 Cts Gönderen: ofli »
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #2 : 13 Aralık 2008, 09:38:25 Cts »
hz. Ebu Bekır Es SıddÎk (r.a) (571-634)

hz. Muhammed (s.a.s.)'in Islâm'i Teblige Baslamasindan Sonra İlk İman Eden Hür Erkeklerin; Rasit Halifelerin, Asere-i Mübesserenin İlki. Câmiu'l Kur'an, Es-siddîk, El-atik Lakaplariyla Bilinen Büyük Sahabi.
kur'ân-i Kerim'de Hicret Sirasinda Rasûlullah'la Beraber Olmasindan Dolayi, "...magarada Bulunan İki Kisiden Biri..." (et-tevbe, 9/40) Seklinde Ondan Bahsedilmektedir. Asil Adi Abdülkâbe Olup, Islâm'dan Sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in Ona Abdullah Adini Verdigi Kaydedilir. Azaptan Azad Edilmis Mânâsina "atik"; Dürüst, Sadik, Emin Ve İffetli Oldugundan Dolayi Da "siddik" Lâkabiyla Anilmistir. "deve Yavrusunun Babasi" Manasina Gelen Ebû Bekir Adiyla Meshur Olmustur. Teym Ogullari Kabilesinden Olan Ebû Bekir'in Nesebi Mürre B. Kâ'b'da Rasûlullah'la Birlesir. Anasinin Adi Ümmü'l-hayr Selma, Babasinin Ki Ebû Kuhafe Osman'dir. Künyesi Abdullah B. Osman B. Amir B. Amir... B. Murra ...et-teymî'dir. Bedir Savasina Kadar Müsrik Kalan Oglu Abdurrahman Disinda Bütün Ailesi Müslüman Olmustur. Babasi Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in Halifeligini Ve Ölümünü Görmüstür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den Bir Veya Üç Yas Küçük Oldugu Zikredilmistir. Islâm'dan Önce De Saygin, Dürüst, Kisilikli, Putlara Tapmayan Ve Evinde Put Bulundurmayan "hanif" Bir Tacir Olan Ebû Bekir, Ölümüne Kadar Hz. Peygamber'den Hiç Ayrilmamistir. Bütün Servetini, Kazancini Islâm İçin Harcamis, Kendisi Sade Bir Sekilde Yasamistir.
hz. Ebû Bekir, Fil Yilindan İki Sene Birkaç Ay Sonra 571'de Mekke'de Dünyaya Gelmis, Güzel Hasletlerle Taninmis Ve İffetiyle Söhret Bulmustur. İçki İçmek Câhiliye Döneminde Çok Yaygin Bir âdet Oldugu Halde O Hiç İçmemistir. O Dönemde Mekke'nin İleri Gelenlerinden Olup Araplarin Nesep Ve Ahbâr İlimlerinde Meshur Olmustur. Kumas Ve Elbise Ticaretiyle Mesgul Olurdu; Sermayesi Kirk Bin Dirhemdi Ki, Bunun Büyük Bir Kismini Islâm İçin Harcamistir. Rasûlullah'a İman Eden Ebû Bekir (r.a.) Islâm Dâvetçiligine Baslamis, Osman B. Affân, Zübeyr B. Avvâm, Abdurrahman B. Avf, Sa'd B. Ebî Vakkas Ve Talha B. Ubeydullah Gibi Islâm'in Yücelmesinde Büyük Emekleri Olan İlk Müslümanlarin Bir Çogu Islâm'i Onun Dâvetiyle Kabul Etmislerdir.
hz. Ebû Bekir Hayati Boyunca Rasûlullah'in Yanindan Ayrilmamis, Çocuklugundan İtibaren Aralarinda Büyük Bir Dostluk Kurulmustur. Rasûlullah Birçok Hususlarda Onun Görüsünü Tercih Ederdi. Umûmî Ve Husûsî Olan Önemli İslerde Ashâbiyla Müsavere Eden Peygamber (s.a.s.) Bazi Hususlarda Özellikle Ebû Bekir'e Danisirdi. (ıbn Haldun, Mukaddime, 206). Araplar Ona "peygamber'in Veziri" Derlerdi.
teymogullari Kabilesi Mekke'de Önemli Bir Yere Sahipti. Ticaretle Ugrasiyorlar, Toplumsal Temaslari Ve Genis Kültürlülükleri İle Taniniyorlardi. Hz. Ebû Bekir'in Babasi Mekke Esrafindandi. Hz. Ebû Bekir, Câhiliye Döneminde De Güzel Ahlâki İle Tâninan, Sevilen Bir Kisi İdi. Mekke'de "esnak" Diye Bilinen Kan Diyeti Ve Kefalet Ödenmesi İslerinin Yürütülmesiyle Görevliydi. Muhammed (s.a.s.) İle Büyük Bir Dostluklari Vardi. Sik Sik Bulusur, Allah'in Birligi, Mekke Müsriklerinin Durumu Ve Ticaret Gibi Konularda Müsâvere Ederlerdi. İkisi De Câhiliye Kültürüne Karsiydilar, Siir Yazmaz Ve Siiri Sevmezlerdi, Daha Ziyade Tefekkür Ederlerdi.
ıslâm'i Benimsemesi
hz. Ebû Bekir, Hira Dagindan Dönen Hz. Muhammed İle Karsilastiginda, Rasûlullah (s.a.s.) Ona, "allah'in Elçisi" Oldugunu Söyleyip "yaratan Rabbinin Adiyla Oku" (el-alâk, 96/1) Diye Baslayan âyetleri Bildirdigi Zaman Hemen Ona: "allah'in Birligine Ve Senin O'nun Rasûlü Olduguna İman Ettim" Demistir. Hz. Hatice'den Sonra Rasûlullah'a İlk İman Eden Odur. Hz. Peygamber (s.a.s.) Islâm'i Tebliginin İlk Zamanlarinda Kiminle Konustuysa En Azindan Bir Tereddüt Görmüs, Ancak Ebû Bekir Seksiz Ve Tereddütsüz Bir Sekilde Kabul Etmistir. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s.), "bütün İnsanlarin İmani Bir Kefeye, Ebû Bekir'in Ki Bir Kefeye Konsa, Onun İmani Agir Basardi " Diye Lâtif Bir Benzetme De Yapmistir. Mü'min Ebû Bekir, Hayatinin Sonuna Kadar Tüm Varligini Islâm'a Adamis, Bütün Hayirli İslerde En Basta Gelmistir.
ebû Bekir Mekke Döneminde Güçlü Kabilelere Mensup Kisileri Islâm'a Kazandirmaya Çalisti, Öte Yandan Müsriklerin İskencelerine Maruz Kalan Güçsüzleri, Köleleri Korudu; Servetini Eziyet Edilen Köleleri Satin Alip Azad Etmekte Kullandi. Bilâl, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys Bunlardandir. Kendisi De Mescid-i Haram'da Müsriklerin Saldirisina Ugramisti. Ebû Bekir, İman Ettikten Sonra Islâm'i Teblige Gizli Gizli Devam Ediyordu. Annesi, Karisi Ümmü Ruman Ve Kizi Esma Da İman Etmis, Fakat Ogullari Abdullah, Abdurrahman Ve Babasi Ebû Kuhafe Henüz İman Etmemislerdi. Osman B. Affan, Sa'd B. Ebî Vakkas, Abdurrahman B. Avf, Zübeyr B. Avvâm, Talha B. Ubeydullah Gibi İlk Müslümanlari Islâm'a Dâvet Eden Odur. Müsriklerin Eziyetleri Çogalip Müslümanlara Yapilan Baskilar Arttiktan Sonra Hz. Peygamber Hz. Ebû Bekir'e De Habesistan'a Göç Etmesini Söylemis Ve Ebû Bekir Yola Çikmis; Ancak Berkü'l-gimâd'da Mekke'nin İleri Gelen Kabilelerinden Ibn Dugunne İle Karsilastiginda Ibn Dugunne Onu Himayesine Aldigini Ve Mekke'ye Dönmesi Gerektigini Belirterek, İkisi Birlikte Mekke'ye Dönmüslerdir. Ancak Sartli Olarak Ebû Bekir'i Himayesine Alan Ibn Dugunne, Ebû Bekir'in Açiktan Açiga İbadet Etmesi Ve İnancini Yaymaya Devam Etmesi Sebebiyle Sartlari Yerine Getirmedigini İddia Ederek Ona İbadetini Gizli Yapmasini Söylediginde Ebû Bekir, Onun Himayesine İhtiyaci Olmadigini, Zaten Kendisine Söz De Vermedigini İfade Etmisti: "senin Himayeni Sana İâde Ediyorum. Bana Allah'in Himayesi Yeter." Böylece Onüç Yil Mekke'de Rasûlullah'in Yaninda Kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Aise'nin Rivâyetine Göre, Rasûlullah Hicret Emrini Alip Ebû Bekir'e Gelerek Ona Beraberce Hicret Edeceklerini Söyleyince Ebû Bekir Sevinçten Aglamaya Baslamisti (ıbn Hisâm, Es-sire, Iı, 485).
hz. Peygamber'in Bir Gecede Mekke'den Kudüs'e Oradan Sidretü'l Münteha'ya Gittigi İsra Ve Mirâc Hâdisesini Duyan Müsrikler Bunu Hz. Ebû Bekir'e Yetistirdikleri Zaman; "o Dediyse Dogrudur." Demistir. Bu Sözünden Sonra Ebu Bekir'e; İhlâsli, Asla Yalan Söylemeyen, Özü Dogru, İtikadinda Süphe Olmayan Anlaminda, "siddik" Lâkabi Verildi. Kur'an Tâbiriyle, "o, Ne İyi Arkadasti " (en-nisâ, 4/69) Denilebilir.
ıste O "siddîk" İle O "emîn", O İki Arkadas Beraberce Sevr Dagindaki Magaraya Hareket Ederek Hicret Etmislerdir.
hicreti
sevr Magarasina İlk Giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) Magarada Kesif Yaptiktan Sonra Rasûlullah İçeri Girmistir. Ebû Bekir'in Kizi Esma Yolda Yemeleri İçin Aziklarini Hazirlamisti. Onlar Mekke'den Ayrilinca Müsrikler Her Tarafa Adamlarini Yollayarak Aramaya Basladilar. Kureys Kabilesinin Müsrikleri Ebû Cehil Baskanliginda Esma'nin Evini Aradilar, Hakaret Edip Dayak Attilar. Hz. Ebû Bekir (r.a.) Hicret Yolculuguna Çikarken Yanina Bütün Parasini Almisti. Buna Ragmen Kizi Esma Onun Nerede Oldugunu, Nereye Gittigini Kâfirlere Söylememistir. İz Süren Mekkeli Müsrikler Sevr Magarasina Kadar Geldiler. Rasûlullah Bu Sirada Kur'ân'da Anlatildigi Biçimde Söyle Diyordu: "üzülme, Allah Bizimledir" (et-tevbe, 104/40). Nitekim Allah Ona Güven Vermis, Göremedikleri Askerleriyle Onu Desteklemistir; Allah Güçlüdür, Hakimdir. Kâfirler Tüm Aramalara Ragmen Onlari Bulamadilar. Magarada Üç Gün Kaldiktan Sonra Medine'ye Yönelen Rasûlullah İle Ebû Bekir Kuba'ya Vardilar.
ebû Bekir Magarada Kaldiklari Günü Söyle Anlatir: "rasûlullah (s.a.s.) İle Beraber Bir Magarada Bulundum. Bir Ara Basimi Kaldirip Baktim. O Anda Kureys Casuslarinin Ayaklarini Gördüm. Bunun Üzerine, 'ya Rasûlullah, Bunlardan Birkaçi Gözünü Asagi Egse De Baksa Muhakkak Bizi Görür' Dedim. O, 'sus Ya Ebû Bekir. İki Yoldas Ki, Allah Onlarin Üçüncüsü Ola, Endise Edilir Mi?' Buyurdu. Kuba'da Üç Gün Kalan Rasûlullah İle Hz. Ebû Bekir Nihayet Medine'ye Vardilar. Medine'de Hz. Ebû Bekir Humma Hastaligina Tutuldu. Hastalik İlerleyip Yataga Düstügünde Rasûlullah, "allah'im Mekke'yi Bize Sevgili Kildigin Gibi Medine'yi De Bize Sevgili Kil, Hummayi Bizden Uzaklastir' Diye Dua Ettigi Zaman Hz. Ebû Bekir Ve Hasta Olan Diger Sahâbîler İyilestiler. Bu Aradâ Hz. Âise İle Hz. Muhammed (s.â.s.)'in Dügünleri Yapildi. Mescidi Nebî İnsâ Edildi. Masraflarin Bir Kismini Hz. Ebû Bekir Karsiladi. Medine'de Kardeslik Tesis Edildiginde Ebû Bekir'in Kardesligi Harise B. Zeyd Oldu.
hz. Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin İnsasina Katildi. Rasûlullah Islâm'i Yaymak Ve Düsmanlar Hakkinda Bilgi Toplamak İçin Seriyye Denilen Kesif Kollarini Medine Disina Gönderiyor, Bunlara Bazen Hz. Ebû Bekir De Katiliyordu. Rasûlullah İle Birlikte Bizzat Çarpistigi Savaslarda (bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir De Yer Aldi. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif Gazvelerinde De Bulundu. Rasûlullah'in Bizzat İdare Ettigi Harplere Gazve Denir. Ebû Bekir, Bu Sözü Geçen Büyük Savaslardan Baska, Otuzdan Fazla Gazveye Katilmistir. Çarpisma Olmaksizin Veddan, Buvat, Bedr-i Ûlâ, Useyre Gazveleriyle De Düsmanlar İtaat Altina Alinmistir. Bütün Bu Gazvelerde Hz. Ebû Bekir, Rasûlullah'in En Yakininda Yer Almis Olup Onun "veziri" Gibi İdi. Bedir'de, Oglu Abdurrahman Müsrikler Safinda Yer Aldiginda Ebû Bekir Ogluyla Çarpismistir. Sadece O Degil, Bedir'de Birçok Sahâbî, Oglu, Kardesi, Babasi, Dayisi İle Çarpismisti. Bedir Savasi, Müslümanlarin Islâm'i Herseyden Üstün Tuttuklarini, Allah İçin En Yakinlari Olan Müsrikleri Kan Bagi Veya Kabile Taassubu İçinde Kalmadan, Baska İnsanlardan Ayirdetmeden Öldürdüklerini Göstermektedir. Rasûlullah'in Bir Amcasi Hamza, Islâm Ordusu Safindayken Öteki Amcasi Abbas, Düsman Safindaydi. Yegeni Ubeyde Kendi Yanindayken, Öteki Yegenleri Ebû Süfyan Ve Nevfel Müsriklerle Beraberdi. Hattâ Kizi Zeyneb'in Esi Ebû'l-as Da Rasûlullah'a Karsi Müsriklerle Birlikte Savasiyordu.
hicretin 9. Yilinda Medine'de Büyük Bir Kitlik Oldu. Bu Arada Bizans İmparatoru, Sam'da Hicaz Bölgesini İstilâ Etmek Üzere Büyük Bir Ordu Hazirladi. Rasûlullah, Bu Orduya Karsi Islâm Ordusunu Hazirlarken, Kitlik Sebebiyle Zorluklarla Karsilasti. Ebû Bekir Malinin Hepsini Bu Ordunun Hazirlanmasinda Kullandi. Onuncu Yilda "vedâ Hacci"nda Bulunan Allah'in Rasûlü, Onbirinci Yilda Hastalandi.
hilâfeti
hicrî Onbirinci Yilda Hastalanan Rasûlullah (s.a.s.) 13 Rebiyülevvel Pazartesi Günü (8 Haziran 632) Vefât Etti. Onun Vefâtini Duyan Müslümanlar Büyük Bir Üzüntüye Kapildilar Ve İlk Anda Ne Yapmalari Gerektigine Karar Veremediler. Ama O Da Bir Ölümlüydü. Hz. Ömer, Onun Hz. Musa Gibi Rabbi İle Bulusmaya Gittigini, O'nun İçin "öldü" Diyen Olursa Ellerini Kesecegini Söylüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah'in İyi Oldugu Bir Sirada Ondan İzin Alarak Kizinin Yanina Gitmisti. Vefât Haberini Duyar Duymaz Hemen Geldi, Rasûlullah'i Alnindan Öptü Ve "babam Ve Anam Sana Fedâ Olsun Ya Rasûlullah. Ölümünde De Yasamindaki Kadar Güzelsin. Senin Ölümünle Peygamberlik Son Bulmustur. Sânin Ve Serefin O Kadar Büyük Ki, Üzerinde Aglamaktan Münezzehsin. Yâ Muhammed, Rabbinin Katinda Bizi Unutma; Hatirinda Olalim ..." Dedi. Sonra Disari Çikip Ömer'i Susturdu Ve; "ey İnsanlar, Allah Birdir, O'ndan Baska İlâh Yoktur, Muhammed O'nun Kulu Ve Elçisidir. Allah Apaçik Hakikattir. Muhammed'e Kulluk Eden Varsa, Bilsin Ki O Ölmüstür. Allah'a Kulluk Edenlere Gelince, Süphesiz Allah Diri, Bâkî Ve Ebedîdir. Size Allah'in Su Buyrugunu Hatirlatirim: "muhammed Sadece Bir Elçidir. Ondan Önce De Peygamberler Gelip Geçmistir. Simdi O Ölür Veya Öldürülürse Siz Ökçelerinizin Üzerinde Geriye Mi Döneceksiniz? Kim Ökçesi Üzerinde Geriye Dönerse Allah'a Hiçbir Ziyan Veremez. Allah Sükredenleri Mükâfatlandiracaktir" (Âl-u İmrân, 3/144). Allah'in Kitabi Ve Rasûlullah'in Sünnetine Sarilan Dogruyu Bulur, O İkisinin Arasini Ayiran Sapitir. Seytan, Peygamberimizin Ölümü İle Sizi Aldatmasin, Dininizden Saptirmasin. Seytanin Size Ulasmasina Firsat Vermeyiniz" (ıbn Hisâm, Es-sire, Iv, 335; Taberî, Târih, Iıı, 197,198).
hz. Ebû Bekir Bu Konusmasiyla Orada Bulunanlari Teskin Ettikten Sonra Rasûlullah'in Teçhiziyle Ugrasirken, Ensâr, Benû Sâide Sakifesinde Toplanarak Hazrec'in Reisi Olan Sa'd B Uhâde'yi Rasûlullah'tan Sonra Halife Tayini İçin Bir Araya Gelmislerdir. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde Ve Muhacirlerden Bir Grup Hemen Benû Saîde'ye Gittiler. Orada Ensâr İle Konusulduktan Ve Hilâfet Hakkinda Çesitli Müzakereler Yapildiktan Sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer İle Ebû Ubeyde'nin Ortasinda Durdu Ve Her İkisinin Ellerinden Tutarak İkisinden Birine Bey'at Edilmesini İstedi. O, Kendisini Halife Olarak Öne Sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in Konusmasindan Sonra Hz. Ömer Atilarak Hemen Ebû Bekir'e Bey'at Etti Ve, "ey Ebû Bekir, Müslümanlara Sen Rasûlullah'in Emriyle Namaz Kildirdin. Sen Onun Halifesisin Ve Biz Sana Bey'at Ediyoruz. Rasûlullah'a Hepimizden Daha Sevgili Olan Sana Bey'at Ediyoruz" Dedi. Hz. Ömer'in Bu âni Davranisi İle Orada Bulunanlarin Hepsi Ebû Bekir'e Bey'at Ettiler. Bu Özel Bey'attan Sonra Ertesi Gün Mescid-i Nebî'de Hz. Ebû Bekir Bütün Halka Hutbe Okudu Ve Resmen Ona Bey'at Edildi. Rasûlullah'in Defni Sali Günü Gerçeklesirken, Onun Nereye Defnedilecegi Hakkinda Da Bir İhtilâf Meydana Geldiginde Hz. Ebû Bekir Yine Firasetini Ortaya Koydu Ve "her Peygamber Öldügü Yere Defnedilir" Hadisini Ashaba Hatirlatarak Bu İhtilâfi Giderdi. Rasûlullah'in Cenaze Namazi İmamsiz Olarak Gruplar Halinde Kilindi. Bütün Bunlar Olurken, Hz. Ali'nin Hz. Fatima'nin Evinde Hasimogullari Ve Yandaslari İle Toplandigi Ve Bey'ata İlk Zamanlar Katilmadigi Nakledilir. Hz. Ali Rivâyetlere Göre, El-bey'atü'l-kübrâ'ya Bey'at Edildigi Haberini Alir Almaz, Elbisesini Yarim Yamalak Giydigi Halde Evden Firlamis Ve Gidip Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Etmistir (taberî, Târih, Iıı, 207). Onun Aylarca Hz. Ebû Bekir'e Bey'at Etmedigi Haberleri Gerçege Uygun Olmasa Gerektir. Çünkü Onun Ebû Bekir'in Üstünlügünü Bildigi, Onun Hakkinda Yaptigi Konusmalar Ve Tarihin Akisi, Diger Rivâyetlere Aykiridir.
râsulullah'in En Yakin Ashâbi Arasinda -hattâ Ebû Bekir İle Ömer Arasinda- Zaman Zaman İhtilâflar, Görüs Ayriliklari Meydana Gelmisse De İlk İki Halife Zamaninda Da Görüldügü Gibi Dâima Birliktelik Devam Ettirilmistir. Anlasmazlik Gibi Görünen Hâdiselerin Birçogunda Huy Ve Karakter Farkliligi Rol Oynuyordu. Meselâ Ebû Bekir Yumusak Ve Sâkin Davranirken, Ömer Sertlik Yanlisiydi. Ama Her Zaman Birlikte Hareket Ettiler. Ebû Bekir'in Yönetiminde, Hz. Ali Ve Zübeyr B. Avvam Ridde Savaslarinda Kararlarin İçinde, Namazlarda Ebû Bekir'in Arkasinda Yer Almislardir (ıbn Kesir, El-bidâye Ve'n Nihâye, V, 249). Hz. Ali, Rasûlullah'in Bir Vasiyeti Olsaydi Ölünceye Kadar Onu Yerine Getirecegini Söylemis (taberî, A.g.e., Iv, 236) Ancak, Ibn Abbas'in Rasûlullah Hastalandigi Zaman Ona Gidip Hilâfet İsini Sormak İstemesini Geri Çevirmistir. Yani Hz. Ebû Bekir'in Halifeligine Karsi Kimseden Bir Çikis Olmamistir. Zaten Tabii, Fitrî, Akli Ve Maslahata Uygun Olan Da Onun Halifeligidir. Hz. Peygamber Ölmeden Önce Yazili Bir Ahidname Birakmamis, Ancak Hz. Ebû Bekir'in Faziletine Dair Mescid'de Konusmus, Hasta Yatagindayken Onu İsrarla Çagirtmis Ve Yerine İmam Tâyin Etmistir.
hz. Ebû Bekir, Kendisine Rasûlullah'in Mirasindan Pay Almak İçin Gelen Hz. Fâtima'ya, "rasûlullah'in Yaptigi Hiçbir Seyi Yapmaktan Geri Durmam" Diyerek, Fâtima'nin Peygamberin Kizi Olmasini Dinin Üstün Tutulmasindan Daha Önemsiz Görmüs Ve Rasûlullah'in Yanindayken Ondan Ne Duymus, Ne Görmüsse Onu Tatbik Etmistir (taberî, Iıı, 220). Sonralari Hz. Ali'nin Hilâfeti Zamaninda Fâtima'ya -ki, Ebû Bekir'e Gidip Miras İsterken Onu Savunmustu- Mirastan Hiçbir Sey Vermemesi De Ashâbin Rasûlullah'in Sünnetine Nasil İtaat Ettiklerinin Delilidir (ıbn Teymiye, Minhâc'üs-sünne, Iıı, 230). Hz. Ebû Bekir "rasûlullah'in Halifesi" Seçildikten Sonra Mescid'de Yaptigi Konusmada, "sizin En Hayirliniz Degilim, Ama Basiniza Geçtim; Görevimi Hakkiyle Yaparsam Bana Yardim Ediniz, Yanilirsam Dogru Yolu Gösteriniz; Ben Allah Ve Rasûlü'ne İtaat Ettigim Müddetçe Siz De Bana İtaat Ediniz, Ben İsyan Edersem İtaatiniz Gerekmez..." Demistir (ıbn Hisâm, Es-sire, Iv, 340-341; Taberî, Târih, Iıı, 203).
mürtedlerle Mücadele, Irak Ve Suriye Fütühati
hz. Ebû Bekir Rasûlullah'in Halifesi Olduktan Sonra, Onun Vefâtiyla Arabistan'da Mekke Ve Medine Disindaki Bölgelerde Görülen Dinden Dönme Hareketlerine, Yalanci Peygamberlere, "namaz Kilariz, Ama Zekât Vermeyiz" Diyenlere Karsi Savas Açti. Esvedu'l-ansi, Müseylemetü'l-kezzâb, Secah, Tuleyha Gibi Yalanci Peygamberlerle Yapilan Savaslarla Bu Zararli Unsurlar Yok Edilmis, İsyan Bastirilmis, Zekât Yeniden Toplanmaya Ve Beytü'l-mal'e Konulup Dagitilmaya Baslanmistir. Rasûlullah'in Hazirladigi, Ancak Vefâti Sebebiyle Bekleyen Üsâme Ordusunu Ürdün'e Yollayan Ebû Bekir, Bahreyn, Umman, Yemen, Mühre İsyanlarini Bastirmistir. İçte İsyancilarla Mücâdele Edilirken, Dista Da İki Büyük İmparatorlugun, İran Ve Bizans'in Ordulariyla Karsilasilmistir. Hîre, Ecnâdin Ve Enbâr, Savaslarla Islâm Diyarina Katilmis, Irak Fethedilmis, Suriye'nin De Önemli Kentleri Ele Geçirilmistir. Yermük Savasi Devam Ederken Hz. Ebû Bekir Vefât Etmistir. Onun Ordusuna Verdigi Ögütlerde Su İbareler Vardir: "kadin, Çocuk Ve Yaslilara Dokunmayin, Yemis Veren Agaçlari Kesmeyin, Ma'mur Bir Yeri Tahrip Etmeyin, Haddi Asmayin, Korkmayin." Gerçekten Islâm Ordusu Fethettigi Yerlerde Kimseye Zulmetmemis, Adaletiyle Düsmanlarin Takdirini Kazanmis, Müslüman Olmayip Da Cizye Vererek Islâm'in Himayesine Giren Milletler Huzur Ve Emniyet İçinde Yasamislardir.
kur'ân-i Kerîm'in Toplanmasi, "mushaf''in Meydana Gelmesi
hz. Ebû Bekir, Ridde Harplerinde, Vahiy Kâtiplerinin Ve Kurrâ'nin Birçogunun Sehid Olmasi Üzerine, Hz. Ömer'in Kur'ân'in Toplanmasi Fikrine Önce Sicak Bakmamissa Da Sonra Ona Hak Vererek, Kur'ân âyetlerinin Toplanmasini Saglamistir. Rasûlullah Zamaninda Peyderpey İnen Vahiy, Kâtiplerce Ceylan Derilerine, Beyaz Taslara, Enli Hurma Dallarina Yazildigi Gibi, Ashâbin Çogu Da Kur'ân Hâfizi İdi. Ancak, Yazili Olan âyetler Daginikti, Kurrâ Da Azalinca Kur'ân'in Muhafazasi Hususunda Endise Edildi. Ebû Bekir, Zeyd B. Sâbit'in Baskanliginda Bir Heyet Teskil Ederek, Herkesin Elindeki âyetleri Getirmesini Emretti. Ayrica Sâhitlerle âyetler Dogrulaniyor, Kurrâ' İle Te'kid Ediliyordu. Böylece Bütün âyetler Toplandi Ve "mushaf" Meydana Getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, Ondan Da Kizi Hafsa'ya Geçti Ve Hz. Osman Zamaninda Çogaltilarak Dârü'l-islam'in Bütün Vilâyetlerine Dagitildi.
vefâti
hilâfeti İki Sene Üç Ay Gibi Çok Kisa Bir Müddet Sürmesine Ragmen Hz. Ebû Bekir Zamaninda Islâm Devleti Büyük Bir Gelisme Göstermistir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. Yilda Cemâziyelâhir Ayinin Basinda Hicretten Sonra Medine'de Yakalandigi Hastaliginin Ortaya Çikmasi Üzerine Yataga Düsünce Yerine Ömer'in Namaz Kildirmasini İstedi. Ashâbla İstisâre Ederek Hz. Ömer'i Halifelige Uygun Gördügünü Söyledi. Hz. Ömer'in Sert Ve Kaba Olusu Gibi Bazi İtirazlara Cevap Verdi Ve Hilâfet Ahitnamesini Hz. Osman'a Yazdirdi. Ebû Bekir (r.a.) De, Çok Sevdigi Rasûlullah Gibi Altmisüç Yasinda Vefât Etti. Vasiyeti Geregi Rasûlullah'in Yanina -omuz Hizasinda Olarak- Defnedildi. Böylece Bu İki Büyük İnsanin, İki Büyük Dostun, Kabirlerinde De Birliktelikleri Devam Etti.
kisiligi Ve Yönetimi
tâcir Olarak Genis Bir Kültüre Sahip Olan Hz. Ebû Bekir, Dürüstlügü Ve Takvâsi İle Ashâb İçinde İlk Sirada Yeralir. Karakteri; Yumusak Huyluluk, Çok Düsünüp Çok Az Konusmak, Tevâzu İle Belirgindi. Hz. Âise'nin Rivâyetine Göre, "gözü Yasli, Gönlü Hüzünlü, Sesi Zayif" Biri İdi. Câhiliye Döneminde Müsrikler Ona Güvenir, Diyet Ve Borç-alacak İslerinde Onu Hakem Tanirlardi. Rasûlullah'in En Sadik Dostu Olan Ebû Bekir'in Mirâc Olayinda Sergiledigi Sonsuz Baglilik Örnegi Ona "es-siddik" Lâkabini Kazandirmistir. O Bu Olayda "o Ne Söylüyorsa Dogrudur" Demistir. Cömertlikte Ondan Üstünü De Yoktur. Bütün Malini Mülkünü Islâm İçin Harcamis, Vefât Ederken Vasiyetinde, Halifeligi Müddetince Aldigi Maaslarin, Topraklarinin Satilarak İâde Edilmesini İstemis Ve Geride Bir Deve, Bir Köleden Baska Birsey Birakmamistir. Dört Esinden Alti Çocugu Olan Ebû Bekir, Kizi Âise'yi Rasûlullah İle Hicretten Sonra Evlendirmistir (tabakat-i Ibn Sa'd, Vı, 130 Vd.; Ibnu'l-esir, Iı, 115 Vd).
hicret Sirasinda Magarada İken Ayagini Bir Yilan Soktugunda Ve Ayagi Acidiginda O Sirada Dizine Yatip Uyumus Olan Peygamber'i Uyandirmamak İçin Sesini Çikarmamasi, Aglarken Hz. Peygamber Uyanip Ne Oldugunu Sordugunda, "anam-babam Sana Fedâ Olsun Ya Rasûlullah" Demesi Olayi Ebû Bekir'in Rasûlullah'a Olan Bagliliginin Örneklerinden Sadece Biridir. Hz. Ebû Bekir'in Beyaz Yüzlü, Zayif, Dogan Burunlu, Sakallarini Kina Ve Çivit Otuyla Boyayan Sakin Bir Adam Oldugu Rivâyet Edilir (ıbnü'l Esir, El-kâmil Fi't-târih, Iı, 419-420). Rasûlullah'tan Sonra Bu Ümmetin En Hayirlisi Ebû Bekir'dir. O, Hz. Peygamber'in Veziri, Fetvâlarda En Yakini İdi. Rasûlullah'in, "insanlardan Dost Edinseydim, Ebû Bekir'i Edinirdim" (buhâri, Salât, 80: Müslim, Mesâcid, 38: Ibn Mâce, Mukaddime, Iı) Ve "herkeste İyiliklerimin Karsiligi Vardir, Ebû Bekir Hariç" Demesi Ve Son Hutbesinde, "allah, Kullarindan Birini Dünya İle Kendi Katinda Olan Seyleri Tercih Hususunda Serbest Birakti; Kul, Allah Katinda Olani Tercih Etti'' Diye Ebû Bekir'i Övmesi Ve Mescide Açilan Tüm Kapilari Kapattirip Yalniz Hz. Ebû Bekir'in Kapisini Açik Birakmasi Ona Verdigi Degeri Göstermektedir. Hz. Ebû Bekir'in Nasslara Aykiri Hiçbir Görüsü Bize Ulasmamistir, Çünkü Böyle Bir Reyi Yoktur. Ebû Bekir Nâsih Sünneti Çok İyi Biliyor, Rasûlullah'i Herkesten Çok Taniyordu. Bu Yüzden Hilâfetinde Kendisine Karsi İçte Muhâlif Bir Hareket Olmamis Ve Fitneler Görülmemistir (buhâri, Fedâilü'l-ashâbi'n-nebî, 3 ). İhtilâf Veya İhtilâflarda Çözümsüzlük, Bid'atler Onun Devrinde Yasanmamistir. "üzülme, Allah Bizimle Beraberdir" Buyuran Rasûlullah'in Haberi Sanki Lâfizda Ve Mânâda Hz. Ebû Bekir'de Zâhir Olmustur (ıbn Teymiye, Külliyat Tercümesi, Istanbul 1988, Iv, 329).
kaynaklarda Onun, "ben Ancak Rasûlullah'a Tâbiyim, Birtakim Esaslar Koyucu Degilim" Diye Kararlarinda Çok Titiz Davrandigi Zikredilir (taberî, Iv, 1845; Ibn Sa'd, Iıı, 183). Bir Meseleyi Hallederken Önce Kur'ân'a Bakar, Bulamazsa Sünnet'te Arastirir, Orda Da Bulamazsa Ashâbla İstisâre Eder Ve İctihad Ederdi. Ganimetin Bölüsümü Meselesinde Muhâcir-ensâr Esitligi'nin İhtilâfa Yol Açmasinda Ömer'in Muhâcirlere Daha Çok Pay Verilmesini Savunmasina Ragmen Ganimeti Esit Olarak Bölüstürmüstür. O Sebeple Hilâfetinde Huzursuzluk Çikmadi. Rasûlullah Ve Kendisi, Bir Mecliste Bir Anda Verilen Üç Talâki Bir Talâk Saymislar, Bu Daha Sonra-birçok "maslahat Geregi" Diye Yapilan Degisiklik Gibi- Üç Talâk Sayilmistir. Yani Ebû Bekir, Rasûlullah'in Tüm Uygulamalarini Aynen Tatbik Etmek İstemis; Bazen -kalpleri Islâm'a İsindirmak İstenenlere Toprak Vermesi Gibi- Maslahat Geregi Veya Zamanin Degismesiyle Hükümlerin Degismesini Söyleyen Ashâbina Uymustur. Müslümanlar Henüz Otuzsekiz Kisiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da Islâm'i Teblig Eden Ve Müsriklerce Dövülen Ebû Bekir'e Hilâfetinde "halifet-u Rasûlillah" Denilmis, Sonraki Halifelere İse "emîrü'l-mü'minîn" Denilmistir. Mâlî İslerini Ebû Ubeyde, Kadilik Ve Kazâ İslerini Hz. Ömer, Kâtipligini Zeyd B. Sâbit Ve Hz. Ali, Baskumandanligini Üsâme Ve Halid B. Velid Yapmistir. Medine Dârü'l-ıslâm'in Baskenti Olmus, Mekke, Taif, San'a, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn Vilâyetlere Ayrilmistir. Yönetimi Merkezî Olup, Ganimetlerin Beste Biri Beytü'l-mal'de Toplanmistir.
hz. Ebû Bekir, Mukillîn Denilen Çok Az Hadis Rivâyet Eden Ashâbdan Sayilir. O, Yanilip Da Yanlis Birsey Söylerim Korkusuyla Yalnizca Yüz Kirk İki Hadis Rivâyet Etmis Veya Ondan Bize Bu Kadar Hadis Rivâyeti Nakledilmistir. Hutbe Ve Ögütlerinden Bazilari Söyledir:
"rasûlullah Vahy İle Korunuyordu. Benim İse Beni Yalniz Birakmayan Bir Seytanim Vardir... Hayir İslerinde Acele Edin, Çünkü Arkanizdan Acele Gelen Eceliniz Var... Allah İçin Söylenmeyen Bir Sözde Hayir Yoktur... Herhangi Bir Yericinin Yermesinden Korktugu İçin Hakki Söylemekten Çekinen Kimsede Hayir Yoktur... Amelin Sirri Sabirdir... Hiç Kimseye İmandan Sonra Sagliktan Daha Üstün Bir Nimet Verilmemistir... Hesaba Çekilmeden Kendinizi Hesaba Çekiniz (ayr. Bk. Ebû Nuaym, Hilye, L )

--------------------------------------------------------------------------------
hz. Osman B. AffÂn (r.a)

osman B. Affân B. Ebil-as B. Ümeyye B. Abdi's-sems B. Abdi Menaf El-kuresî El-emevî; Rasid Halifelerin Üçüncüsü. Ümeyyeogullari Ailesine Mensup Olup, Nesebi Besinci Ceddi Olan Abdi Menaf'ta Resulullah (s.a.s) İle Birlesmektedir. Fil Olayindan Alti Sene Sonra Mekke'de Dogmustur. Annesi, Erva Binti Küreyz B. Rebia B. Habib B. Abdi Sems'tir. Büyükannesi İse Resulullah (s.a.s)'in Halasi Abdülmuttalib'in Kizi Beyda'dir. Künyesi, "ebû Abdullah'tir. Ona, "ebu Amr" Ve "ebu Leyla" Da Denilirdi (ıbnul-hacer El-askalânî, El-isabe Fi Temyîzi's-sahabe, Bagdat T.y., Iı, 462; Ibnül Esîr, Üsdül-gâbe, Iıı, 584-585; Celaleddin Suyûtî, Târihul-hulefâ, Beyrut 1986, 165).
resulullah (s.a.s) Risaletle Görevlendirildiginde Osman (r.a) Otuz Dört Yaslarindaydi. O, İlk İman Edenler Arasindadir. Ebû Bekir (r.a), Güvendigi Kimseleri Islâma Davette Yogun Gayret Göstermekteydi. Onun Bu Çalismalari Neticesinde, Abdurrahman B. Avf, Sa'd B. Ebi Vakkas, Zübeyr B. Avvâm, Talha B. Ubeydullah Ve Osman B. Affân İman Etmıslerdi. Hz. Osman, Cahiliyye Döneminde De Hz. Ebû Bekir'in Samimi Bir Arkadasi İdi (siretu Ibn İshak, İstanbul 1981,121; Üsdü'l-gâbe, Ayni Yer; Askalanî, Ayni Yer). Hz. Osman, İman Ettigi Zaman Bunu Duyan Amcasi Hakem B. Ebil-Âs Onu Sikica Baglayarak Hapsetmis Ve Eski Dinine Dönmezse Asla Serbest Birakmayacagini Söylemisti. Hz. Osman (r.a) Ebediyyen Dininden Dönmeyecegini Söyleyince, Kararliligini Gören Amcasi Onu Serbest Birakmisti (suyûtî, 168). Pesinden O, Resulullah (s.a.s)'in Kizi Rukayye İle Evlenmisti. Bazi Tarihçiler Bu Evliligin Peygamber'in Risaletle Görevlendirilmesinden Önce Oldugunu Kaydederler (suyûtî, A.g.e., 165).
mekkeli Müsriklerin İman Edenlere Yönelttikleri Baski Ve İskenceler Yogunlasip Çekilmez Bir Hal Alinca, Resulullah (s.a.s), Ashabina Habesistan'a Hicret Etmeleri Tavsiyesinde Bulunmustu. Hz. Osman'in Habesistan'a İlk Hicret Edenler Arasinda Oldugu Hakkinda Kaynaklar İttifak Halindedirler. Ibn Hacer Birçok Sahabiye Dayandirarak Hz. Osman'in, Esi Rukayye İle Birlikte Habesistan'a Hicret Eden İlk Kimse Oldugunu Kaydetmektedir (ıbn Hacer, Ayni Yer). Mekkelilerin İman Ettiklerine Dair Yanlis Bir Haberin Habesistan'a Ulasmasiyla Birlikte Muhacirlerden Bir Bölümü Mekke'ye Geri Dönmüstü. Hz. Osman Da Geri Dönenler Arasindaydi. Ancak Onlar Kendilerine Ulasan Haberin Asilsiz Olduguna Sahit Olduklarinda Tekrar Habesistana Gitmek İçin Yola Çiktilar. Hz. Osman, Hareket Etmeden Önce Resulullah (s.a.s)'e Söyle Demisti: "ya Resulullah! Bir Defa Hicret Ettik. Bu Necasi'ye İkinci Hicretimiz Oluyor. Ancak Siz Bizimle Degilsiniz". Resulullah (s.a.s) Ona; "siz Allah'a Ve Bana Hicret Edenlersiniz. Bu İki Hicretin Tamami Sizindir" Karsiligini Vermisti. Bunun Üzerine O; "bu Bize Yeter Ya Resulullah" Dedi (ıbn Sa'd, Tabakatül-kübra, Beyrut T.y., I, 207).
hz. Osman (r.a), İkinci Olarak Hicret Ettigi Habesistan'da Bir Müddet Kaldiktan Sonra Mekke'ye Geri Döndü. Resulullah (s.a.s), Medine'ye Hicret Etmekle Emrolundugunda, Hz. Osman Diger Müslümanlarla Birlikte Medine'ye Hicret Etti. O, Medine'ye Ulastigi Zaman Hassan B. Sabit'in Kardesi Evs B. Sabit'e Konuk Olmustu. Bundan Dolayi Hassan, Onu Çok Severdi (ıbnül-esîr, Üsdül-gâbe, 585; Ibn Sa'd, A.g.e., 55-56).
bir Yahudinin Mülkiyetinde Olan Rume Kuyusunu Yirmi Bin Dirheme Satin Alarak Bütün Müslümanlarin İstifadesine Sunmustu. Bu Kuyunun Müslümanlar İçin Ne Kadar Önemli Oldugu Resulullah (s.a.s)'in Su Sözünden Anlasilmaktadir: "rume Kuyusunu Kim Açarsa, Ona Cennet Vardir" (buharî, Fezailu'l-ashab, 47).
hz. Osman, Hanimi Rukayye Agir Hasta Oldugu İçin, Resulullah (s.a.s)'in İzniyle Bedir Savasindan Geri Kalmisti. Rukayye Ordu Bedir'de Bulundugu Esnada Vefat Etmis, Müslümanlarin Zaferinin Müjdesi Medine'ye Ulastigi Gün Topraga Verilmisti. Fiili Olarak Bedir'de Bulunmamis Olmakla Birlikte Resulullah (s.a.s) Onu Bedir'e Katilanlardan Saymis Ve Ganimetten Ona Da Pay Ayirmisti (üsdül-gâbe, Iıı, 586; Suyutî, A.g.e., 165; H.i.hasan, Tarihu'l-ıslâm, I, 256).
hz. Osman Bedir Savasi Hariç, Müsriklerle Ve Islâm Düsmanlariyla Yapilan Bütün Savaslara Katilmistir.
rukayye'nin Vefat Edisinden Sonra Resulullah (s.a.s), Hz. Osman'i Diger Kizi Ümmü Gülsüm İle Evlendirdi. Hicretin Dokuzuncu Yilinda Ümmü Gülsüm Vefat Ettiginde Resulullah (s.a.s) Söyle Buyurmustu: "eger Kirk Tane Kizim Olsaydi Birbiri Pesinden Hiç Bir Tane Kalmayana Kadar Onlari Osman'la Evlendirirdim" Ve Yine Hz. Osman'a "üçüncü Bir Kizim Olsaydi Muhakkak Ki Seninle Evlendirirdim" Demisti (üsdül-gâbe, Ayni Yer). Resulullah (s.a.s)'in İki Kiziyla Evlenmis Oldugu İçin İki Nûr Sahibi Anlaminda, "zi'n-nureyn" Lakabiyla Anilir Olmustur. Zatü'r-rika Ve Gatafan Seferlerinde Resulullah (s.a.s), Onu Medine'de Yerine Vekil Birakmistir (suyuti, A.g.e., 165).
hz. Osman'in Habesistan'a Hicreti Esnasinda Hz. Rukayye'den Dogan Abdullah Adindaki Oglu, Medine'ye Hicretin Dördüncü Yilinda Bir Horozun Yüzünü Gözünü Tirmalamasi Sonucunda Hastalanarak Vefat Etti. Abdullah, Vefat Ettiginde Alti Yasinda İdi (ıbn Sa'd, A.g.e., Iıı, 53, 54).
hicretin Altinci Yilinda Müslümanlar, Umre Yapmak İçin Mekke'ye Hareket Ettiklerinde, Hz. Osman Da Onlarin Arasindaydi. Ancak, Putperest Mekke Yönetimi, Müslümanlari Mekke'ye Sokmama Karari Almisti. Bunun Üzerine Hudeybiye'de Karargah Kuran Resulullah (s.a.s), Müsriklerle Diyalog Kurarak, Maksatlarinin Yalnizca Umre Yapmak Oldugunu Onlara Bildirmek İstiyordu. Resulullah (s.a.s), Bu İs İçin Hz. Ömer'i Görevlendirmek İstemis, Ancak Hz. Ömer, Bir Takim Geçerli Sebepler İleri Sürerek Hz. Osman'in Daha Uygun Oldugunu Söylemisti. Bunun Üzerine Resulullah (s.a.s), Elçilik Görevini Hz. Osman'a Verdi. Daha Önce Elçi Gönderilen Hiras B. Umeyye El-ka'bî'yi Mekkeliler Öldürmek İstemıslerdi (ıbn Sa'd, A.g.e., Iı, 96). Müsriklerin Hirçin Davranıslari Böyle Bir Elçiligi Tehlikeli Bir Hale Sokuyordu. Resulullah (s.a.s), Hz. Osman (r.a)'a Söyle Dedi: "git Ve Kureys'e Haber Ver Ki, Biz Buraya Hiç Kimse İle Savasmaya Gelmedik. Sadece Su Beyt'i Ziyaret Ve Onun Haremligine Saygi Göstermek İçin Geldik Ve Getirdigimiz Kurbanlik Develeri Kesip Dönecegiz ". Hz. Osman (r.a), Mekke'ye Gidip, Müsriklere Bu Hususlari Bildirdi. Ancak Onlar; "bu Asla Olmaz. Mekke'ye Giremezsiniz" Karsiligini Verdiler. Onlarin Red Cevabi Islâm Kârargahina Osman (r.a)'in Öldürüldügü Seklinde Ulasti. Onun Dönüsünün Gecikmesi Bu Haberi Destekler Nitelikteydi. Bunun Üzerine Resulullah (s.a.s), Yanindaki Bütün Müslümanlari, Ölmek Pahasina Müsriklerle Çarpismak Üzere, Bey'ata Çagirdi. Bey'atu'r-ridvan Adiyla Tarihe Geçen Bu Bey'atlasmada Resulullah (s.a.s) Sol Elini Sag Elinin Üzerine Koyarak, "osman Allah'in Ve Resulünün İsi İçin Gitmistir" Dedi Ve Onun Adina Da Bey'at Etti. Müsrikler Bu Durumdan Korkuya Kapildiklari İçin Anlasma Yolunu Tercih Etmıslerdi (ıbn Sa'd, Iı, 96, 97). Hz. Osman, Bu Arada Mekke'deki Güçsüz Müslümanlarla Görüsmüs Ve Onlari Islâm'in Yakinda Gerçeklesecek Olan Fethiyle Teselli Etmisti (asim Köksal, Islâm Tarihi, Vı, 177).
müsrikler, Osman (r.a)'a İsterse Kâ'be'yi Tavaf Edebilecegini Bildirmısler, Ancak O, Resulullah (s.a.s) Tavaf Etmeden, Kendisinin De Tavaf Etmeyecegi Cevabini Vermisti. Hudeybiye'de Bulunan Sahabiler İse Resulullaha: "osman Beytullah'a Kavustu, Onu Tavaf Etti; Ne Mutlu Ona" Dediklerinde Resulullah (s.a.s); "beytullah'i Biz Tavaf Etmedikçe, Osman Da Tavaf Etmez Buyurmustur" (vakidî'den Naklen, A. Köksal, A.g.e., 178-179).
hz. Osman, Medine Dönemi Boyunca Sürekli Resulullah (s.a.s) İle Birlikte Olmaya Gayret Gösterdi. Ashabin En Zenginlerinden Biri Olmasi, Onun Islâma Ve Müslümanlara Herkesten Çok Maddi Yardimda Bulunmasini Sagladi. Bilhassa Kâfirler Üzerine Sefere Çikan Ordularin Techiz Edilmesinde Asiri Derecede Cömert Davrandigi Görülmektedir. Tarihçiler Onun Ceys'ul-usra Diye Adlandirilan Tebük Seferine Çikacak Ordunun Techiz Edilmesine Yaptigi Katkiyi Övgüyle Zikretmektedirler. O, Bu Ordunun Yaklasik Üçte Birini Tek Basina Techiz Etmistir. Asker Sayisinin Otuz Bin Kisi Oldugu Göz Önüne Alinirsa Bu Meblagin Büyüklügü Rahatça Anlasilir. Yaptigi Yardimin Dökümü Söyledir: Gerekli Takimlariyla Birlikte Dokuz Yüz Elli Deve Ve Yüz At, Bunlarin Süvarilerinin Teçhizati, On Bin Dinar Nakit Para (a. Köksal, Ix,162). Onun Bu Davranisindan Çok Memnun Olan Resulullah (s.a.s); "ey Allah'im! Ben Osman'dan Raziyim. Sen De Razi Ol" (ıbn Hisam, Sîre, Iv,161) Diyerek Duada Bulunmus Ve; Bundan Sonra Osman'a Isledikleri İçin Bir Sorumluluk Yoktur" (suyûtî, A.g.e.,169) Demistir.
hz. Osman, Veda Hacci Esnasinda Da Resulullah (s.a.s)'in Yanindaydi. Resulullah (s.a.s) Müslümanlari İlgilendiren Bir Çok Meselede Osman (r.a)'in Yardimina Müracaat Etmistir (h.i.hasan, A.g.e., I, 256).
hz. Ebû Bekir (r.a) Halife Seçilince Osman (r.a) Ona Bey'at Etti. Ebû Bekir (r.a) Halifeligi Boyunca Ümmetin Islerini İdarede Onunla İstisarede Bulundu. Ebû Bekir (r.a)'in Vefatindan Önce Yazdirdigi Hz. Ömer'in Halife Atanmasina Dair Belgeyi Osman (r.a) Kaleme Almistir. Hz. Ebû Bekir, Osman (r.a)'in Yazdiklarini Ona Tekrar Okutturduktan Sonra Mühürletmisti. Osman (r.a), Yaninda Ömer (r.a) Ve Yaninda Useyd Ibn Saîd El-kurazî Oldugu Halde Disari Çikmis Ve Oradakilere "bu Kagitta Adi Yazilan Kimseye Bey'at Ediyor Musunuz" Diye Sormustu. Onlar Da "evet" Diyerek Bunu Kabul Etmıslerdi (ıbn Sad A.g.e., Iıı, 200).
halifeligi
hz. Ömer (r.a), Yaralaninca, Hilâfete Geçecek Kimsenin Tayin Edilmesi İçin Alti Kisiden Olusan Bir Sura Olusturmustu. Bunlar Hz. Ali, Osman, Sa'd Ibn Ebi Vakkas, Abdurrahman B. Avf, Zubeyr Ibn Avvam Ve Talha Ibn Ubeydullah (r.anhum) İdiler. Yapilan Görüsmeler Neticesinde, Sura Üyelerinden Dördü Feragat Edince Görüsmeler Hz. Osman'la Hz. Ali Üzerinde Devam Etti. Sura Baskani Abdurrahman Ibn Avf, Genis Bir Kamu Oyu Yoklamasi Yaptiktan Sonra Müslümanlarin Bu İki Kisiden Birisinin Halife Seçilmesi Üzerinde Mutabik Olduklarini Gördü. Hz. Ali (r.a)'i Çagirarak Ona; Allah'in Kitabi, Resulünün Sünneti Ve Ebû Bekir Ve Ömer'in Uygulamalarina Tabi Olarak Hareket Edip Etmeyecegini Sordu. O, Allah'in Kitabi Ve Resulünün Sünnetine Tam Olarak Uyacagi, Ancak Bunun Disinda Kendi İçtihadina Göre Davranacagi Cevabini Verdi. Ayni Soruyu Osman (r.a)'a Yönelttiginde O, Bunu Kabul Etmisti. Bunun Üzerine Abdurrahman Ibn Avf, Osman (r.a)'i Halife Atadigini İlan Ederek Ona Bey'at Etti (suyuti, A.g.e.,171, 172; Ibn Hacer, A.g.e., 463; H.i.hasan, A.g.e., I, 258, 261). Hz. Osman'a İkinci Olarak Bey'at Eden Kimse Hz. Ali (r.a) Olmustur. Pesinden De Bütün Müslümanlar Ona Bey'at Ettiler (ıbn Sa'd, A.g.e., Iıı, 62). Osman (r.a)'in Hilâfete Geçisi Hicri Yirmi Üç Senesi Zilhicce Ayinin Sonlarinda Olmustur.
osman (r.a), Devlet İdaresini Devraldigi Zaman Islâm Fetihleri Hizli Bir Sekilde Devam Ediyordu. Hz. Ömer (r.a) Devrinde Suriye, Filistin, Misir Ve İran, Islâm Topraklarina Katilmisti. Hz. Ömer (r.a)'in Güçlü İdaresi, Fethedilen Bölgelerde Otorite Ve Düzenin Saglam Bir Sekilde Yerlesmesini Saglamisti.
hz. Osman (r.a), Islâm Tebliginin Girmis Oldugu Yayilma Sürecini Ayni Hizla Devam Ettirmeye Çalisti. O, Ermenistan, Kuzey Afrika Ve Kibris'i Fethetmis, İran'daki Ayaklanmalari Bastirarak Merkezî Yönetimin Nüfuzunu Yeniden Tesis Etmistir. Hz. Osman (r.a), Hilâfeti Devraldigi Zaman İdari Kadrolarda Yavas Yavas Bazi Degisiklikler Yapma Yoluna Gitti. Ancak, Ömer (r.a)'in Vasiyetine Uyarak Bir Sene Müddetle Onun Valilerini Yerlerinde Birakti. İlk Önce Küfe Valisi Mugire B. Su'be'yi Azlederek Yerine Sa'd B. Ebi Vakkas'i Atadi. Sa'd, Osman (r.a)'in Yönetime Geçtikten Sonra Atadigi İlk Validir (ıbnül-esir El-kamil Fî't-tarih, Beyrut 1979, Iıı, 79).
misirlilarca Sevilen Bir Kimse Olan Amr B. El-as'in Misir Valiliginden Alinmasi Ve Yerine, Abdullah B. Sa'd B. Ebi Serh'in Tayin Edilmesi Bazi Karisikliklarin Çikmasina Sebep Olmustu. İskenderiye Halki Bizans İmparatoru Heraklious'a Mektup Yazarak Kendilerini Müslümanlarin Elinden Kurtarmasini İstediler. Ayrica, Müslümanlarin Karsi Koyacak Kadar Askerlerinin Olmadigini Da Bildirdiler. Bunun Üzerine Bizans İmparatoru, Manuel Komutasinda Kalabalik Bir Orduyu İskenderiye'ye Gönderip Burayi İsgal Etti. Bizanslilardan Çekinen Kipti Halk, Hz. Osman'dan Duruma Müdahale Etmesini İstediginde O, Amr B. El-as'i Misir'a Geri Gönderdi. Amr, Yaptigi Savasta, Manuel'i Öldürerek Düsmani Büyük Bir Yenilgiye Ugratti Ve İskenderiye Sehrini Çevreleyen Sur'u Yikti (hicrî 25) (ıbnul-esir, A.g.e., Iıı, 81; H.i.hasan, A.g.e.; I, 264). Ayni Yil İçerisinde Anlasmalarini Bozan Rey Üzerine, Sa'd B. Ebi Vakkas Bir Sefer Düzenlemis; Ayrica, Deylem Üzerine Yürümüstür.
sa'd B. Ebi Vakkas, Beytül-malden Borç Olarak Aldigi Parayi Geri Ödemekte Sikisinca Osman (r.a), Onu Azlederek Yerine Anne Bir Kardesi Velid B. Ukbe'yi Küfe Valiligine Getirdi (ıbnul-fsir A.g.e., Iıı, 82). Velid, Bes Sene Küfe Valiliginde Bulunmustur. Velid, Bir Sabah, Namazi Sarhos Oldugundan Dolayi Dört Rekat Kildirmisti. Hatirlatilmasi Üzerine "sizin İçin Arttiriyorum" Demisti. Bunu Duyan Hz. Osman, Ona Tazir Cezasi Vererek Bunun Uygulanmasini Hz. Ali'den İstemisti. Hz. Ali De Abdullah B. Cafer'e Onu Kirbaçlattirmisti. Bu Olay Üzerine Hz. Osman Onu Azlederek Yerine Saîd B. El-as B. Umeyye'yi Atadi (ıbnul-esir, A.g.e., Iıı, 107). Suyûtî, Hz. Osman'in, İlk Olarak Velid'i, Sa'd'in Yerine Vali Yapmasi Yüzünden Kinandigini Söylemektedir (suyutî, 172). Velid, Küfe Valisi Olunca, Azerbaycan Komutani Utbe B. Ferkat'i Görevinden Aldi. Bunun Üzerine Azerbeycan Halki İsyan Ettiler. Velid, Azerbeycan Üzerine Yürüyerek Burayi İtaat Altina Aldiktan Sonra Ermenistan (tiflis) Tarafina Yöneldi Ve Andlasmalar Yaparak Ganimetlerle Geri Döndü (h. 25).
bu Arada Bizansla Yapilan Mücadele Devam Etmekteydi. Muaviye, Antalya Ve Tarsus Taraflarina Akinlar Düzenliyordu. Öte Taraftan, Amr B. El-as'a Kuzey Afrika'yi Ele Geçirmek İçin Emirler Gönderen Osman (r.a), Sicistan Valisi, Abdullah B. Amr'a Kabil'e Yürümesi Talimatini Veriyordu (ıbnul Esir, A.g.e., Iıı, 87). Hicri Yirmi Altida, Mescid-i Haram'in Genısletilmesi Çalismalarina Tanik Olunmaktadir. Mescid-i Haram'in Çevresindeki Arsalar Satin Alinarak Genis Bir Alan Elde Edilmisti.
hz. Osman (r.a), Hicri Yirmi Yedinci Yilda Misir Valisi Amr B. El-as'i Azlederek Yerine Abdullah Ibn Sa'd B. Ebi Serh'i Getirdi. O, Kuzey Afrika'nin Fethinin Tamamlanmasi Düsüncesindeydi. Bunun İçin Osman (r.a), Ashabin İleri Gelenleriyle İstisare Ettikten Sonra, Ona İzin Verdi Ve İçinde Çok Sayida Sahabinin De Bulundugu Bir Orduyu Takviye Olarak Ona Gönderdi (h.i. Hasan, A.g.e., I, 265). Abdullah B. Nafi B. Abdulkays Ve Abdullah B. Nafi B. Husayn Komutasindaki Kuvvetler, Ibn Ebi Serh İle Birleserek Misir'dan Batiya Dogru Harekete Geçtiler. Trablus'tan Tanca'ya Kadar Olan Bölgenin Hakimi Ve Bizans İmparatorunun Valisi, Islam Ordusunun Topraklarina Dogru İlerledigi Haberini Alinca, Yirmi Bini Süvari Olmak Üzere, Yüz Bin Kisilik Bir Ordu Hazirlayarak Tedbirler Aldi. Krallik Merkezi Olan Subaytala'ya Yirmi Dört Saatlik Bir Mesafede İki Ordu Karsi Karsiya Geldi. Ibn Ebi Serh'in, Müslüman Olmak Veya Cizyeyi Kabul Etmek Teklifi Reddedilince Çatisma Basladi. Bu Arada, Ordunun Medine İle Olan Haberlesmesi Kesilmisti. Hz. Osman Baglanti Kurabilmek İçin Abdullah Ibn Zübeyr'i Bir Askeri Birlikle Afrika'ya Gönderdi. Günlerce Süren Savas, Abdullah Ibn Zübeyr'in Önerdigi Taktikle Kisa Zamanda Büyük Bir Zaferle Sonuçlandi. Müslümanlarin Eline Geçen Ganimet Oldukça Büyüktü. Süvarilere Üçer Bin Dinar Ve Yayalara İse Biner Dinar Hisse Düsmüstü (ıbnül-esir, A.g.e., Iıı, 88-90; H.i.hasen, A.g.e., I, 265-266). Islâm Ordularinin Önündeki Bu Engel Kaldirildiktan Sonra Hz. Osman, Abdullah B. Nafî B. Husayn Ve Abdullah B. Nafi B. Abdulkays'a Hiç Vakit Kaybetmeden Cebelu't-tarik'i Geçerek Endelüs'e Girmeleri Emrini Verdi. Hz. Osman'in, Ordunun Endelüs'e Geçisini İstemesi, İstanbul'un Bati Yönünden Sikistirilarak Fethinin Kolaylastirilmasi Düsüncesinden Kaynaklaniyordu. O, Komutanlarina Söyle Diyordu: "istanbul Ancak Endelüs Tarafindan Fethedilebilir. Eger Orayi Fethederseniz, İstanbul'u Fethedenlerin Ecrine Ortak Olacaksiniz" (ıbnül-esir, A.g.e., Iıı, 93; Ayrica Bk. Muhammed Hamidullah, Fethul-endelüs (ispanya) Fi Hilafeti Seyyidina Osman Sene 27 Li'l-hicre, İ.ü. Ed. Fak. Islam Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul 1978, Vıı, 221-225). Böylece Hz. Osman Zamaninda, Kuzey Afrikadaki Fetihler Tamamlanmis, Islâm'in Karsisindaki En Büyük Güç Olan Bizans'in Batidan Sikistirilmasi Planlari Uygulamaya Konulmustur.
öte Taraftan Muaviye B. Ebi Süfyan, Osman (r.a)'dan İzin Alarak, Suriye Sahillerinde Olusturdugu Donanma İle Akdenize Açilmis Ve Müslümanlar Denizlerde De Bizans'a Karsi Varlik Göstermeye Baslamıslardi. Muaviye Daha Önce Bu İs İçin Hz. Ömer'e Müracaat Etmisti. Ancak Ömer (r.a), O An Müslümanlarin Maslahati Bunu Gerekli Kilmadigi İçin İzin Vermemisti. Daha Sonra Sartlar Bu İs İçin Elverısli Hale Geldiginden Dolayi Hz. Osman Donanma İnsasinin Lüzumuna Kanaat Getirmisti. Muaviye, Donanmasiyla Denize Açilarak, Kibris Adasina Çikti. Abdullah B. Sa'd Misir'dan Onun Yardimina Gitti. Kibris, Yillik Yedi Bin Dinar Cizye İle Islâm Hakimiyetini Tanimak Zorunda Kaldi (hicrî 28). Bu Miktar Onlarin Bizans İmparatoruna Ödedigi Meblagdir (ıbnül-esir, A.g.e., Iıı, 96). Hz. Osman, Kufe Valisi Ebu Musa El-es'arî'yi Görevinden Alarak Yerine Abdullah B. Amir El-kureyz'i Atadi (h. 29). Abdullah, Osman (r.a)'in Dayisinin Ogludur. Ebu Musa'yi Azletmesinin Sebebi Kûfe Halkinin Ondan Sikayetçi Olmalari Ve Bunu Hz. Osman (r.a)'a Bildirmeleridir (ıbnül-esîr, A.g.e., Iıı, 99-100).
hz. Osman, Mescid-i Nebi'nin Genısletilmesine İhtiyaç Duyarak, Onu Süslü Taslarla Yeniden İnsa Etti. Tas Sütunlar Dikerek Tavanini Sac (bir Cins Agaç) İle Kapatti. Uzunlugunu Yüz Altmis, Genısligini De Yüz Elli Zira'a Çikartti (suyûtî, 173). Hicri Otuz Yilinda Sa'id B. El-as'in Taberistan'a Hücum Ettigi Görülür. Bu Bölgede Gazalarda Bulunan Sa'id, Bir Çok Sehri Fethetti. Horasan, Tus, Serahs, Merv, Beyhak Bunlardan Bazilaridir.
bu Yil İçerisinde Hz. Osman, Degisik Eyaletlerde, Kur'an-i Kerim'in Okunmasi Üzerine Ortaya Çikan İhtilaflari Ortadan Kaldirmak İçin Çalismalar Baslatti. Kur'an-i Kerim İlk Olarak Hz. Ebû Bekir Zamaninda Tedvin Edilmisti. Zeyd B. Sabit'in Baskanliginda Yapilan Bu Çalismada, Kur'an-i Kerim Bir Kitap Haline Getirilmisti. Bu İlk Mushaf, Ebû Bekir (r.a)'dan Sonra Ömer (r.a)'a Geçmis, Onun Sehadetinden Sonra Da Hafsa (r.anh)'nin Elinde Kalmisti.
azerbeycan Sefer Esnasinda Ordu İçerisinde Kiraat Konusunda Bir İhtilafin Çikmasi, Ordu Komutani Huzeyfe B. Yeman'i Endiselendirmis Ve Halife'den, Müslümanlarin Emin Bir Sekilde Okuyabilecekleri Bir Mushafin Çogaltilmasini İstemisti. Hafsa (r.anh)'in Yaninda Bulunan Mushaf Getirilerek Çogaltildi Ve Bütün Eyaletlere Dagitildi. Bunun Disinda Kalan Nüshalarin Tamami Toplatilarak İmha Edildi. Bu Durum Karsisinda Ashabin Hayatta Olanlari Oldukça Rahatlamıslardi (ıbnül-esîr A.g.e., Iıı,111-112; H.i. Nasen, A.g.e., I, 510-513).
hz. Osman, Resulullah (s.a.s)'a Ait Olan; Hz. Ebû Bekir Ve Hz. Ömer'den Sonra Kendisine İntikal Eden Mührü Medine'deki Arîs Kuyusuna Düsürdü. Onu Bulacak Olana Büyük Miktarda Para Vadinde Bulunmus, Ancak Bütün Aramalara Ragmen Bu Mühür Bulunamayinca Osman (r.a) Büyük Bir Üzüntüye Kapilmisti. Ondan Ümidini Kesince Hemen Bir Mühür Yaptirdi. Sehid Edilene Kadar Parmaginda Kalan Bu Mührün Kimin Eline Geçtigi Tesbit Edilememistir (ıbnül-esir, Iıı, 133). Bu Olay Hilâfetinin Altinci Yilinda Meydana Gelmistir.
ıslam Fetihlerinin Sürekliligi Ve Elde Edilen Ganimetlerle İnsanlarin Zenginlesmeleri, Refah Seviyesini Oldukça Yükseltmisti. Bu Durum, Tabii Olarak, Islâma Uygun Olmayan Birtakim Davranis Biçimlerinin De Ortaya Çikmasina Sebep Olmustu. Resulullah (s.a.s)'in Yaninda Yetisen Ve Bu Gelismeleri Endiseyle Takip Eden Sahabiler, Bu Endiselerini Yer Yer Ortaya Koymaktaydilar. Bunlardan Birisi De, Zühd Ve Takvasiyla Taninan Ve Maddi Varliklardan Muhtaç Kimselerin Yeterince İstifade Ettirilmedigine İnanan Ebu Zerr El-gifarî (r.a)'dir. O, Sam'da, Muaviye'nin Uygulamalarina Karsi Çiktigi Ve Düsüncelerini Söylemekte İsrarli Davrandigi İçin Medine'ye Çagirildi. Ebu Zerr, Medine'ye Geldiginde Görüslerini Hz. Osman'a Tekrarlamisti. Bunun Ardindan, Halife'den İzin İsteyerek, Medine'ye Yakin Bir Yer Olan Rebeze'ye Gidip Yerlesmisti (a.g.e., Iıı, 115; Bk. Ebu Zerr El-gifârî Mad.).
bizans'a Karsi Kazanilan En Parlak Ve Kesin Zaferlerden Birisi Hiç Süphesiz Ki Latu's-sevârî Deniz Savasidir. Abdullah B. Sa'd'in Komutasindaki Islâm Donanmasi, İskenderiye Açiklarinda Bizans İmparatoru Konstantin Komutasindaki Büyük Donanmayla Karsi Karsiya Geldi. Bizanslilarin Gemi Sayisi Hakkinda Verilen Bilgiler, Bes Yüz İle Sekiz Yüz Rakami Arasinda Degismektedir. Islâm Donanmasinin Sahip Oldugu Gemi Sayisi İse İkiyüz Civarindaydi. Yapilan Savasta Bizanslilar Büyük Bir Bozguna Ugratildi. Konstantin, Sicilya'ya Siginmak Zorunda Kalan (ıbnül-esir, A.g.e., Iıı,117-118; H.i. Hasan, I, 266-267). Bu Zaferden Sonra Bizans, Müslümanlara Karsi Olan Deniz Üstünlügünü Kaybetmis, Islam Donanmasinin İstanbul Sularina Kadar Önüne Çikacak Bir Güç Kalmamisti.
fitnenin Ortaya Çikisi Ve Sehadeti
hz. Osman On İki Sene Hilâfet Makaminda Kalmistir. Bunun İlk Alti Senesi Huzur Ve Güven İçerisinde Geçmis Ve Hiç Kimse Yönetimin Uygulamalarindan Sikayetçi Olmamistir. Kureys, Onu Hz. Ömerden Daha Çok Sevmisti. Çünkü Hz. Ömer Onlara Karsi Seriati Uygulamada Müsamahasiz Ve Sertti. Hz. Osman İse Yaratilisindaki Yumusaklik Ve Hosgörü İle İnsanlarin Serbestçe Hareket Edebilmelerine İmkan Saglamisti. Onun Bu Yapisindan İstifade Eden Eyaletlerdeki Bir Takim Valiler, Sorumsuz Davranıslar Sergilemeye Baslamıslardi. Yükselen Sikayetleri Ani Ve Kesin Kararlarla Karsilayamayinca, Yavas Yavas Bir Fitne Ve Kargasa Ortaminin Olusmasina Zemin Hazirlanmisti.
endelüs'ten Hindistan Hudutlarina Kadar Çok Genis Bir Sahayi Kaplayan Devletin İçerisinde, Çesitli Din Ve İrklara Mensup Zimmi Statüsünde Topluluklar Vardi. Bunlar, Maglup Düstükleri Islâm Devleti'ne Karsi Her Firsati Degerlendirerek Bas Kaldiriyorlardi. Yahudi Unsuru İse, Islâm Ümmeti'ni Parçalayip Yok Etmek İçin Islamin Temel Prensiplerini Hedef Almisti. Müslüman Oldugunu İddia Ederek Ortaya Çikan Bir Takim Yahudi Asilli Kimseler, Zuhur Eden Huzursuzluklari Körükleyip Fitne Alevini Her Tarafa Yaymaya Çalisiyorlardi. Bunlardan Birisi Etkili Nifak Hareketlerinin Ortaya Çikmasini Saglayan Ve Tam Bir Komitaci Olan Abdullah Ibn Sebe'dir. Ibn Sebe Yemenli Bir Yahudidir. O, Samimi Kimselerin Hakli Sikayetlerini Kullanarak İnsanlari Hz. Osman'a Karsi Kiskirtiyordu. Bir Taraftan "ric'ati Muhammed" (muhammed (s.a.s)'in Tekrar Dönüsü) Düsüncesini Yaymaya Gayret Gösterirken, Öte Taraftan Peygamber'in Pesinden Hilâfet Hakkinin Hz. Ali (r.a)'a Ait Oldugunu Ve Bunun Da Allah Tarafindan Belirlenmis Bir Gerçekten Baska Bir Sey Olmadigini Yayarak Daha Sonra Ortaya Çikacak Sia Akidesinin Temellerini Atiyordu. Onun Yaydigi Düsüncelere Göre Ebû Bekir (r.a), Ömer (r.a) Ve Osman (r.a), Hz. .ali (r.a)in Hakkini Gasbetmıslerdi. O, Küfe, Basra Ve Samda İnsanlari Kiskirtirken, Ebu Zerr (r.a)in Hakli Çikıslarini Da Kendisine Malzeme Yapmaya Ugrasiyordu. (ıbnü'l Esir, Tarih, Iıı,154; H. İ. Hasan, Age, I, 368-370) Bir Zaman Sonra, Muhammed B. Ebî Bekr Ve Muhammed B. Ebî Huzeyfe De, Yapmis Oldugu Atamalardan Dolayi Hz. Osman'i Tenkid Etmeye Basladilar (ıbnül-esîr. A.g.e., Iıı, 118).
yolsuzluklarini Denetleyememesidir (suyûtî, 174). Hz. Ali (r.a) Bu Konudaki Sikayetlerini Ona İlettiginde O, Hz. Ali'ye Söyle Diyordu: "mugire B. Su'be'yi Ömer'in Vali Tayin Ettigini Bilmez Misin?" Hz. Ali: "biliyorum" Deyince O; "o Halde Neden Akrabaligi Ve Yakinligindan Dolayi Onu Vali Tayin Ettigim Seklinde Bir Kinamada Bulunuyorsun?" Diye Sormustu. Hz. Ali'nin Buna Verdigi Cevap Suydu; "ömer Vali Atadigi Kimseyi Siki Bir Sekilde Kontrol Altinda Tutardi. En Ufak Hatalarini Görse Onlari Sorgular Ve En Siddetli Sekilde Cezalandirirdi. Sen İse Bunu Yapmiyorsun" (ıbnül-esir, A.g.e., Iıı, 152).
bunun Üzerine Hz. Osman, Vilayetlerdeki Yönetimler Hakkinda Yapilan Dedikodulari Ve Bunlarin Sebeplerini Yerinde İncelemek Üzere Müfettısler Tayin Etti. Muhammed B. Mesleme'yi Kufe'ye; Usame B. Zeyd'i Basra'ya; Abdullah B. Ömer'i Sam'a Ve Ammar B. Yasir'i De Misir'a Gönderdi. Ammar B. Yasir Hariç, Digerleri Görevlerini Tamamlayarak Geri Dönmüslerdi. Osman (r.a) Haksizliklari Gidermek, Filizlenmeye Baslayan Ve Ümmet İçin Büyük Sakincalara Sebep Olacak Olan Fitnenin Yatistirilmasi İçin Yogun Bir Gayretin İçine Girmisti.
o, Gelen Sikayetleri Dikkatle İnceliyor, Basta Hz. Ali (r.a) Olmak Üzere Ashab'in İleri Gelenleri İle İstisarelerde Bulunuyordu. Ancak, Misir'dan Medine'ye Gelip, Abdullah B. Sa'd B. Ebi Serh'in Gayr-i Mesru Uygulamalarini Sikayet Eden Bir Heyetin, Dönüslerinde Ibn Ebi Serh'in Takibatina Ugramalari Ve Bazilarinin Öldürülmesi, Olaylarin Tirmanmasina Sebep Olmustu. Bunun Üzerine Misir'dan Alti Yüz Kisilik Bir Topluluk Medine'ye Gelerek Mescid-i Nebi'de, Namaz Vakitlerinde Ebi Serh'in Islediklerini Sahabilere Sikayet Ediyorlardi. Talha Ibn Ubeydullah, Hz. Aise (r.anha) Ve Hz. Ali (r.a), Hz. Osman'a Giderek, Bu İnsanlarin Hakli İsteklerini Yerine Getirmesini Ve Abdullah B. Sa'd B. Ebi Serh'i Azlederek Yargilamasini İstediler. Bunun Üzerine Hz. Osman, Misirlilar'a Kendileri İçin Vali Olarak Kimi İstediklerini Sordu. Onlar, Muhammed B. Ebi Bekr'i İstediklerini Bildirdiler. Osman (r.a), Muhammed B. Ebi Bekr'i Vali Tayin Etti. O, Misir'dan Gelenler Ve Bir Grup Sahabi İle Birlikte Medine'den Yola Çikti. Medine'den Üç Günlük Bir Uzaklikta Yol Alirlarken Devesini, Sanki Takip Ediliyormus Gibi Hizli Sürmeye Çalisan Bir Adam Gördüler. Adami Yakalayip Sorguladiklarinda Ibn Ebi Serh'e Bir Mesaji Yetistirmeye Çalistigini Anladilar. Ona Kim Oldugu Soruldugunda, Bazen Osman (r.a)'in, Bazan Da Mervan B. Hakem'in Kölesi Oldugunu Söylüyordu. Üzerindeki Mektubu Açtiklarinda, İçinde, "muhammed B. Ebi Bekr İle Falanca Falanca... Sana Ulastiklarinda Onlari Öldür" Yazildigi Ve Bunun Hz. Osman'in Mührüyle Mühürlenmis Oldugunu Gördüler. Derhal Medine'ye Geri Dönüp Hz. Osman'in Evini Kusattilar. Hz. Ali, Yanina Muhammed Ibn Mesleme'yi Alip Osman (r.a)'in Evine Gitti. Hz. Ali (r.a) Ona, Üzerine Kendi Mührü Bulunan Bu Mektubu Kimin Kaleme Aldigini Sordu. Osman (r.a) Böyle Bir Mektup Yazmadigini Ve Yazildigindan Da Haberi Olmadigini Söyledi. Muhammed De Osman (r.a)'i Dogrulamis Ve Bu İsi Düzenleyen Kimsenin Mervan Oldugunu Söylemisti. Yaziyi İnceledikleri Zaman Bunun Mervan B. Hakem'e Ait Oldugunu Anladilar. O Esnada Osman (r.a)'in Evinde Bulunmakta Olan Mervan'in Kendilerine Teslim Edilmesini İstediler. Hz. Osman (r.a) Bunu Kabul Etmedi. Çünkü Onu Öldüreceklerinden Korkuyordu.
onun Evini Kusatan Asiler Diyalog Çagrilarina Cevap Vermedikleri Gibi, Suyunu Da Kesmıslerdi, Hz. Osman'in Fitneyi Yatistirmak Ve Haksizliklari Gidermek Hususunda Asilere Yaptigi Nasihatlerin Onlar Üzerinde Hiç Bir Tesiri Olmamisti. Onlar, Hz. Osman (r.a)'a Söyle Diyorlardi:
"biz Seni Hilafetten Azledene Veya Öldürene Yahut Da Bu Yolda Ölene Kadar Bu İsten Vazgeçecek Degiliz. Eger Sana Sahip Çikanlar Bize Engel Olmaya Kalkarlarsa Onlarla Savasiriz". Hz. Osman Onlara, Allah'in Üzerine Yükledigi Hilafet Görevini Asla Birakmayacagini Ve Ölümün Kendisine Bundan Daha Sevimli Oldugunu Bildirmis, Ayrica Kendini Savunmak İçin Kimseye Emir Vermedigini Eklemisti (ıbnül-esîr, A.g.e., Iıı, 169-170). O, Ashaptan, Asileri Sehirden Kovup Çikarmak İçin Gelen Teklifleri Reddediyor, Onlardan Silah Kullanmayacaklarina Dair Kesin Söz Vermelerini İstiyordu.
bir Gün Kendisini Kusatan Asilerin Karsisina Çikip: "ali Buralarda Mi? Sa'd Buralarda Mi?" Diye Sormus, Bulunmadiklari Cevabini Alinca Biraz Susmus Ve Söyle Demisti: "bana Su Saglamasini, Ali'ye Bildirecek Kimse Yok Mu?" Bu Hz. Ali'ye Ulasinca Derhal Üç Kirba Suyu Ona Göndermisti. Ali (r.a), Asilerin Osman (r.a)'i Öldürmek İstediklerini Ögrenince, Böyle Bir Seye Meydan Vermemek İçin, İki Oglu Hasan Ve Hüseyin'e, Kiliçlarini Alarak Gidip Osman'in Kapisinda Beklemelerini Ve İçeri Kimseyi Sokmamalarini Söylemisti. Abdullah Ibn Zübeyr De Onlara Katilmis, Diger Bir Takim Sahabiler De Çocuklarini Oraya Göndermıslerdi. Durum Çok Nazik Bir Hal Almisti. Hz. Osman, Ne Asilerin Haksiz Taleplerini Kabul Ediyor, Ne De Medine Ve Diger Bölgelerden Gelen, Asileri Savasarak Medine'den Çikarma Tekliflerine Olumlu Cevap Veriyordu. O, Peygamber Sehri'nde Kan Dökmek Ve Fitneyi İlk Baslatan Kimse Olmaktan Çekindigi İçin Böyle Davraniyordu. Hz. Âise (r.anha)'dan Resulullah (s.a.s)'in Söyle Söyledigi Rivayet Edilmektedir: "ya Osman! Belki Allah Sana Bir Gömlek Giydirir, Münafiklar Senden Onu Çikarmani İstediklerinde Onu, Bana Kavusuncaya Kadar Sakin Çikarma". Hz. Osman, Resulullah (s.a.s)'in Bu Günler İçin Kendisine Bildirdigi Seylere Uymaya Çalisiyordu. O, Söyle Diyordu: "resulullah (s.a.s) Benimle Ahitlesmis Oldugu Sey Üzerinde Sabretmekteyim" (üsdül-gâbe, Iı, 589; Suyûtî, 170; Ibnü'l-esîr, Iıı, 175).
asilerin Kendisini Öldürmeye Kararli Oldugunu Anladiginda, Onlarin Böyle Bir İs Isleyip Katillerden Olmalarini Önlemek İçin Kendilerine Bir Müslümanin Kaninin Ancak; Zina, Kasten Adam Öldürme Ve Dinden Dönmek Sartlari Dahilinde Helal Oldugunu Hatirlatiyor Ve Kendisinin Bunlardan Hiç Birisiyle İtham Edilemeyecegini Anlatip Duruyordu

kaynak: Sâmil Islam Ansiklopedisi
not: Metin Enfal`den Alinmistir ( You are not allowed to view links. Register or Login )
« Son Düzenleme: 13 Aralık 2008, 09:41:25 Cts Gönderen: ofli »
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #3 : 13 Aralık 2008, 09:38:34 Cts »
hz. Ömer B. Hattab (r.a)

ıkinci Rasid Halife. Islâmi Yeryüzüne Yerlestirip, Hakim Kilmak İçin Resulullah (s.a.s)'in Verdigi Tevhidî Mücadelede Ona En Yakin Olan Sahabilerden Biri. Hz. Ömer (r.a), Fil Olayindan On Üç Sene Sonra Mekke'de Dogmustur. Kendisinden Nakledilen Bir Rivayete Göre O, Büyük Ficar Savasindan Dört Yil Sonra Dünyaya Gelmistir (ıbnül-esîr, Üsdül-gâbe, Kahire 1970, Iv,146). Babasi, Hattab B. Nüfeyl Olup, Nesebi Ka'b'da Resulullah (s.a.s) İle Birlesmektedir. Kureys'in Adiy Boyuna Mensup Olup, Annesi, Ebu Cehil'in Kardesi Veya Amcasinin Kizi Olan Hanteme'dir (bk. A.g.e., 145).
kaynaklar Hz. Ömer (r.a)'in Müslüman Olmadan Önceki Hayati Hakkinda Fazlaca Bir Sey Söylemezler. Ancak Küçüklügünde, Babasina Ait Sürülere Çobanlik Ettigi, Sonra Da Ticarete Basladigi Bilinmektedir. O, Suriye Taraflarina Giden Ticaret Kervanlarina İstirak Etmekteydi (h. İbrahim Hasan, Tarihul-ıslâm, Misir 1979, I, 210). Cahiliyye Döneminde Mekke Esrafi Arasinda Yer Almakta Olup, Mekke Sehir Devletinin Sifare (elçilik) Görevi Onun Elindeydi. Bir Savas Çikmasi Durumunda Karsi Tarafa Elçi Olarak Ömer Gönderilir Ve Dönüsünde Onun Verdigi Bilgi Ve Görüslere Göre Hareket Edilirdi. Ayrica Kabileler Arasinda Çikan Anlasmazliklarin Çözümünde Etkin Rol Alir Ve Verdigi Kararlar Baglayicilik Vasfi Tasirdi (suyûtî, Tarihul-hulefâ, Beyrut 1986, 123; Üsdül-gâbe, Iv, 146).
hz. Ömer, Sert Bir Mizaca Sahip Olup, Islâma Karsi Asiri Tepki Gösterenlerin Arasinda Yer Almaktaydi. Sonunda O, Dedelerinin Dinini İnkâr Eden Ve Tapindiklari Putlara Hakaret Ederek İnsanlari Onlardan Yüz Çevirmege Çagiran Muhammed (s.a.s)'i Öldürmeye Karar Vermisti. Kilicini Kusanarak, Peygamberi Öldürmek İçin Harekete Geçmis, Ancak Olayin Gelisim Sekli Onun Müslümanlarin Arasina Katilmasi Sonucunu Dogurmustu. Tarihçilerin İttifakla Naklettikleri Rivayete Göre, Ömer (r.a)'in Müslüman Olusu Söyle Gerçeklesmisti: Ömer, Resulullah (s.a.s)'i Öldürmek İçin Onun Bulundugu Yere Dogru Giderken, Yolda Nuaym B. Abdullah İle Karsilasti. Nuaym Ona, Böyle Öfkeli Nereye Gittigini Sordugunda O, Muhammed (s.a.s)'i Öldürmeye Gittigini Söylemisti. Nuaym, Ömer'in Ne Yapmak İstedigini Ögrenince Ona, Kizkardesi Ve Enistesinin Yeni Dine Girmis Oldugunu Söyledi Ve Önce Kendi Ailesi İle Ugrasmasi Gerektigini Bildirdi. Bunu Ögrenen Ömer (r.a), Öfkeyle Enistesinin Evine Yöneldi. Kapiya Geldiginde İçerde Kur'an Okunmaktaydi. Kapiyi Çalinca, İçerdekiler Okumayi Kesip, Kur'an Sayfalarini Sakladilar. İçeri Giren Ömer (r.a), Enistesini Dövmeye Baslamis, Araya Giren Kizkardesinin Aldigi Darbeden Dolayi Burnu Kanamisti. Kizkardesinin Ona, Ne Yaparsa Yapsin Dinlerinden Dönmeyeceklerini Söyleyerek Kararliligini Bildirmesi Üzerine, Ona Karsi Merhamet Duygulari Kabarmaya Baslamis Ve Okuduklari Seyleri Görmek İstedigini Söylemisti. Kendisine Verilen Sahifelerden Kur'an Ayetlerini Okuyan Ömer (r.a), Hemen Orada İmân Etti Ve Resulullah (s.a.s)'in Nerede Oldugunu Sordu. O Siralarda Müslümanlar, Safa Tepesinin Yaninda Bulunan Erkam (r.a)'in Evinde Gizlice Toplanip İbadet Ediyorlardi. Resulullah (s.a.s)'in Daru'l-erkam'da Oldugunu Ögrenen Ömer (r.a), Dogruca Oraya Gitti. Kapiyi Çaldiginda Gelenin Ömer Oldugunu Ögrenen Sahabiler Endiselenmeye Basladilar. Zira Ömer Silahlarini Kusanmis Oldugu Halde Kapinin Önünde Duruyordu. Hz. Hamza: "bu Ömer'dir. İyi Bir Niyetle Geldiyse Mesele Yok. Eger Kötü Bir Düsüncesi Varsa, Onu Öldürmek Bizim İçin Kolaydir" Diyerek Kapiyi Açtirdi. Resulullah (s.a.s), Ömer (r.a)'in İki Yakasini Tutarak; "müslüman Ol Ya Ibn Hattab! Allahim Ona Hidayet Ver!" Dediginde, Ömer (r.a), Hemen Kelime-i Sehadet Getirerek İmân Ettigini Açikladi (ıbn Sa'd, Tabakatu'l Kübra, Iı, 268-269; Üsdül-gâbe, Iv, 148-149; Suyûtî, Tarihu'l-hulefa, Beyrut 1986, 124 Vd.). Rivayetlere Göre Ömer (r.a)'in Müslüman Olusu, Resulullah (s.a.s)'in Yapmis Oldugu; Allahim! Islâmi Ömer B. El-hattab Veya Amr B. Hisam (ebû Cehil) İle Yücelt" Seklinde Bir Duanin Sonucu Olarak Gerçeklesmisti (ıbnul-hacer El-askalânî, El-isâbe Fi Temyîzi's-sahâbe, Bagdat T.y., Iı, 518; Ibn Sa'd, Ayni Yer; Suyûtî, A.g.e., 125).
ömer (r.a), Risaletin Altinci Yilinda Müslüman Olmustur. O, İman Edenlerin Arasina Katildigi Zaman Müslümanlarin Sayisi Yetmis Seksen Kisi Kadardi (ıbn Sa'd, Ayni Yer).
mekkeli Müsriklerin, Gösterdigi Zorbaca Tepkiden Dolayi Müslümanlar, Beytullah'a Gidip Namaz Kilamiyor Ve Ancak Gizlice Bir Araya Gelebiliyorlardi. Ömer (r.a) Müslüman Olunca Dogruca Beytullah'in Yanina Gitti Ve Müslüman Oldugunu Haykirdi. Orada Bulunanlar Siddetli Tepki Gösterdi. Ancak O, Müsriklere Karsi Savasini Sürdürerek Onlarin, Müslümanlara Gösterdigi Muhalefeti Kirdi Ve Bir Avuç Müslümanla Birlikte Herkesin Gözü Önünde Beytullah'ta Namaza Durdu. Onun Bu Sekilde Saflarina Katilmasi Müslümanlara Büyük Bir Moral Destegi Saglamisti. Abdullah Ibn Mes'ud'un; "ömer'in Müslüman Olusu Bir Fetihti" (üsdül-gâbe, Iv,151; Ibn Sa'd, A.g.e., Iıı, 270) Sözü Bunu Açikça Ortaya Koymaktadir. Taberî'nin Ibn Abbas'tan Tahric Ettigi Bir Hadise Göre, Müslümanligini İlk İlân Eden Kimse Hz. Ömer (r.a) Olmustur (suyûtî, A.g.e.,129). Ömer (r.a) Benligini Kusatan İmanin Verdigi Heyecanla, Küfre Karsi Açik Ve Net Bir Sekilde, Hiç Bir Tehdide Aldiris Etmeden Mücadele Ediyordu. Müsrikler, Secaat Ve Kararliligini Eskiden Beri Bildikleri İçin Ona Satasmaya Cesaret Edemiyorlardi.
müslüman Olduktan Sonra Sürekli Resulullah (s.a.s)'in Yaninda Bulunmus, Onu Korumak İçin Elinden Gelen Gayreti Göstermistir. O, İmân Ettikten Sonra Müsriklere Karsi Çok Ser
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #4 : 13 Aralık 2008, 09:38:48 Cts »
mus'ab Bin Umeyr..


mus'ab Bin Umeyr, Hem Annesi Hem De Babası Tarafından Kureyş'in Asîl Ve Zengin Bir âilesine Mensub İdi. Zengin Oldukları İçin Gâyet Râhat Bir Hayat Sürüyordu. Orta Boylu, Güzel Yüzlü, Nâzik Ve Yumuşak Huylu, Son Derece Zekî İdi. Güzel Konuşurdu.

akl-ı Selîm Sâhibi Olduğundan, Putların Bir Fayda Veya Zarar Veremiyeceğini Bilir Onlara Tapılmasından Nefret Ederdi. Annesi Tarafından En İyi Şartlar Altında Refah Ve Bolluk İçinde Yetiştirilmişti.

güzel Yüzlü Ve Zengin Olduğundan Mekke Halkı Ona Gıpta İle Bakardı. Peygamber Efendimiz Bunun İçin "mekke'de Mus'ab'dan Daha Zarîf, Daha Nârin, Daha Güzel Kimse Yok İdi. Saçları Kıvrım Kıvrım İdi." Buyurmuşlardı.

dîninden Dönmedi

bütün Bu Rahatlıklara Rağmen Kalbinde Büyük Bir Boşluk Hissediyordu Mus'ab Bin Umeyr. Bu Maksatla Sevgili Peygamberimizin Bir Merkez Olarak Seçtiği, İslâmı Anlattığı Ve O Zaman Mekke'de Müslümanların Toplandığı Erkam Bin Ebi'l-erkam'ın Evine Gitti. Resulullahı Görür Görmez Müslüman Oldu.

islâmiyeti Kabûl Ettiği An Hayatı Da Birdenbire Değişti. Eski Servet Ve Zenginliğin Yerini Fakirlik Aldı.

Âilesinin Sevgili Oğullarına Yapmadığı Eziyet Kalmadı. Onu Dîninden Döndürmek İçin Evlerindeki Bir Mahzene Hapsederek Günlerce Aç Ve Susuz Bıraktılar. Arabistan'ın Yakıcı Güneşi Altında Ağır Ve Tahammülü Zor İşkenceler Yaptılar.

fakat Mus'ab Bin Umeyr, Bu Ağır Ve Acımasız İşkenceler Karşısında Sabır Ve Sebât Göstererek Aslâ İslâmiyetten Dönmedi. Her Seferinde Bütün Gücüyle Haykırıyordu:

- Allahtan Başka Tapılacak, İbâdet Edilecek İlâh Yoktur. Muhammed Aleyhisselâm O'nun Peygamberidir.

islâmiyet'i Kabûl Ettikten Sonra Mekke'de Sıkıntı Ve İşkencelere Mâruz Kalan Mus'ab Bin Umeyr, Resûlullahın İzniyle İki Defa Habeşistan'a Hicret Etti. Bir Müddet Orada Kalıp, Her Türlü Sıkıntıya Katlandı.

daha Sonra Dönüp, Peygamberimizin Yanına Geldi. Onun Bu Gelişini Hz. Ali Şöyle Anlatmıştır:

resûlullah İle Oturuyorduk. Bu Sırada Mus'ab Bin Umeyr Geldi. Üzerinde Yamalı Bir Elbiseden Başka Giyeceği Yoktu. Resûlullah Onun Bu Hâlini Görünce, Mübârek Gözleri Yaşla Doldu Ve:

- Kalbini Allahü Teâlânın Nûrlandırdığı Şu Kimseye Bakın! Anne Ve Babası Onu En İyi Yiyecek Ve İçeceklerle Besliyorlardı. Allah İçin Bunların Hepsini Terk Etti. Allah Ve Resûlünün Sevgisi, Onu Gördüğünüz Hâle Getirmiştir, Buyurdu.

ilk Öğretmen

birinci Akabe Bî'atında Müslüman Olan Medîneliler, Resûlullah Efendimize:

"yâ Resûlallah! İçimizde, İslâmiyet Açıklandı Ve Yayılmaya Başladı. Halkı Allahın Kitâbına Da'vet Edecek, Kur'ân-ı Kerîmi Okuyacak, İslâm Dînini Anlatacak, İslâmın Sünnet Ve Emirlerini Aramızda İkâme Edecek, Yerleştirecek, Namazlarımızda Bize İmâmlık Yapacak Bir Kimse Gönder" Diye Mektup Yazdılar.

bunun Üzerine Resûlullah Efendimiz Mus'ab Bin Umeyr'i, Medine'ye Gönderdi Ve Ona:

"medînelilere Kur'ân-ı Kerîm Okumasını, İslâmiyetin Emir Ve Yasaklarını Öğretmesini, Namazlarını Kıldırmasını" Emretti.

mus'ab Bin Umeyr Kısa Zamanda Medîne'ye Vardı. Orada Kendisini Büyük Sevinçle Karşıladılar. Es'ad Bin Zürâre'nin Evine Yerleşti. Ev Sâhibi Medîneli İlk Müslümanlardan İdi. Orada İnsanlara Dinlerini Öğretmeye Başladı.

mus'ab Bin Umeyr'in Büyük Gayretleri Ve Hizmeteri Netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de Sür'atle Yayıldı. Öyle Ki, İslâmiyet Her Eve Girmiş, îmân Etmeyen Kalmamıştı.

mus'ab Bin Umeyr, Medîne'de Es'ad Bin Zürâre'nin Evinde Kur'ân-ı Kerîm Öğretiyor Ve İslâmiyet'i Anlatıyordu. Onun Bu Hizmetiyle Medîne'de Çok Kimse Müslüman Oldu. Medîne'de Bulunan Kabîle Reîslerinden Sa'd Bin Muâz, Üseyd Bin Hudayr Henüz Müslüman Olmamışlardı. Bunların Durumu Çevreyi Etkiliyor, İslâmiyet'in Hızla Yayılmasını Engelliyordu.

bir Gün Mus'ab Bin Umeyr, Bir Bahçede, Etrâfında Bulunan Müslümanlara Dîni Anlatıyor, Sohbet Ediyordu. Bu Sırada Evs Kabîlesinin Reîslerinden Olan Üseyd, Elinde Mızrağı Olduğu Hâlde Hiddetli Bir Şekilde Gelip, Şöyle Konuşmaya Başladı:

sözümüzü Dinle

siz Bize Niçin Geldiniz, İnsanları Aldatıyorsunuz? Hayâtınızdan Olmak İstemiyorsanız Buradan Derhâl Ayrılın!

onun Bu Taşkın Hâlini Gören Mus'ab Bin Umeyr;

- Hele Biraz Otur! Sözümüzü Dinle. Maksadımızı Anla, Beğenirsen Kabûl Edersin. Yoksa Engel Olursun, Diyerek Gâyet Yumuşak Ve Nâzik Bir Şekilde Karşılık Verdi.

üseyd Sâkineşip;

- Doğru Söyledin, Dedi Ve Mızrağını Yere Saplayarak Oturdu.

mus'ab Bin Umeyr Ona İslâmiyet'i Anlattı Ve Kur'ân-ı Kerîm Okudu. Kur'ân-ı Kerîmin Eşsiz Belâgatı Ve Tatlı Üslûbunu İşiten Üseyd Kendini Tutamayıp;

- Bu Ne Kadar Güzel, Ne Kadar İyi Bir Sözdür. Bu Dîne Girmek İçin Ne Yapmalı, Diye Sordu.

güzel Yüzlü, Tatlı Dilli Öğretmen Cevap Verdi:

- Lâ İlâhe İllallah Muhammedün Resûlullah Demek Kâfidir.

mus'ab Bin Umeyr'in, Bu Sözü Üzerine Kelime-i Şehâdeti Söyleyip Müslüman Olan Üseyd, Sevincinden Yerinde Duramadı Ve:

- Ben Gidip Arkadaşlarıma Da Anlatayım, Diyerek Ayrıldı.

evs Kabîlesinin Reîsi Sa'd Bin Muâz'ın Ve Kabîlesinin Yanına Varınca, Müslüman Olduğunu Söyledi.

bunu Gören Sa'd Şaşırarak Hiddetlendi Ve Mus'ab Bin Umeyr'in Yanına Koştu. Yanına Varınca Sert Bir Kızgın Bir Tavırla Konuşmaya Başladı.

mus'ab Bir Umeyr, Ona Da Gâyet Yumuşak Konuştu Ve Oturup Biraz Dinlemesini Söyledi. Sa'd, Bu Nâzik Konuşma Karşısında Yumuşayıp Oturdu Ve Konuşulanları Dinlemeye Başladı.

mus'ab Bin Umeyr, Ona Da İslâmiyet'i Anlattı Ve Kur'ân-ı Kerîmden Bir Miktâr Okudu. Kur'ân-ı Kerîm Okunurken Sa'd'ın Yüzü Birden Bire Değişiverdi. O Da Orada Müslüman Oldu. Kendinde Duyduğu Üstün Bir Hâlin Ve Râhatlığın Şevkiyle Derhâl Kavminin Yanına Gidip Onlara Şöyle Dedi:

- Ey Kavmim Beni Nasıl Biliyorsunuz?

ilk Cuma Namazı

sen Bizim Büyüğümüz Ve Üstünümüzsün.

- Öyle İse Allah'a Ve Resûlüne îmân Etmelisiniz... Îmân Etmedikçe Sizin Erkek Ve bayanlarınızla Konuşmak Bana Harâm Olsun.

bunun Üzerine Kavmi Hep Birden İslâmiyeti Kabûl Etti. O Gün Kabîlesinden îmân Etmedik Kimse Kalmadı. Mus'ab Bin Umeyr'in Büyük Gayretleri Ve Hizmeteri Netîcesinde İslâmiyet, Medîne'de Sür'atle Yayıldı. Öyle Ki, İslâmiyet Her Eve Girmiş, îmân Etmeyen Kalmamıştı.

ensâr-ı Kirâm , Resûlullahdan İzin Alarak Sa'd Bin Heyseme'nin Evinde İlk Defâ Cum'a Namazını Edâ Ettiler. Medîne-i Münevverede İlk Kılınan Cum'a Namazı Bu Oldu.

mus'ab Bin Umeyr, Müslüman Olan Medîneli Müslümanlar İle İkinci Akabe Bîatında Bulundu. Bedr Savaşında Sancaktâr Olup, Büyük Gayret Ve Kahramanlık Gösterdi. Süveyd Bin Harmale İle Birlikte Abdüddâroğullarından Bedir Savaşına Katılan İki Kişiden Biri İdi. Mus'ab, Uhud Savaşına Da Katıldı. Yine Sancağı O Taşıyordu.

bu Savaşta Peygamberimizin Yanından Ayrılmayarak Saldıranlara Karşı Koyuyordu. İki Zırh Giyinmişti. Bu Hâliyle Peygamberimize Benziyordu.

peygamberimize Benziyordu

müşrik Ordusundan İbn-i Kâmia Adında Biri Peygamberimize Saldırırken, Mus'ab Bin Umeyr Onun Karşısına Çıktı. Bu Müşrik, Bir Kılıç Darbesiyle Mus'ab Bin Umeyr'in Sağ Kolunu Kesti. Mus'ab Bunun Üzerine Sancağı Derhâl Sol Eline Aldı.

mus'ab O Esnâda; "muhammed (aleyhisselâm) Ancak Resûldür. Ondan Evvel Daha Nice Peygamberler Gelip Geçmiştir" Meâlindeki Al-i İmrân Sûresinin 144. âyet-i Kerîmesini Okuyordu. İkinci Bir Darbe İle Sol Kolu Da Kesilince, Sancağı Kesik Kollarıyla Tutup Göğsüne Bastırdı Ve Yine Aynı âyet-i Kerîmeyi Okudu. Bu Hâliyle Kendini Peygamberimize Siper Yapan Mus'ab Bin Umeyr'in Üzerine Hücum Eden İbn-i Kâmia, Vücûduna Bir Mızrak Sapladı Ve Mus'ab Bin Umeyr Yere Yıkılıp Şehîd Oldu.

mus'ab Bin Umeyr Zırh Giydiği Zaman, Peygaberimize Benzediği İçin Müşrikler Onu Şehîd Edince Peygamberimizi Ödürdüklerini Zannetmişlerdi.

hz. Mus'ab Şehîd Olunca; Onun Sûretinde Bir Melek, Sancağı Aldı. Mus'ab'ın Şehîd Düştüğünden Resûlullahın Henüz Haberi Olmamıştı. "ileri Ey Mus'ab İleri!" Diye Sesleniyordu. Bunun Üzerine Bayrağı Elinde Tutan Melek, Geri Dönüp Resûlullah Efendimize; "ben Mus'ab Değilim" Diye Cevap Verince, Resûlullah Sancağı Elinde Tutanın Melek Olduğunu Anladı. Bundan Sonra Peygamberimiz Sancağı Hz. Ali'ye Verdi.

resûlullah Efendimiz, Mus'ab Bin Umeyr'i Şehîd Olmuş Görünce, Başı Ucuna Dikilerek Ahzâb Sûresinden:

"mü'minlerden Öyle Yiğitler Vardır Ki, Onlar Allah'a Verdikleri Sözde Sadâkat Gösterdiler. Onlardan Bâzıları Şehîd Oluncaya Kadar Çarpışacağına Dâir Yaptığı Adağını Yerine Getirdi. Kimisi De Şehîd Olmayı Bekliyor. Onlar Verdikleri Sözü Aslâ Değiştirmediler" Meâlindeki âyet-i Kerîmeyi Okudu Ve Sonra Şöyle Buyurdu:

- Allah'ın Resûlü De Şâhittir Ki, Siz Kıyâmet Günü Allah'ın Huzûrunda Şehîd Olarak Haşrolunacaksınız.

selâm Vereceklerdir

daha Sonra Yanındakilere Dönüp;

- Bunları Ziyâret Ediniz. Kendilerine Selâm Veriniz. Allahü Teâlâya Yemîn Ederim Ki, Kim Bunlara Bu Dünyâda Selâm Verirse, Kıyâmette Bu Aziz Şehîdler Kendilerine Mukâbil Selâm Vereceklerdir, Buyurdu.

daha Sonra Mus'ab Bin Umeyr'e Kefen Olarak Bir Şey Bulunamamıştı. Mekke'nin En Zengin İki Ailesinden Birinin Çocuğu Olan Mus'ab Bin Umeyr'in Örtünecek Kefeni Yoktu. Vücûdu Kaftanı İle Ve Ayak Tarafı Da Otlarla Örtülmek Sûretiyle Defnedildi.

habbâb Bin Eret Der Ki:

mus'ab Bin Umeyr, Uhud'da Şehid Edilince, Kendisini Saracak Kısa Bir Hırkadan Başka Bir Şey Bulunamadı. Hırkayı Baş Tarafına Çektik, Ayakları Açıldı. Ayaklarına Çektik, Baş Tarafı Açıldı. Resûlullah Bize:

- Onu Baş Tarafına Çekiniz! Ayaklarını Otlarla Kapatınız! Buyurdu.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #5 : 13 Aralık 2008, 09:39:00 Cts »
abdullah Bin Ümm-i Mektum

abdullah Bin Ümm-i Mektûm, Peygamberimizin İslâmiyeti Anlatmaya Başladığı İlk Zamanlarda îman İle Şereflenerek Müslüman Oldu. Mekke’de Kâfirlerin Zulüm Ve Eziyetlerinin Dayanılmaz Hâle Gelmesi Üzerine Ve Medîneli Müslümanlara Din Esaslarını Ögretmek İçin, Medîne-i Münevvereye Hicret Etti.
sesi Çok Gürdü

Âmâ Olup, Sesi Çok Gürdü. Sabah Namazında, Önce Hz. Bilâl, Sonra İbni Ümm-i Mektûm Ezan Okurdu. Kâfirlerle Silahlı Mücâdele Başlayınca, Harplere Katılıp, Gür Sesiyle Düşmanın Moralini Bozardı.

bâzı Savaşlarda Peygamber Efendimiz, Onu Medîne-i Münevverede Vâli Olarak Bırakırdı. Peygamberimizin Zamanında, Onüç Defa Medîne’de Kalıp, Vâlilik Ve İmamlık Yaptı. Resûlullah Efendimiz Kendisine Çok İltifat Edip, Dâima Gönlünü Alırdı.

medîne’de Vâlilik Ve İmametle Vazifelendirilmesi, âmâ Hâliyle Sefer Ve Muharebelere Katılmasının Güç Olmasındandır.

bir Defasında Resûlullah Efendimiz, İnsanlara Dînimizin Esaslarını Anlatırken, İbni Ümm-i Mektûm Yanına Geldi. Peygamberimiz, Meşguliyetlerınden Dolayı, Alâkalanmakta Geç Kaldılar. Daha Cevap Veremeden Kur’an-ı Kerimin Sekseninci Sûresi Olan Abese Sûresinin İlk On âyet-i Kerimesi İndi.

ilâhi Emir Üzerine, Peygamberimiz, Daha Fazla Alâkalanıp, İltifatını Artırdı. Hatta Ona, "merhaba! Ey Rabbimin Bana Hitâb Ve İkâzında Bulunmasına Sebep Olan Kişi!” Diye İltifat Edip, Yanına Oturtu, Hâlini, Hatırını Sordu.

hâne-i Saadetine Alıp, Onunla Sohbet Ederdi. Bir Defasında, Yine Peygamber Efendimizi Ziyâret İçin Evine Gelmişti. Resûlullahın Huzuruna Girmek İçin Müsaade İstedi. O Sırada, Peygamberimizin Mübârek Hanımları Da Huzurundaydı.

resûlullah Efendimiz, Onun Eve Girmesine Müsaade Ettikten Sonra, Hanımlarına, Çekilmelerini Emir Buyurdular. Bunun Üzerine Hanımları, Gelen Kimsenin Gözlerinin Görmediğini Bildirerek, Çekilmelerinin Sebebini Suâl Ettiler. Bunun Üzerine Buyurdu Ki:

- O Görmüyorsa, Siz De Görmüyor Değilsiniz Ya!

abdullah İbni Ümm-i Mektûm, Vedâ Haccına Katıldı. Peygamberimiz Vedâ Hutbesini Okurken, Gür Sesiyle Hutbeyi Tekrarladı. Hz. Ebû Bekir’in Hilâfetinde Müezzinlik, Hz. Ömer Devrinde De İslâm Ordusunda Vazife Aldı.

cemaate Gelirdi

abdullah Bin Ümm-i Mektûm Hazretleri, Kur’an-ı Kerimi Ezbere Bilenlerdendi. Kur’an-ı Kerimin Kıraatını Öğretirdi. Resûlullahın Buyurduklarını Unutmamak İçin, Sohbetlerinde Devamlı Hadis-i Şerif Rivâyet Ederdi.

evi Mescid-i Nebeviye Uzakta Olmasına Rağmen, Dâima Cemaate Gelirdi. Mescide Gelirken Hz. Ömer Yardım Ederdi. Mücâhid Olup, Cihâdlara Dâima Katılmak İsterdi. Fakat Gözleri Görmediği İçin, Fiilen Katılamamaktan Dolayı Çok Üzülürdü.

katıldıklarında Da Gür Sesiyle Düşmanın Moralinin Bozulmasına Sebep Olurdu. 636 Senesinde Yapılan Kadisiye Savaşında, Elinde Sancak Oluduğu Hâlde, Bir Tepeye Çıktı. Gür Sesiyle Düşmanın Moralini Bozdu.

ibni Ümm-i Mektûm’un Bu Muharebede Şehit Olduğu Veya Dönüşünde Vefâti Rivâyet Edilir.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #6 : 13 Aralık 2008, 09:39:54 Cts »
hz. EbÛ Bekr-i SıddÎk


hz. Ebû Bekir, Daha Müslüman Olmamıştı. Çok Te’sîrinde Kaldığı Bir Rü’yâ Gördü. Gökten Dolunay İnip, Kâ’be-i Muazzamaya Gelmiş Ve Sonra Parça Parça Olmuş, Parçalar Mekke’deki Her Evin Üzerine Düşmüş, Sonra Da Tekrar Bir Araya Gelip Göğe Yükselmişti. Fakat, Kendi Evine Düşen Ay Parçası Evde Kalmış Tekrar Göğe Yükselmemişti. Hz. Ebû Bekir, Evin Kapısını Kapayarak, Ay Parçasının Çıkmasına Mâni Olmuştu.

kavminden Peygamber Gelecek

sabahleyin Heyecanla Uyanan Hz. Ebû Bekir, Hemen Bir Yahûdî âlimine Gidip, Rü’yâsını Anlattı. O Da Dedi Ki:

- Bu Rü’yâ Karışık Rü’yâlardan Biridir. Bunun Ta’bîri Yapılamaz.

fakat Bu Söz O’nu Tatmin Etmemişti. Devamlı Bu Rü’yânın Ta’bîrini Düşünüyordu.

bir Zaman Sonra Ticâret Maksadıyla Gittiği Yerde, Râhip Bahîra’ya Rü’yâsını Anlattı. Rü’yâ Bahîra’nın Çok Dikkatini Çekti. Bunun İçin Hz. Ebû Bekir’e Sordu:

- Sen Nerelisin?

- Kureyş’tenim.

- Tamam. Şimdi Rü’yânı Ta’bîr Edeyim. Mekke’de, Bu Kavimden Bir Peygamber Gelecek, O’nun Hidâyet Nûru Her Yere Yayılacak. Sen, O Hayatta İken O’nun Vezîri, Vefâtından Sonra Da Halîfesi Olacaksın!..

hz. Ebû Bekir Ne Yapacağını Şaşırmış Hâldeyken, Râhip Bahîra Sözlerine Şöyle Devam Etti:

- Şimdi Sen Hemen Memleketine Dön! O’na Ulaş! O’na Vahiy Gelmeye Başladığında, Git Herkesten Önce O’na îmân Et!

hz. Ebû Bekir Bu Ta’bîri Kimseye Anlatmadı. Peygamber Efendimiz, Peygamberliğini Teblîğe Başlayınca Sordu: - Peygamberlerin, Peygamber Olduklarına Dâir Delîlleri Vardır. Senin Delîlin Nedir?

peygamber Efendimiz Buyurdu Ki:

- Peygamberliğime Delîl, O Rü’yâdır Ki, Bir Yahûdî âliminden Ta’bîrini İstedin. O âlim, “karışık Bir Rü’yâdır, İ’tibâr Edilmez” Dedi. Sonra Râhib Bahîra, Doğru Ta’bîr Etti. Yâ Ebâ Bekr, Seni Allahü Teâlâya Ve Resûlüne îmân Etmeğe Da’vet Ederim.

bunun Üzerine, Hz. Ebû Bekir, Kelime-i Şehâdet Getirerek Müslüman Oldu. Zaten Bir Gece Önce Şöyle Düşünmüştü:

aklıma Yatmıyor

“baba Ve Dedelerimizin Seçtiği Din, Hiç Aklıma Yatmıyor. Zîrâ Hiçbir Zarar Ve Fayda Vermeye Kâdir Olmayan Bir Heykele Tapınmak, İbâdet Etmek Akıllıca Bir İş Değildir. Bu Kadar Muazzam Bir Kâinâtın Bir Yaratıcısı Olması Lâzımdır. Fakat Bunu Kendi Aklım İle Bulmam Mümkün Değildir. Yarın Gidip Durumu Muhammed Aleyhisselâma Anlatayım. Bu Durumu Ancak O’na Arz Edebilirim. Zîrâ, Olgun Ve Akıllı, Doğru Görüşlü, Hiç Yalan Söylemiyen Bir Kimsedir. Herkes O’ndan Muhammed-ül Emîn Diye Bahsetmektedir. O, Ne Yapmamı İsterse Ona Göre Hareket Ederim.”

resûlullah Efendimiz De, Aynı Gece, Hz. Ebû Bekir’i İslâm’a Da’veti Düşünmüştü. Sabah Olunca Her İkisi De Aynı Düşünce İle Birbirlerinin Evine Gitmek Üzere Evlerinden Çıktılar. Yolda Karşılaştıklarında, “sözleşmeden Birleştik” Dediler.

hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizin Huzurlarında Müslüman Olur Olmaz, Hemen Yakın Arkadaşları Hatırına Geldi:

- Yâ Resûlallah, Müsâade Ederseniz, Yakın Arkadaşlarımı Da Huzûrunuza Getirip, Onların Da Müslüman Olmalarını Arzû Ediyorum. Onların Da Ebedî Saâdete Kavuşmalarını İstiyorum, Diyerek Arkadaşlarına Koştu.

arkadaşlarım Dediği, Hz. Osman, Hz. Talhâ Bin Ubeydullah, Hz. Zübeyr, Hz. Abdurrahmân Bin Avf, Hz. Sa’d Bin Ebî Vakkâs Ve Hz. Ebû Ubeyde Bin Cerrâh Gibi, İleride Eshâb-ı Kirâmın İleri Gelenlerinden Ve Cennetle Müjdelenenlerden Olacak Kimselerdi.

gelin îmân Edin

hz. Ebû Bekir, Yeni Müslüman Olmasının Aşk Ve Şevkiyle, Mescid-i Harâma Vardığında, Dayanamayıp, Müşrikler Tarafına Dönerek Seslendi:

- Bütün Kâinâtın Yaratıcısı Olan Allahü Teâlâyı Bırakıp, Niçin Gidip, Bu âciz Putlara Tapıyor, Onlara Yüz Sürüyorsunuz. Gelin, Allaha Ve O’nun Resûlü Muhammed Aleyhisselâma îmân Edin!

bunun Üzerine Müşrikler, Hep Birlikte Üzerine Yürüdüler. Kendisini Çok Fecî Şekilde Dövdüler. Kabîlesinden Gelen Ba’zı Kimseler, Kendisini Baygın Bir Hâlde Evine Küfür Yasakürdüler.

hz. Ebû Bekir, Uzun Bir Süre Kendisine Gelemedi. Ayılması İçin Yapılan Bütün Gayretlerden Bir Netîce Alınamıyordu. Artık, Ümitsiz Bir Şekilde Başında Beklemeye Başladılar. Nihâyet Akşam Üstü Biraz Kendine Gelir Gibi Oldu. Gözünü Açar Açmaz, Ağzından Çıkan İlk Kelâm Şu Oldu:

- Resûlullah, Ne Yapıyor, O Ne Hâldedir? O’na Birşey Oldu Mu?

annesi Ümmülhayr Sevinç İçinde Dedi Ki:

- Yavrum, Bir Şey Arzû Eder Misin, Yiyip İçmek İster Misin?

- Anneciğim, Ben Resûlullaha Birşey Oldu Mu Diye Soruyorum. O’nun Hakkında Bana Bilgi Getirmediğin Takdîrde, Ne Bir Lokma Yerim, Ne De Birşey İçerim.

- Evlâdım, Vallahi, O’nun Hakkında Bir Bilgim Yok. Onun İçin Sana Cevap Veremiyorum. Sen Biraz Ye, Kendine Gel. Sonra O’nun Durumunu Öğrenirsin.

- Hayır Anne!.. Sen Ümm-i Cemil’e Git Ve De Ki: Oğlum Ebû Bekir, Senden Resûlullahı Soruyor. Acaba Ne Hâldedir?

annesi De îmân Etti

annesi Hemen Gidip, Ümm-i Cemil’e Durumu Anlattı.

daha Sonra, Annesi Ve Ümm-i Cemil’in Yardımıyla, Yavaş Yavaş Hz. Erkam’ın Evine Vardı. Peygamber Efendimizi Sağ Sâlim Görünce Çok Sevindi, Resûlullaha Sarıldı. Artık Bütün Ağrılarını Unutmuştu. Peygamber Efendimize Dedi Ki:

- Yâ Resûlallah! Bu Benim Annem Selmâ’dır. Ona Duâ Etmenizi İstiyorum. O Da Hidâyete Kavuşsun!

peygamber Efendimiz Duâ Buyurdu. Böylece Annesi De, îmân İle Şereflendi Ve İlk Müslümanlardan Oldu.

resûlullah Efendimiz Mi’râca Çıktıktan Sonra, Ertesi Gün, Kâ’be Yanında Mi’râcını Anlatınca, İşiten Müşrikler, İnkâr Edip, Alay Etmeye Başladılar. Müslüman Olmaya Niyetli Olanlar Da Vazgeçtiler.

müşrikler, “tamam, Bu Defa Bir Koz Yakaladık” Diyerek Hz. Ebû Bekir’e Gidip Sordular:

- Ey Ebâ Bekr! Sen Çok Defa Kudüs’e Gidip Geldin. İyi Bilirsin. Mekke’den Kudüs’e Gidip Gelmek, Ne Kadar Zaman Sürer?

- İyi Biliyorum. Bir Aydan Fazla.

mi'râcınız Mübârek Olsun!

kâfirler Bu Söze Sevindi. “akıllı, Tecrübeli Adamın Sözü Böyle Olur” Dediler. Gülerek, Alay Ederek Ve Hz. Ebû Bekir’in De Kendi Kafalarında Olduğuna Sevinerek, “senin Efendin, Kudüs’e Bir Gecede Gidip Geldiğini Söylüyor” Diyerek, Ebû Bekir’e Sevgi, Saygı Gösterdiler.

hz. Ebû Bekir, Resûlullahın Mübârek Adını İşitince;

- Eğer O Söyledi İse, İnandım. Bir Anda Gidip Gelmiştir, Deyip İçeri Girdi.

kâfirler Neye Uğradıklarını Anlıyamadı. Önlerine Bakıp Gidiyorlar Ve Bir Taraftan Da Diyorlardı Ki:

- Vay Canına, Muhammed Ne Yaman Büyücü İmiş. Ebû Bekir’e De Sihir Yapmış.

hz. Ebû Bekir Hemen Giyinip, Resûlullahın Yanına Geldi. Büyük Kalabalık Arasında, Yüksek Sesle Dedi Ki:

- Yâ Resûlallah! Mi’râcınız Mübârek Olsun! Allahü Teâlâya Sonsuz Şükürler Ederim Ki, Bizleri, Senin Gibi Büyük Peygambere, Hizmetçi Yapmakla Şereflendirdi. Parlıyan Yüzünü Görmekle Ve Kalbleri Alan, Rûhları Çeken Tatlı Sözlerini İşitmekle Ni’metlendirdi. Yâ Resûlallah! Senin Her Sözün Doğrudur. İnandım. Canım Sana Fedâ Olsun!

böylece Hz. Ebû Bekir, O Gün Tereddüde Düşen Müslümanların Tereddütlerini Giderdi, Diğerlerinin Ma’nevîyatlarını Güçlendirdi. Böyle Tereddütsüz îmân Etmesinden Dolayı Resûlullah, O Gün Hz. Ebû Bekir’e Sıddîk Dedi. Bu Adı Almakla, Bir Kat Daha Yükseldi.

beraber Hicret Ederiz

mekke’de Müşriklerin, Müslümanlara Yaptıkları Baskılar Ve İşkenceler Üzerine, Müslümanların Çoğu, Resûlullah Efendimizin İzniyle Medîne’ye Hicret Etti. Hz. Ebû Bekir De Hicret İçin İzin İstediğinde, Resûl-i Ekrem Buyurdu Ki:

- Sabreyle. Ümîdim Odur Ki; Allahü Teâlâ Bana Da İzin Verir. Beraber Hicret Ederiz.

- Anam-babam Sana Fedâ Olsun Yâ Resûlallah! Böyle İhtimâl Var Mıdır?

- Evet Vardır.

peygamber Efendimizin Bu Cevapları, Hz. Ebû Bekir’i Sevindirmişti.bunun Üzerine Hz. Ebû Bekir Hazırlıklara Başladı. Hicret İçin İki Deve Satın Aldı Ve O Günü Beklemeye Başladı. Artık Mekke’de Sadece; Sevgili Peygamberimiz İle Hz. Ebû Bekir, Hz. Ali, Fakîrler, Hastalar, İhtiyârlar Ve Müşriklerin Hapse Attığı Mü’minler Kalmıştı.

diğer Taraftan Medîneli Müslümanlar, Ya’nî Ensâr, Hicret Eden Mekkelileri Ya’nî Muhâcirleri Çok İyi Karşılayıp, Misâfir Ettiler. Aralarında Kuvvetli Bir Birlik Meydana Geldi.

resûlullah Efendimiz, Hicret Gecesi, Allahü Teâlânın Emriyle Evinde Hz. Ali’yi Bırakıp, Müşriklerin Üzerine Toprak Saçarak Uzaklaşıp, Hz. Ebû Bekir’in Evine Gitti. Hz. Ebû Bekir’e Buyurdu Ki:

- Hicret Etmeme İzin Verildi.

hz. Ebû Bekr-i Sıddîk Heyecanla Sordu:

- Mübârek Ayağınızın Tozuna Yüzümü Süreyim Yâ Resûlallah! Ben De Beraber Miyim?

efendimiz Cevap Verdiler:

- Evet...

anam-babam Fedâ Olsun

hz. Ebû Bekir Sevincinden Ağladı. Gözyaşları Arasında Dedi Ki:

- Anam-babam Sana Fedâ Olsun Yâ Resûlallah! Develer Hazır. Hangisini Murâd Ederseniz, Onu Kabûl Buyurunuz.

- Benim Olmayan Deveye Binmem. Ancak Bedeliyle Alırım.

bu Kesin Emir Karşısında Mecbur Kalan Hz. Ebû Bekir, Devenin Bedelini Söyledi.

hz. Ebû Bekir, Abdullah Bin Üreykıt İsminde, Kılavuzluğu İle Meşhûr Olan Zâtı Çağırıp, Yol Göstermesi İçin Ücretle Tuttu Ve Develeri Üç Gün Sonra Sevr Dağındaki Mağaraya Getirmesini Emretti.

safer Ayının 27’si Perşembe Günü, Peygamber Efendimiz Ve Ebû Bekr-i Sıddîk, Yanlarına Bir Miktar Yiyecek Alarak Yola Çıktılar. İzleri Belli Olmasın Diye Parmaklarına Basarak Gidiyorlardı. Hz. Ebû Bekir, Resûlullahın Çevresinde, Ba’zan Sola, Ba’zan Sağa, Öne, Arkaya Gidiyordu. Peygamberimiz, Niçin Böyle Yaptığını Sorunca Dedi Ki:

- Etraftan Gelecek Bir Tehlikeyi Önlemek İçin. Eğer Bir Zarar Gelirse Önce Bana Gelsin. Canım Yüksek Zâtınıza Fedâ Olsun Yâ Resûlallah!

- Yâ Ebâ Bekr! Başıma Gelecek Bir Musîbetin, Benim Yerime, Senin Başına Gelmiş Olmasını İster Misin?

- Evet Yâ Resûlallah! Seni Hak Dinle, Hak Peygamber Olarak Gönderen Allahü Teâlâya Yemîn Ederim Ki, Gelecek Bir Musîbetin, Senin Yerine, Benim Başıma Gelmesini İsterim.

mağara Kapısı Önüne Geldiklerinde, Hz. Ebû Bekir Dedi Ki:

- Allah İçin Yâ Resûlallah, İçeri Girmeyin! Ben Gireyim, Orada Zararlı Bir Şey Varsa, Bana Gelsin, Mübârek Zâtınıza Bir Keder, Bir Elem Değmesin.

ayağını Yılan Soktu

sonra İçeri Girip, Süpürüp Temizledi. Sağında, Solunda İrili Ufaklı Birçok Delikler Vardı. Hırkasını Parçalayıp, Delikleri Kapadı, Fakat Biri Açık Kaldı. Onu Da Ökçesi İle Kapayıp, Resûlullahı İçeri Da’vet Eyledi.

peygamber Efendimiz İçeri Girdi Ve Mübârek Başını Hz. Ebû Bekir’in Kucağına Koyup Uyudu. O Zaman, Hz. Sıddîk’ın Ayağını Yılan Soktu. Resûlullahın Uyanmaması İçin Sabredip, Hiç Hareket Etmedi. Fakat Gözyaşı Resûlullahın Mübârek Yüzüne Damlayınca Buyurdu Ki:

- Ne Oldu Yâ Ebâ Bekr?

- Ayağım İle Kapattığım Delikten, Bir Yılan Ayağımı Soktu.

resûlullah Efendimiz, Ebû Bekir’in Yarasına, İyi Olması İçin Mübârek Ağzının Yaşından Sürünce, Acısı Hemen Dindi, Şifâ Buldu.

resûlullah Efendimiz Ve Ebû Bekr-i Sıddîk İçerde İken, Müşrikler, İz Takip Ederek Mağaranın Önüne Geldiler. Mağaranın Ağzının Bir Örümcek Tarafından Örüldüğünü Ve İki Güvercinin De Yuva Yaptığını Gördüler. İz Sürücü Kürz Bin Alkama Dedi Ki:

- İşte Burada İz Kesildi.

müşrikler Dediler Ki:

- Eğer, Onlar Buraya Girmiş Olsalardı, Kapının Üzerindeki Örümcek Ağının Yırtılmış Olması Lâzım Gelirdi. Bu Örümcek, Ağını, Muhammed Doğmadan Önce Örmüştür.

içeri Bakmadan Geri Döndüler

müşrikler Kapı Önünde Münâkaşa Ederken, İçeride Hz. Ebû Bekir Endişeye Kapıldı. Kâinâtın Sultânı Efendimiz Buyurdu Ki:

- Yâ Ebâ Bekir! Üzülme! Şüphesiz Allahü Teâlâ Bizimledir.

müşrikler İçeri Bakmadan Geri Döndüler.

mağarada Üç Gece Kalıp, Pazartesi Gecesi Yola Çıktılar. Eylül Ayının 20 Ve Rebî’ul-evvelin 8. Pazartesi Günü Medîne’de Kubâ Köyüne Geldiler. O Gün, Müslümanların Hicrî Şemsî Sene Başlangıcı Oldu.

hz. Ebû Bekir, Hazerde Ve Seferde Resûlullahtan Hiç Ayrılmadı. Ona Her Zaman Arkadaşlık Etti. Her Zaman, Malını, Canını Fedâ Etmeye Hazır Hâlde Yanında Beklerdi.

bedir Savaşında Bir Ara, İslâm Askeri Zorlanmaya Başladı. Bunun Üzerine, Peygamber Efendimiz, Sa’d Ve Sa’îd Hazretlerini Gönderdi. Sonra Hz. Ebû Zer’i Gönderdi. Daha Sonra Da Hz. Ömer’i Gönderdi. Bir Saat Geçtiği Hâlde, Zorlanma Devam Ediyordu. Bunu Gören, Hz. Ebû Bekir, Kılıcını Çekip Atına Binmek İsteyince, Peygamber Efendimiz Elinden Tutup Buyurdu:

- Yanımdan Ayrılma Yâ Ebâ Bekr! Bedenime Ve Kalbime Gelen Her Sıkıntı, Senin Mübârek Yüzünü Görmekle Hafifliyor. Seninle Kalbim Kuvvetleniyor.

peygamber Efendimiz, Hz. Ebû Bekir’i Ağlarken Görünce Buyurdu Ki:

- Yâ Ebâ Bekir, Ağlama! Arkadaşlığı Ve Malı, Bana, Senden Daha Bereketli Olanı Yoktur.

hz. Ebû Bekir'in îmânı

hz. Ebû Bekir, Diline Hâkim Olmak, Lüzûmsuz Hiçbir Şey Konuşmamak İçin Mübârek Ağzına Taş Koyardı. Mecbûr Kalmadıkça Aslâ Dünya Kelâmı Konuşmazdı. Hadîs-i Şerîfte Buyuruldu Ki:

(ebû Bekir’in îmânı, Bütün Mü’minlerin îmânı İle Tartılsa, Ebû Bekir’in îmânı Ağır Gelir.)

peygamber Efendimizin İlk Halîfesi Ve Peygamberlerden Sonra İnsanların En Üstünü Olmak Fazîleti, Üstünlüğü, Sadece Hz. Ebû Bekir’e Nasîb Olmuştur. O, Dîni Kuvvetlendirmek, Peygamber Efendimizi Memnûn Etmek İçin Malını Vermekte, Düşmana Karşı Cihâd Etmekte, Hep Önde Olmuştur.

hadîd Sûresinde Meâlen Buyuruldu Ki:

(mekke-i Mükerremenin Fethinden Önce, Malını Veren Ve Cihâd Eden Kimseye, Fetihten Sonra Malını Dağıtan Ve Cihâd Edenden Daha Büyük Derece Vardır. Allahü Teâlâ Hepsine Cenneti Va’detti.)

bu âyet-i Kerîmenin, Hz. Ebû Bekir’in Fazîletini Ve Derecesinin Yüksekliğini Gösterdiğini âlimlerimiz Söz Birliği İle Bildirmişlerdir.

tevbe Sûresinde De, Önce îmâna Gelenlerden, Her Fazîlette Öne Geçenlerden, Allahü Teâlânın Râzı Olduğu Bildirilmiştir.

tebük Gazâsında, Resûlullah, Herkesin Yardım Yapmasını Emir Buyurunca, Herkes Malının Bir Kısmını Getirip Verdi. Hz. Ömer, Her Zaman En Çok Yardımı Yapan Hz. Ebû Bekir’i, Bu Defa Geçeyim Diye, Malının Yarısını Alıp Getirdi. Sonra Hz. Ebû Bekir De Malını Getirip Teslîm Etti. Peygamber Efendimiz Sordu:

- Yâ Ömer, Evine Ne Kadar Mal Bıraktın?

- Yâ Resûlallah, Bu Kadar Da Eve Bıraktım.

allah Ve Resulünü Bıraktım

sonra Hz. Ebû Bekir’e Dönüp Sordu:

- Yâ Ebâ Bekr, Sen Evine Ne Bıraktın?

- Yâ Resûlallah, Evime Birşey Bırakmadım. Tamamını Buraya Getirdim. Onlara Allah Ve Resûlünü Bıraktım.

resûlullah Efendimiz Hz. Ömer’e Dönerek Buyurdu Ki:

- İkinizin Arasındaki Fark, Cevaplarınız Arasındaki Fark Kadardır.

hz. Ebû Bekir’in, Peygamber Efendimizin Vefâtından Sonra Da Çok Büyük Hizmetleri Oldu. Zîrâ Peygamber Efendimiz Vefât Edince, Eshâb-ı Kirâmın Aklı Başından Gitti. Mescidde Ağlaşmaya Başladılar. Hiç Kimsenin İnanası Gelmiyordu.

hele Hz. Ömer Tamamen Kendinden Geçmiş Bir Hâlde İdi. Peygamber Efendimizin Mübârek Yüzüne Bakıp Diyordu Ki:

- Resûlullah Bayılmış, Fakat Baygınlığı Çok Ağır.

ölüm Sözünü Ağzına Almadığı Gibi, Kimsenin De Söylemesini İstemiyordu. Dışarı Çıkıp Dedi Ki:

- Kim “resûlullah Öldü” Derse, Kılıcımla Boynunu Vururum!

resûlullah Da Vefât Edecektir

hz. Ebû Bekir İle Hz. Abbâs’ın Eshâb-ı Kirâm Arasında Bir Ağırlığı Vardı. Eshâb-ı Kirâmı Ancak Bunlar Teskin Edebilirdi. Bunun İçin Beraber Mescide Gittiler. Hz. Ebû Bekir Buyurdu Ki:
- Ey İnsanlar! Resûlullahın, “ben Vefât Etmiyeceğim” Dediğini İçinizde Duyan Var Mı?

- Hayır, Böyle Bir Söz Duymadık.

sonra Hz. Ömer’e Dönüp Sordu:

- Yâ Ömer, Bu Husûsta Sen Birşey Duydun Mu?

- Hayır Duymadım.

sonra Eshâb-ı Kirâma Dönüp Buyurdu Ki:

- Hiç Kimse, Resûlullahın Vefât Etmiyeceğini Söyliyemez. Cenâb-ı Hakka Yemîn Ederim Ki, Resûlullah Ölümü Tatmış Bulunmaktadır. Allahü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde, “muhakkak, Sen De Öleceksin, Onlar Da Ölecektir” Buyurmaktadır. Resûlullah, İslâmiyetin Bütün Hükümleri Tamamlandıktan Sonra, Aramızdan Ayrıldı. Artık Kendimize Gelip, Defin İşlerini Tamamlayalım.

sonra, Hz. Abbâs Da Buna Benzer Konuşmalar Yaptı. Böylece Eshâb-ı Kirâmın Aklı Başlarına Geldi.

sevgili Peygamberimiz Bir Gün Eshâb-ı Kirâm İle Sohbet Ederken, “şehîdliğin Fazîletlerini” Anlatıyorlardı. Şehîdlerin Şefâ’ati Hakkında Buyurdu Ki:

- Kıyâmet Gününde Şehîdler, Mahşer Yerine Gelirlerken, Orada Bulunan Peygamberler Ayağa Kalkarlar. Onlar, Çocukları, Akrabâları Ve Dostlarından 70 Bin Kişiye Şefâ’at Ederler.

gazânız Mübârek Olsun

bu Sözleri İşiten Hz. Nevfel, Resûlullah Efendimizden, Şehîd Olmak İçin Duâ İstedi. Resûlullah Efendimiz De Duâ Ettiler.

bir Müddet Sonra, Muhârebeye Çıkıldı. Peygamber Efendimiz De Aralarında Bulunuyordu. Bu Muhârebe Hz. Nevfel’in Duâsından Sonraki İlk Muhârebe İdi. Ve Bu Muhârebede Hz. Nevfel Şehîd Düşerek, Arzûsuna Kavuştu.

peygamber Efendimiz Ve Eshâbı, Muhârebeden Dönüyorlardı. Karşılamaya Gelenler Arasında, Hz. Nevfel’in Hanımı, Çocukları Ve Yaşlı Annesi Vardı.

yaşlı Annesi, “gazânız Mübârek Olsun” Dedikten Sonra Resûlullaha, Oğlunu Sordu. Peygamber Efendimizin Gözleri Nemlendi. Oğlunun Şehîdlik Haberini Vermeye Mübârek Kalbi Dayanamadı. Elleriyle Arkayı İşâret Edip, Yoluna Devam Etti.

hz. Nevfel’in Annesi, Peygamber Efendimizin Hemen Arkasından Gelen, Allahın Arslanı Hz. Ali’ye De Aynı Şekilde Oğlunu Sordu. O Da Şehîdlik Haberini Veremeyip, Arkayı İşâret Etti.

yaşlı bayan Daha Sonra, Hz. Ömer’e Ve Hz. Osman’a Rastladı. Onlara Da Oğlunun Durumunu Sordu. Onlar Da Cevap Veremeyip Resûlullahın Yaptığı Gibi Arkayı İşâret Ettiler.

en Son Gelen Hz. Ebû Bekir İdi. Kadıncağız Büyük Bir Ümitle Sevgili Peygamberimizin Azîz Arkadaşına Yaklaşarak Aynı Şeyleri Sordu.

hz. Ebû Bekir Kendi Kendine Düşündü:

“yâ Rabbî! Ne Kadar Zor Bir Durumdayım. Eğer Doğruyu Söylersem, Mahzûn Kalbleri Üzmüş Olacağım. Bunu Yapmaktan Sevgili Peygamberimiz Çekindi. O’na Nasıl Aykırı Davranabilirim. Sen Bana Öyle Bir Şey İlhâm Et Ki, Bu Gariplerin Yüreği Daha Fazla Yanmasın Allahım!”

yâ Allah!.. Yâ Nevfel!..

daha Sonra, Hz. Ebû Bekir, Bütün Kalbiyle:

- Yâ Allah!.. Yâ Nevfel!.. Diye Bağırdı.

işte O Sırada, Yaydan Fırlamış Ok Gibi Bir Atlı, Yıldırım Hızıyla Yanlarına Yetişerek Dedi Ki:

- Buyur Yâ Sıddîk, Beni Mi Çağırdın?

bu Atlı, Hz. Nevfel’den Başkası Değildi.

sonra, Cebrâil Aleyhisselâm Gelip, Peygamber Efendimize Şunları Söyledi:

- Yâ Resûlallah! Hak Teâlânın Selâmı Var. “eğer Peygamberin Mağara Arkadaşı Sıddîk, Bir Kere Daha (allah) Deseydi, Yüceliğim Hakkı İçin, Bütün Şehîdleri Diriltirdim. Çünkü, Ebû Bekir, Câhiliyye Devrinde Bile Yalan Söylememiştir” Buyurdu.

bu Hâdiseden Sonra, Hz. Nevfel Senelerce Yaşadı. Nihâyet, “yemâme” Cenginde Tekrar Şehîdlik Şerbetini İçti.


--------------------------------------------------------------------------------
ca'fer-i Tayyar


peygamber Efendimiz, 36 Yaşlarında Bulundukları Sırada Hicaz Topraklarında Şiddetli Bir Kuraklık Ve Açlık Hüküm Sürüyordu. Hemen Herkes Her Geçen Gün Bunun Ağırlığını Daha Çok, Daha Derinden Hissediyordu. Peygamber Efendimizin Amcası Ebû Tâlib, Kalabalık Bir Ailenin Reisiydi. Ailesini Geçindirecek Bir Servete Sahip Değildi. Bunun İçin Geçinmekte Herkesten Daha Çok Sıkıntı Çekiyordu.

yükünü Biraz Hafifletelim

peygamber Efendimiz, Küçük Yaşından Beri Yanında Büyüdüğü Ve İyiliğini Gördüğü Amcasına Bu Sıkıntılı Zamanında Bir Yardım Yapmak, Onun Geçim Yükünü Hafifletmek İstiyordu. Bu Sebeple, Amcalarının En Zengini Olan Hz. Abbâs'a Bir Gün Şöyle Teklifte Bulundular:

- Ey Amcam, Biliyorsun Ki, Kadeşin Ebû Tâlib'in Çok Çocuğu Vardır. İnsanların Uğradığı Şu Kıtlık Ve Açlığı Da Görüyorsun. Haydi, Ebû Talib'e Gidelim, Onun Aile Yükünü Biraz Hafifletelim. Bakıp, Büyütmek Üzere Oğullarından Birini Ben Yanıma Alayım, Birisini De Sen Alırsın. Evlâtlarından İki Tanesini Onun Üzerinden Almak Kâfi Gelir.

hz. Abbâs, "olur" Deyince, Kalktılar, Ebû Tâlib'in Yanına Vardılar. Ona Dediler Ki:

- Halkın, İçinde Bulunduğu Kıtlık Ve Darlık Kalkıncaya Kadar, Senin Çocuklarından Bir Kısmını Yanımıza Alıp Yükünü Hafifletmek İstiyoruz.

ebû Tâlib De Onlara Dedi Ki:

- Oğullarımdan Ukayl Ve Tâlib'i Bana Bırakıp, İstediğinizi Alabilirsiniz.

böylece Peygamber Efendimiz Hz. Ali'yi, Hz. Abbâs Da Hz. Ca'fer'i Yanına Aldı.

birgün Ebû Tâlib, Oğlu Ca'fer İle Şehrin Dışında Yürürken Peygamber Efendimizi Gördü. Hz. Ali İle Beraber Namaz Kılıyorlardı. Ebû Tâlib, Oğlu Ca'fer'e:

- Git, Sen De Kardeşinin Yanına Dur, Namaza Başla, Dedi.

ca'fer Gidip, Hz. Ali'nin Yanında Namaza Durdu. Namazdan Sonra, Peygamber Efendimiz, Ona Duâ Ederek Buyurdu Ki:

- Hak Teâlâ, Sana İki Kanat Versin. Cennette Onlar İle Uçarsın.

allahü Teâlâ Bu Duâyı Kabûl Etti. Hz. Ca'fer, Mûte Gazâsında, Şehîd Olmakla Şereflendi. Allahü Teâlâ, Ona İki Kanat Verdi. Firdevs Cennetinde Uçmaktadır. Bunun İçin Ca'fer-i Tayyâr Diye Meşhûrdur.

kureyş Müşriklerinin Eshâb-ı Kirâma Karşı Revâ Gördükleri Zulüm Ve İşkenceden Sonra, Peygamber Efendimiz, Bir Kısım Eshâbın Habeşistan'a Hicret Etmelerine Müsaade Etti. Kâfile, Hz. Ca'fer'in Başkanlığında Hareket Etti. Habeşistan'da Çok İyi Karşılandılar.

teslim Edilmesini İsteyiniz

mekkeli Müşrikler Bu Durumdan Haberdar Olunca Toplandı. Habeşistan Meliki Necâşî'ye İki Elçi Göndermeye Karar Verdiler. Son Derece Kıymetli Hediyeler Hazırladılar. Necâşî'nin Din Adamlarına, Devlet Erkânına Hediyeler Ayrıldı. Bu İşe Abdullah Bin Rebia İle Amr Bin Âs Vazifelendirildi. Bu İki Elçiye Neçâşi'nin Huzurlarında Neler Söyleyeceleri Öğretildi. Onlara Denildi Ki:

- Hükümdar İle Konuşmadan Evvel Onun Patriklerine Ve Kumandanlarının Her Birine, Hediyesini Verdikten Sonra Necâşî'nin Hediyesini Takdim Ediniz. Bu İşi Yaptıktan Sonra Oradaki Müslümanların Size Teslim Edilmesini İsteyiniz. Necâşî'nin Müslümanlar İle Konuşmasına İmkân Bırakmayınız.

mekkeli Müşriklerin Elçileri Habeşistan'a Geldiler Ve Devlet Erkânının Hediyelerini Verdikten Sonra Mekkeli Muhâcirlerin Kendilerine Teslim Edilmesi Hususunda Yardım Etmelerini İstediler.

memleketinize Sığınmışlardır

patrikler Bunu Kabûl Ettiler. Bundan Sonra, Mekkeli Elçiler Necâşî'nin Hediyelerini Takdim Ettiler. Melik Necâşî'ye Şöyle Söylediler:

- Ey Melik! İçimizden Birtakım Kimseler Sizin Memleketinize Sığınmışlardır. Bu Gelenler, Kendi Milletlerinin Dînini Terkettikleri Gibi Sizin Dîninize De Girmemişlerdir. Kendi Kafalarına Uygun Uydurma Bir Dinleri Vardır. Ne Biz, Ne De Siz, Bu Dîni Tanımazsınız.

bizi, Bunların Mensup Oldukları Milletin Eşrâfı, Sizin Memleketinize İltica Eden Adamların Babaları Ve Kendi Öz Akrabaları Gönderdi. İstekleri, Gelenlerin Tekrar İâde Edilmeleridir. Çünkü Onlar, Bunların Hâllerini Daha Yakından Tanır. Onların Kendi Öz Dînlerinde Hoş Görmediklerini Daha İyi Bilirler.

gerek Amr Bin Âs Ve Gerekse Abdullah Bin Rebia'nın En Çok Arzû Ettikleri Şey, Necâşî'nin Bu Sözleri Dinliyerek, Arzûlarına Uygun Hareket Etmesiydi. Elçiler, Bu Sözleri Söyledikten Sonra Necâşî'nin Patrikleri Söz Almış, Şöyle Demişlerdi:

- Bunlar Çok Doğru Söylediler. Bunların Milletleri, Onlarla Daha İyi Meşgul Olabilir, Onların Neyi Beğenip Beğenmediklerini Daha İyi Takdir Ederler. Onun İçin Siz Bu Adamları Teslim Ediniz De, Bunlar Onları Memleketlerine Ve Milletlerine Küfür Yasakürsünler.

melik Necâşî Bu Sözlere Çok Kızdı Ve Dedi Ki:

- Vallahi Hayır! Ben Bu Adamları Teslim Etmem. Bana İltica Eden, Memleketime Gelen Adamlara Hıyânet Edemem. Bunlar, Beni Başkasına Tercih Etmiş Ve Benim Memleketime Gelmişlerdir. Onun İçin, Gelen Muhâcirleri Sarayıma Da'vet Eder, Onlara, Bu Adamların Söyledikleri Sözlere Karşı Ne Diyeceklerini Sorar, Cevaplarını Dinlerim. Eğer Muhâcirler Bunların Dedikleri Gibi İseler, Onları Teslim Eder Ve Kendi Milletlerine İâde Ederim. Öyle Değilse Onları Korur, Ülkemde Kaldıkça Onlara İyilik Ederim.

kime İnanırlar

daha Önceleri Necâşî Semâvi Kitapları İncelemişti. Muhammed Aleyhisselâmın Gelme Zamanının Yakın Olduğunu, Kavminin Ona Yalancı Deyip İnanmayacaklarını Ve Mekke'den Çıkaracaklarını Biliyordu.

necâşî, Mekkeli Elçilere Sordu:

- İnandıkları Kimse Kimdir?

- Muhammed'dir.

necâşî Bu İsmi İşitince, O'nun Peygamber Olduğunu Anladı Ve Belli Etmedi. Gelenlere Tekrar Sordu:

- Onun Dîni Ve Mezhebi Nedir Ve Neye Da'vet Eder?

- Onun Mezhebi Yoktur.

- Mezhebi Ve Dînini Bilmediğim Bir Topluluk Ki, Gelip Bana Sığınmışlardır. Ben Onları Size Nasıl Teslim Ederim? Meclis Kuralım. Onları Da Getirelim. Sizlerle Yüzleştirelim. Hepinizin De Durumları Belli Olsun. Onların Da Dînini Bileyim.

necâşî, Mekkeli Müşriklerle Yüzleştirmek İçin Müslümanları Saraya Da'vet Etti. Müslümanlar Önce Kendi Aralarında İstişâre Ettiler Ve, "habeş Hükümdarının Hoşuna Gidecek Ve Mizaçlarına Uygun Olacak Şekilde Neler Söyleyelim" Diye Konuştular. Hz. Ca'fer Dedi Ki:

- Bizim Bu Husûstaki Bildiklerimiz, Peygamberimizin Bize Buyurduğundan İbârettir, Deriz. Netice Neye Varırsa Râzıyız.

hepsi Kabûl Ettiler. Sadece Hz. Ca'fer'in Konuşması İçin İttifak Ettiler.

büyük Bir Divan Kuruldu

necâşî De âlimlerini Topladı. Büyük Bir Divan Kuruldu. Sonra Muhâcirleri Getirdiler. Müslümanlar Geldiklerinde Selâm Verdiler Ve Secde Etmediler. Necâşî, Müslümanlara Sordu:

- Neden Secde Etmediniz?

- Biz Allahü Teâlâdan Başkasına Secde Etmeyiz. Peygamber Efendimiz Bizi, Allahtan Başkasına Secde Etmekten Men Edip, "secde, Yalnız Allahü Teâlâya Mahsûstur" Buyurdu.

necâşî Dedi Ki:

- Ey Huzuruma Getirilmiş Olan Topluluk! Bana Söyleyiniz. Ülkeme Ne İçin Geldiniz? Hâliniz Nedir? Tüccâr Değilsiniz, Bir İstediğiniz De Yok. Sizin Şu Ortaya Çıkmış Olan Peygamberinizin Hâli Nedir?

hz. Ca'fer Şöyle Cevap Verdi:

- Ey Hükümdar! Ben, Önce, Üç Söz Söyliyeceğim. Eğer Doğru Söyler İsem Beni Tasdik Edin, Yalan Söylersem Yalanlayın. Herşeyden Önce Emret Ki; Şu Adamlardan Yalnız Biri Konuşsun, Diğerleri Sussun!

mekkeliler Adına Amr Bin Âs Dedi Ki:

- Ben Konuşayım.

necâşî Bunun Üzerine:

- Ey Ca'fer, Önce Sen Konuş! Dedi.

hz. Ca'fer Konuşmaya Başladı:

- Benim, Üç Sözüm Var. Şu Adama Sorunuz. Biz, Yakalanıp Efendilerimize İâde Edilecek Köleler Miyiz?

necâşî Sordu:

- Ey Amr! Onlar Köle Midirler?

- Hayır! Onlar Köle Değil, Hürdürler!

hz. Ca'fer Tekrar Konuştu:

- Acaba Biz Haksız Yere Bir Kimsenin Kanını Mı Döktük De, Kanı Dökülenlere İâde Mi Edileceğiz?

birinin Kanını Mı Döktüler

necâşî, Amr'a Sordu:

- Bunlar, Haksız Yere Birinin Kanını Mı Döktüler?

- Hayır, Bir Damla Bile Kan Dökmediler.

bu Sefer Hz. Ca'fer, Necâşî'ye Hitaben Dedi Ki:

- Başkasının Mallarından Haksız Yere Aldığımız, Üzerimizde Ödemekle Mükellef Olduğumuz Mallar Mı Vardır?

necâşî De Amr'a Sordu:

- Ey Amr! Eğer, Şuncağızların Ödeyecekleri Pek Çok Altın Bile Olsa, Borçları Varsa, Onu, Ben Ödeyeceğim! Söyleyin!

- Hayır, Bir Kuruş Bile Yok!

- O Hâlde Siz Bunlardan Ne İstiyorsunuz?

- Onlar İle Biz Bir Dinde İdik. Onlar, Bunları Bıraktılar. Muhammed'e Ve Dînine Uydular.

necâşî, Hz. Ca'fer'e Dedi Ki:

- Siz Bulunduğunuz Dîni Bırakıp Ne Diye Başkasına Uydunuz? Kavminizin Dîninden Ayrıldığınıza, Ne Benim Dînimde Ne De Bunların Dîninde Olmadığınıza Göre, Sizin Edindiğiniz Bu Din Hakkında Bilgi Veriniz?

hz. Ca'fer Şöyle Cevap Verdi:

- Ey Hükümdar! Biz Câhil Bir Millet İdik. Putlara Tapardık. Ölmüş Hayvan Leşini Yer, Her Türlü Kötülüğü İşlerdik. Akrabalarımızla Münâsebetlerimizi Keser, Komşularımıza Kötülük Yapardık. Kuvvetli Olanlarımız Zayıf Olanlarımızı Ezerdi.

allahü Teâlâ Bize, Kendimizden Doğruluğunu, Eminliğini, İffet Ve Temizliğini, Soyunun Düzgünlüğünü Bildiğimiz Bir Peygamber Gönderinceye Kadar, Biz Bu Vaziyette İdik. O Peygamber Bizi, Allahü Teâlânın Varlığına, Birliğine İnanmaya, O'na İbâdete; Bizim Ve Atalarımızın Tapınageldiği Taşları Ve Putları Bırakmaya Da'vet Etti.

iftirâdan Alıkoydu

doğru Sözlü Olmayı, Emânete Hıyânet Etmemeyi, Akrabalık Haklarını Gözetmeyi, Komşularla Güzel Geçinmeyi, Günâhlardan Ve Kan Dökmekten Sakınmayı Bize Emretti. Her Türlü Ahlâksızlıklardan, Yalan Söylemekten, Yetimlerin Malını Yemekten, Namuslu Kadınlara Dil Uzatmaktan Ve İftira Etmekten Bizi Alıkoydu.

allahü Teâlâya Eş, Ortak Koşmaksızın İbâdet Etmeyi, Namaz Kılmayı, Zekât Vermeyi, Oruç Tutmayı Bize Emretti. Biz De Kabûl Ettik Ve îmân Ettik. Onun Allahtan Getirip Bildirdiklerine Tâbi Olduk. Allahü Teâlâya İbâdet Ettik, O'nun Bize Harâm Kıldığını Harâm, Helâl Kıldığını Helâl Olarak Kabûl Ettik.

bu Yüzden Kavmimiz, Bize Düşman Olup, Bize Zulmettiler. Bizi, Dînimizden Döndürüp, Allaha İbâdetten Vazgeçirip Putlara Taptırmak İçin Türlü İşkencelere Uğrattılar. Bizi Perişân Ettiler. Bizi, Yeniden Putlara Taptırmak İçin Zulmettiler. Bizi Sıkıştırdıkça Sıkıştırdılar. Bizimle, Dînimizin Arasına Girdiler Ve Bizi Dînimizden Ayırmak İstediler.

biz De Yurdumuzu Yuvamızı Bırakarak Senin Ülkene Sığındık. Seni Başkalarına Tercih Ettik. Senin Himâyene, Komşuluğuna Can Attık. Senin Yanında Zulme, Haksızlığa Uğramıyacağımızı Ummaktayız.

necâşî, Hz. Ca'fer'e Dedi Ki:

- Sen, Allahın Bildiklerinden Biraz Biliyor Musun?

- Evet, Biliyorum.

- Ondan Bana Biraz Oku!

tatlı Ve Güzel Kelâm

hz. Ca'fer De Meryem Sûresinin İlk âyetlerini Okumaya Başladı. O Okudukça Necâşî Ağlıyordu. Gözlerinden Akan Yaşlar Sakalını Islatıyordu. Rahibler De Çok Ağladılar. Necâşî Ve Rahibler Dediler Ki:

- Ey Ca'fer! Bu Tatlı Ve Güzel Kelâmdan Biraz Daha Oku!

hz. Ca'fer, Kehf Sûresinden Okudu. Necâşî, Kendisini TutamıKüfür Yasak:

- Vallahi, Bu Aynı Kandilden Fışkıran Bir Nûrdur. Hz. Mûsâ Ve Hz. Îsâ Da Onunla Gelmiştir, Dedi.

necâşî Daha Sonra Kureyş Elçilerine Döndü:

- Gidiniz! Vallahi Ben Ne Onları Size Teslim Eder, Ne De Onlara Bir Kötülük Düşünürüm.

bunun Üzerine Abdullah Bin Ebî Rebia İle Amr Bin Âs, Necâşî'nin Huzurundan Çıktılar.

amr Bin Âs, Necâşî'nin Huzurundan Eli Boş Çıkınca, Arkadaşı Abdullah'a Dedi Ki:

- Onların Bir Kabahatini Necâşî'nin Yanında Ortaya Koyup, Köklerini Kazıtayım Da Gör. Onların, Meryem Oğlu İsâ'yı Bir Kul Olarak Bildiklerini İhbar Edeceğim.

ertesi Günü, Necâşî'nin Yanına Varıp:

- Ey Hükümdar! Onlar Meryem Oğlu Îsâ Hakkında Ağır Sözler Söylüyorlar. Onlara Hz. Îsâ İçin Ne Söylediklerini Sor, Dedi.

ne Cevap Vereceğiz?

bunun Üzerine Necâşî, Muhâcir Müslümanlara Adam Gönderdi. Müslümanlar, Tekrar Bir Araya Toplandılar. Birbirlerine Sordular:

- Îsâ Aleyhisselâm Hakkında Sorarlarsa Ne Cevap Vereceğiz?

hz. Ca'fer Dedi Ki:

- Hz. Îsâ Hakkında Allahü Teâlânın Buyurduğunu, Peygamber Efendimizin Bize Getirdiğini Söyleriz.

necâşî'nin Huzuruna Çıkınca, Necâşî Sordu:

- Siz Meryem Oğlu Îsâ Hakkında Ne Biliyorsunuz?

hz. Ca'fer Şöyle Cevap Verdi:

- Biz Hz. Îsâ Hakkında, Peygamber Efendimizin Bize Allahü Teâlâdan Getirip Tebliğ Eylediğini Söyleriz. Onun Allahın Kulu Ve Resûlü Olduğunu, Dünyadan Ve Erkeklerden Vazgeçerek Allaha Bağlanmış Afîfe Bir Kız Olan Hz. Meryem'den Babasız Olarak Dünyaya Geldiğini Kabûl Ederiz. Allahü Teâlâ Hz. Âdem'i Topraktan Yarattığı Gibi Hz. Îsa'yı Da Babasız Yaratmıştır Deriz.

necâşî, Elini Yere Uzatıp, Yerden Bir Saman Çöpü Aldı Ve Dedi Ki:

- Yemîn Ederim Ki Meryem Oğlu Îsâ Da Sizin Söylediğinizden Fazla Bir Şey Değildir. Arada Bu Çöp Kadar Bile Fark Yoktur.

siz Ne Derseniz Deyin

necâşî Bunu Söylediği Zaman Etrafındaki Hükûmet Erkânı Ve Kumandanları, Aralarında Fısıldaşmaya Ve Homurdanmaya Başladılar. Necâşî, Bunu Görünce, Onlara:

- Yemîn Ederim Ki, Siz Ne Dersiniz Deyin, Ben Bunlar Hakkında İyi Şeyler Düşünüyorum, Dedi.

sonra Müslüman Muhacirlere Dönerek Devam Etti:

- Sizi Ve Yanından Geldiğiniz Zâtı Tebrik Ederim! Ben Şuna İnandım Ki; O Allahın Resûlüdür. Zâten Biz, Onu İncil'de Görmüştük. O Resûlü Meryem Oğlu Îsâ Da Haber Verdi. Vallahi Eğer O, Buralarda Olsaydı Gidip Onun Ayakkabılarını Taşır, Ayaklarını Yıkardım! Gidiniz! Ülkemin El Değmemiş Kısmında, Her Türlü Tecâvüzden Uzak, Emniyet Ve Huzura Kavuşmuş Olarak Yaşayınız. Size Kötülük Edeni Helâk Ederim. Bana Dağ Kadar Altın Verseler De, Sizlerden Birini Üzüntüye Sokmam.

necâşî, Bundan Sonra, Kureyş Elçilerinin Getirdikleri Hediyeler İçin:

- Benim Bunlara İhtiyacım Yoktur! Başkalarının Gaspettiği Bu Mülkümü, Allah Bana Geri Verirken, Halkı Bana Boyun Eğdirirken, Benden Rüşvet Almadı, Diyerek Hediyelerini Kendilerine Geri Verdi.

necâşî İslâmiyeti Seçmiş Ve Eshâb-ı Kirâmı Ziyâdesiyle Sevindirmişti.

bir Gün, Necâî Eski Elbiselerini Giyip Sarayından Çıktı. Başında Tac Ve Arkasında Padişahlık Elbisesi Yoktu. Toprak Üzerine Oturdu. Papazlar Bu Hâle Şaşırdı. Sonra Hz. Ca'fer'i Ve Diğer Eshâb-ı Kirâmı Çağırdı. Onlar Geldiler. Melik'i Bu Vâziyette Görüp Sustular. Necâşî, Hz. Ca'fer'e Dedi Ki:

- Ben Etrafa Haberciler Gönderdim. Bana Müjde Haberi Getirdiler. Allahü Teâlâ, Resûlüne Yardım Etmiş, Bedir Savaşında Düşmanlarını Helâk Eylemiş. Kâfirlerden Şeybe, Utbe Bir Rebia, Ebû Cehil, Ümeyye Bin Halef Cümlesi Helâk Olmuşlar Ve Bir Çoğu Da Esir Olmuşlar.

hz. Cafer Sevincini Açıklayıp Şükrettikten Sonra Sordu:

- Ey Melik! Böyle Eski Elbiseler Giymenize Sebep Nedir?

hangisine Sevineyim

necâşi Şöyle Cevap Verdi:

- İncilde Gördüm Ki, Hak Teâlâ, Kullarına Bir Ni'meti Başkasına Haber Veren Kimsenin Tevâzu Yapması Gerekir, Buyuruyor. Şimdi Hak Teâlâ, Sevgili Peygamberine Zafer İhsân Eylemiş. Ben De Bunu Size Haber Vermek İçin Böyle Yaptım.

hz. Ca'fer Ve Beraberindeki Müslümanlar, Birkaç Sene Kaldıktan Sonra Habeşistan'dan Medîne'ye Geldiler. Böylece İki Defa Hicret Ettiler. Dönüşleri Hicretin Yedinci Yılında, Hudeybiye'den Sonra Ve Peygamber Efendimiz Hayber'de Bulundukları Sırada Olmuştu. Peygamber Efendimiz, Hz. Ca'fer İle Karşılaşınca, Onu Alnından Öpüp Bağrına Bastı Ve Buyurdu Ki:

- Ben Hayber'in Fethine Mi, Yoksa Ca'fer'in Gelişine Mi Sevineceğim Bilemiyorum. Sizin Hicretiniz İki Defadır. Siz, Hem Habeş Ülkesine, Hem De Yurduma Hicret Ettiniz.

hz. Ca'fer Habeşistan'dan Döndükten İki Yıl Sonra Mûte Seferi Kararlaştırıldı. İslâm Ordusu Kısa Zamanda Hazırlandı. Resûlullah Efendimiz, Mübârek Sancağı Hz. Zeyd Bin Hârise'ye Teslim Etti Ve Buyurdu:

zeyd Bin Hârise'yi, Cihâda Çıkacak Olan Şu İnsanların Başına Kumandan Tâyin Ettim. O Şehîd Olursa Yerine Ca'fer Bin Ebû Tâlib Geçsin, O Da Şehîd Olursa Yerine Abdullah Bin Revâha Geçsin. O Da Şehîd Olursa, Müslümanlar, Aralarında Uygun Birini Seçip Onu Kendilerine Kumandan Yapsınlar!

çok Kalabalık İdiler

peygamber Efendimiz Tarafından Uğurlanıp Yola Çıkan Mücâhidler Yollarına Devam Ettiler. Şam Topraklarından Maan Denilen Yere Varınca Biraz Dinlendiler. Mücâhidler İlerlerken Meşârif Diye Anılan Köyde Düşman Askerlerinin Yaklaşmakta Olduğunu Görünce, Hemen Mûte'ye Çekilip, Savaş Düzenine Girdiler.

iki Taraf Arasında Çok Şiddetli Bir Savaş Başladı. Müslümanların Başında Bulunan Hz. Zeyd Bin Hârise'nin Elinde Peygamber Efendimizin Sancağı Bulunuyordu. Rum Askerlerinin Mızrak Darbeleriyle, Mübârek Vücudu Parçalanıp, Kanlar Fışkırıncaya Kadar, Kahramanca Saldırıp Dövüşmekten Geri Durmadı Ve Şehîd Oldu.

bundan Sonra Hz. Ca'fer Hemen Sancağı Kaptı. Elinde Sancak, Atını Düşmana Doğru Sürdü. Düşman Askerleri Hz. Ca'fer'in Heybetinden Korkup Aralarında Şöyle Konuştular:

- Bunun Hakkından Kim Gelecek?

sancağı Yere Düşürmedi

hz. Ca'fer, Düşman Askerlerinin Arasına İyice Dalmıştı. Nihâyet Bir Düşman Askeri Hz. Ca'fer'in Koluna Bir Kılıç Darbesi Vurdu. Sağ Eli Kesilen Ca'fer, Sancağı Diğer Eline Aldı. Biraz Sonra O Eli De Kesilince, Sancağı Bırakmamak İçin, Pazılarıyla Göğsüne Kaldırdı.

nihayet Mızrak Ve Kılınç Darbeleriyle Şehîd Oldu. Şehîd Olduğunda, Mübârek Vücudunda Yetmişten Fazla Mızrak, Kılınç Ve Ok Yarası Görülmüştü Ve Hepsi De Vücudunun Ön Kısmında İdi. Sonra Sancağı Abdullah Bin Revâha Almış O Da Şehîd Olunca Hâlid Bin Velid Almıştır.

rumlarla Yapılan Bu Savaşta Kumandanların Şehîd Olduklarını, Cebrâil Aleyhisselâm, Peygamber Efendimize Bildirmiş. Hz. Peygamberimiz De Mescidde Müslümanlara Haber Vermişti. Peygamber Efendimiz Çok Üzülmüşlerdi. Eshâb-ı Kirâm Dediler Ki:

- Yâ Resûlullah! Sizi Üzüntülü Görmek Bizi Daha Çok Üzüyor.

bunun Üzerine Üzüntülerinin, Şehîdlerin Cennette, Karşılıklı Tahtlar Üzerinde Oturduklarının Kendisine Gösterilmesine Kadar Devam Edeceğini Beyân Ettiler.

ca'fer-i Tayyâr'ın Hanımı Hz. Esmâ Binti Umeys Anlatıyor:

"o Gün Ekmek Yapacağım Hamuru Yoğurduktan Sonra, Çocuklarımı Yıkadım, Temizledim, Güzel Kokular Sürdüm. Resûlullah Teşrif Etti. Buyurdu Ki:

- Ey Esmâ! Ca'fer'in Çocukları Nerede? Onları Bana Getir!

çocukları Getirdim. Onları Sevdi, Okşadı Ve Mübârek Gözlerinden Yaş Aktı. Bunun Üzerine Kendilerine Sordum:

- Ey Allahın Resûlü! Niçin Ağlıyorsunuz? Yoksa Ca'fer Ve Arkadaşlarından Size Bir Haber Mi Geldi?

peygamber Efendimiz Buyurdu Ki:

- Evet, Onlar Bugün Şehîd Oldular.

bunu Duyunca Ağlamaya Başladım. Peygamberimiz, Ağzımdan Uygun Olmayan Bir Söz Çıkmamasını Tenbih Edip, Evlerine Gittiler."

bundan Sonra Peygamber Efendimiz, Kerîmesi Hz. Fâtıma'nın Yanına Vardı. O Da Ağlıyordu.

peygamberimiz Hz. Ca'fer'in âilesi İçin Yemek Yapılmasını Emretti. Üç Gün Ev Halkına Yemek Yedirildi Ve Bu Sünnet Oldu.

fakirlerin Babası

peygamber Efendimizin Üzüntüsü Devam Ederken, Cebrâil Aleyhisselâmın Gelerek, Hz. Ca'fer'in Kesilen İki Eli Yerine Allahü Teâlâ Tarafından Yâkuttan İki Kanat İhsân Olunduğunu, O Kanatlarla Cennette Uçmakta Olduğunu Haber Vermesi Üzerine Peygamber Efendimiz, Hz. Ca'fer'in Ailesine;

- Ey İki Kanatlı Mesûd Kimsenin Çocukları, Diyerek Bu Durumu Müjdelemişti.

bunun İçin, Hz. Ca'fer, Tayyâr=uçan İsmiyle Tanınmıştır.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #7 : 13 Aralık 2008, 09:40:17 Cts »
şehîdlerin Efendisi:
hz. Hamza

abdullah İbni Mes’ûd Buyuruyor Ki:

müşriklerden Velîd Adında Birinin Bir Putu Vardı. Safâ Tepesinde Toplanırlar, Bu Puta İbâdet Ederlerdi. Bir Gün Peygamber Efendimiz, Onların Yanına Gitti Ve Onları îmâna Da’vet Etti. Kâfir Olan Bir Cinnî, O Putun İçine Girdi Ve Sevgili Peygamberimiz İçin Uygun Olmayan Sözler Sarfetti. Peygamber Efendimiz Üzüldüler.

teşrif Eder Misiniz?

başka Bir Gün Şahsını Görmediği Bir Kimse, Peygamber Efendimize Selâm Vererek Dedi Ki:

- Yâ Resûlallah! Kâfir Olan Bir Cinnî Sizin İçin Münâsib Olmayan Şeyler Söylemiş. Ben, Onu Bulup Boynunu Kestim. Arzû Buyurup, Yarın Safâ Tepesine Teşrif Eder Misiniz? Siz, Yine Onları İslâma Da’vet Ederseniz, Ben De O Putun İçine Girip, Sizi Medhedici Sözler Söylerim.

peygamber Efendimiz, Abdullah İsmindeki Bu Cinnînin Arzûsunu Kabûl Ettiler. Ertesi Günü Oraya Gittiler Ve Yine Müşrikleri îmâna Da’vet Ettiler. Müslüman Cinnî, Müşriklerin Elindeki Putun İçine Girip, Sevgili Peygamberimizi Ve İslâmiyeti Anlatan Güzel Sözler Ve Beyitler Söyledi.

müşrikler, Bu Sözleri Duyunca, Başta Ebû Cehil Olmak Üzere Ellerindeki Putu Parça Parça Ettiler. Resûlullaha Saldırdılar. Mübârek Yüzü Kana Boyandı. Onların Bu Ezâ Ve Cefâlarına Tahammül Gösterip, Şöyle Buyurdular:

- Ey Kureyşliler! Bana Vuruyorsunuz. Ama Ben Sizin Peygamberinizim.

peygamber Efendimiz, Oradan Ayrılıp Evine Geldi. Bir Hizmetçi Kız, Bu Hâdiseyi, Başından Sonuna Kadar Görmüştü.

bu Sırada Hz. Hamza, Dağda Avlanıyordu. Bir Ceylana Ok Atmak İçin Hazırlandı. Ceylan Dile Gelerek Dedi Ki:

- Yâ Hamza! Bana Ok Atacağına Kardeşinin Oğlunu Öldürmek İsteyenlere Ok Atsan Daha Hayırlı Olur.

hz. Hamza Bu Sözlere Hayret Ederek Süratle Evine Hareket Etti. Hz. Hamza âdeti Üzere, Avdan Dönünce, Tavâf Yapmak İçin Harem-i Şerîfe Uğrar, Ondan Sonra Evine Giderdi. O Gün Tavâf Yaparken, Hizmetçi Kız, Yanına Gelerek Dedi Ki:

- Ebû Cehil, Kardeşinin Oğluna, Şöyle Şöyle Söyledi.

hz. Hamza, Peygamber Efendimize Hakâret Edildiğini İşitince, Akrabâlık Damarları Hareket Etti. Silahlarını Kuşanarak, Kureyş Kâfirlerinin Bulunduğu Yere Geldi.

- Kardeşimin Oğluna, Kötü Söz Söyliyen, Kalbini İnciten Sen Misin? Diyerek, Boynundaki Yay İle, Ebû Cehil’in Başını Yedi Yerinden Yardı.

kötü Şeyler Söyledim

orada Bulunan Kâfirler Hz. Hamza’ya Saldıracak Oldular. Bu Durumda Büyük Çarpışma Çıkacaktı. Fakat, Ebû Cehil Dedi Ki:

- Dokunmayınız, Hamza Haklıdır. Onun Kardeşinin Oğluna Bilerek Kötü Şeyler Söyledim.

hz. Hamza Oradan Ayrıldıktan Sonra, Ebû Cehil, Etrafındakilere;

- Aman Ona İlişmeyiniz! Bize Kızar Da Müslüman Olur. Bununla Muhammed Kuvvetlenir, Dedi.

hz. Hamza Müslüman Olmasın Diye, Kendi Kafasının Yarılmasına Râzı Oldu. Çünkü Hamza, Hatırı Sayılır, Kıymetli Ve Kuvvetli İdi.

hamza, Peygamber Efendimizin Yanına Gelip Dedi Ki:

- Yâ Muhammed, Ebû Cehil’den İntikamını Aldım. Onu Kana Boyadım, Üzülme, Sevin!

sevgili Peygamberimiz Buyurdu Ki:

- Ben, Böyle Şeylere Sevinmem.

- Seni Sevindirmek, Üzüntüden Kurtarmak İçin, Ne İstersen Yapayım.

Îmân Etmenle Sevinirim

o Zaman Peygamber Efendimiz Buyurdu Ki:

- Ben Ancak Senin îmân Etmen İle, Kıymetli Bedenini Cehennem Ateşinden Kurtarman İle Sevinirim.

bunun Üzerine Hz. Hamza Hemen Müslüman Oldu.

hakkında âyet-i Kerîme Geldi. Abdullah İbni Abbâs’a Göre, Kur’ân-ı Kerîmde En’âm Sûresi 122. âyet-i Kerîmesinde, “diriltildiği Ve Nûra Kavuşturulduğu” Anlatılan Zâtın Hz. Hamza Ve Aynı âyet-i Kerîmede, “karanlıklarda Bocalayan” Şeklinde Anlatılanın Da Ebû Cehil Olduğu Açıklandı.

hz. Hamza, Kureyşin Yanına Gidip Müslüman Olduğunu Ve Allahın Peygamberini Her Suretle Koruyacağını Bildirip Şöyle Dedi:

“- Kalbimi, İslâmiyete Ve Hakka Meylettirmiş Olduğu İçin Allahü Teâlâya Hamdolsun. Bu Din, Kullarının Her Yaptığını Bilen, Herkese Lutfu İle Muâmele Eden, Kudreti Her Şeye Galip Gelen, âlemlerin Rabbi Olan Allahü Teâlâ Tarafından Gönderilmiştir.

kur’ân-ı Kerîm Okunduğu Zaman, Kalb Ve Akıl Sâhibi Olanların Gözlerinden Yaşlar Akar. Kur’ân-ı Kerîm, Açık Bir Lisan İle Açıklanmış âyetler Hâlinde Hz. Muhammed’e Nâzil Olmuştur. Muhammed, İçimizde, Sözü Dinlenir, Kendisine Boyun Eğilir Bir Mübârek Kimsedir.

ey Müşrikler! Aklınız Başınızdan Gidip, Gözünüz Kararıp Da Onun Hakkında Sert, Ağır Ve Kaba Sözler, Söylemeyin! Eğer Böyle Bir Düşünceye Kapılırsanız, Biz Müslümanların Cesedine Basıp Geçmeden, Onu Hiç Kimseye Vermeyiz!”

hz. Hamza’nın Müslüman Olması İle, Resûlullah Efendimiz Çok Sevindi. Müslümanlar, Pek Çok Kuvvet Buldu. Artık Mekkeliler Müslümanlara, Hiçbir Sebep Yokken, Fenâ Muâmele Yapamadılar. Bilhassa Hz. Hamza’nın Kılıcının Şiddetinden Çekindiler.

endişeye Lüzûm Yok

peygamber Efendimiz, Hz. Hamza Ve Diğer Bir Kısım Müslümanlar Hz. Erkam’ın Evinde Bulunuyorlardı. Bir Ara Kapı Vuruldu. Gelen Kimsenin, Silâhlarını Kuşanmış Şekilde Hz. Ömer Olduğu Görülünce, Ba’zıları Endişeye Kapıldı. Hz. Hamza;

- Gelen Tek Bir Kişidir. Bu Kadar Endişeye Lüzûm Yok. Eğer, Hayır İçin Geldi İse Hoş Geldi. Yok Eğer Şer İçin Geldi İse Kendi Kılıcı İle Başını Keserim, Dedi.

dışarı Çıktı Ve Dedi Ki:

- Yâ Ömer! Sen Ne Zannedersin? Biz Abdülmuttalib Evlâdıyız. Her Birimiz Allahü Teâlânın İzni İle Demiri Çiğneyip Havaya Püskürtürüz. Allah Ve Resûlü İçin Can Ve Baş Fedâ Ederiz. Sen Resûlullaha Zarar Vereceğini Zannediyorsan Aldanıyorsun.

sevgili Peygamberimiz, Bu Konuşmaları İşitti. Kendileri Gelerek, İltifat İle Hz. Ömer’i Karşıladı. Hz. Ömer De Müslüman Oldu. Bu İki Kahraman Sayesinde Müslümanlar Kuvvet Buldular, İbâdetlerini Açıktan Yapmaya Başladılar.

hz. Hamza Bir Gün, Cebrâil Aleyhisselâmı Kendi Aslî Şeklinde Görmeyi Arzû Ettiğini, Peygamber Efendimize Bildirdi. Peygamber Efendimiz De Hz. Hamza’ya Sordular:

- Onu Görmeye Dayanabilir Misin?

- Evet Dayanırım.

- Öyle İse Yere Otur Da Bak!

bayıldı, Arkası Üstüne Düştü

hz. Hamza Cebrâil Aleyhisselâmı Görünce, Bayıldı, Arkası Üstüne Düştü.

hz. Hamza, Hz. Zeyd Bin Hârise, Hz. Ebû Mersed Kennaz, Hz. Enes Ve Hz. Ebû Kerse İle Beraber Medîne’ye Hicret Etti. Peygamber Efendimiz Medîne’ye Geldiklerinde, Mekke’li Müslümanları Hem Kendi Aralarında, Hem De Medîneli Müslümanlarla Kardeş Yaptı. Kendi Aralarında Da, Hz. Hamza’yı, Zeyd Bin Hârise İle Kardeş Yapmıştı. Hz. Hamza Bu Kardeşini Çok Sever Ve Muharebeye Çıktığı Zaman Her Şeyini Ona Emânet Ve Vasiyet Ederdi.

peygamber Efendimiz, Medîne’ye Hicret Ettikten Sonra, Kureyşli Müşrikler Boş Durmadılar. Peygamberimizi Medîne’de Rahat Bırakmıyorlar, Medînelilerin Onu Terketmeleri İçin Etrafındaki Müslümanları Tehdit Ediyorlardı. Hattâ, Peygamber Efendimizi Medîne’nin Dışına Çıkarmaları İçin, Abdullah Bin Übeyy Bin Selül İle Evs Ve Hazrec Kabîlelerinin Müşriklerine Tehditler Gönderdiler Ve Müslümanlara Hac Yollarını Kapadılar.

bu Durumda, Müslümanların, Suriye Ticaret Yollarını Kesmeleri, Müşrikleri Ticarî Ve İktisâdi Bakımdan Zor Duruma Düşürmeleri Ve Böylece Müşrikleri Yola Getirmeleri îcâb Ediyordu. Bu Sırada Bir Müşrik Kervanının Medîne Yakınlarından Geçmekte Olduğu İşitildi. Sefer Hazırlığı Yapıldı. Sefere Çıkacak Birliğin Kumandanlığına Hz. Hamza’yı Getiren Peygamberimiz, Ona Beyaz Bir Bayrak Verdi. Hz. Hamza’ya Verilen Bu Bayrak İslâm Tarihinde Müslümanların Kullandığı İlk Bayrak İdi.

hz. Hamza, 30 Süvâri İle Birlikte Hareket Etti. Şam’dan Mekke’ye Gitmek Üzere, 300 Süvârinin Koruduğu Bir Müşrik Kervanı, Sifr-ül-bahr Denilen Yere Gelmiş Bulunuyordu. İslâm Mücâhidleri, Buraya Geldiklerinde, Müşriklerin Kervanını Koruyan Üçyüz Süvâri İle Karşılaştılar Ve Savaş Düzenine Girdiler.

doğru Bir İş Yaptı

mecdi Bin Amr El-cühenî, İki Tarafın Da Müttefiki İdi. Müslümanların Sayıca Çok Az Ve Müşriklerin Çok Fazla Olduklarını Ve Düşmanların Bu İlk Çarpışmada Yenebileceklerini Düşünerek Arabulucuk Edip İki Tarafı Çarpışmaktan Vazgeçirdi. Sonra Hz. Hamza Ve Arkadaşları Medîne’ye Geri Döndüler. Mecdî’nin Bu Hareketi Peygamber Efendimize Arzedilince Çok Memnun Oldular Ve Buyurdular Ki:

- İyi Ve Doğru Bir İş Yapmıştır.

hz. Hamza, Ebva, Veddan Ve Zül’ Uşeyre Gazâlarında Peygamber Efendimizin Beyaz Sancağını Taşıdı.

bedir Gazâsında 313 Eshâb-ı Kirâm, 1000 Müşrikle Karşı Karşıya Geldi. Mekke Müşriklerinden Utbe, Şeybe Ve Velîd Meydana Çıkarak Er Dilediler. Peygamberimiz Buyurdu Ki:

- Ey Hâşimoğulları! Kalkınız, Allahü Teâlânın Nûrunu Söndürmek İçin Gelenlere Karşı, Hak Yolunda Çarpışınız Ki, Allahü Teâlâ Zaten Peygamberinizi De Bunun İçin Göndermiş Bulunuyor. Kalk Yâ Hamza! Kalk Yâ Ali! Kalk Yâ Ubeyde Bin Hâris!

dengimiz İseniz...

hz. Hamza, Hz. Ali, Hz. Ubeyde Miğferlerini Giydiler. Meydana Yürüdüler. Müşrikler Dediler Ki:

- Sizler Kimlersiniz? Eğer Bizim Dengimiz İseniz Sizinle Çarpışırız.

eshâb-ı Kirâm Da; “ben Hamza’yım! Ben Ali’yim! Ben Ubeyde’yim!” Dediler. Bunun Üzerine Müşrikler Cevap Verdiler:

- Sizler De Bizim Gibi Şerefli Kimselersiniz. Sizinle Çarpışmayı Kabûl Ettik.

eshâb-ı Kirâm, Müşrikleri, Önce îmâna Da’vet Ettiler. Onlar Kabûl Etmediler. Ondan Sonra

eshâb-ı Kirâm, Müşriklerin Üzerine Saldırdılar. Hz. Hamza Ve Hz. Ali, Utbe Ve Velîd Kâfirlerini, Anında Öldürdüler. Hz. Ubeyde, Şeybe’yi Yaraladı. Şeybe De Hz. Ubeyde’yi Yaraladı.

hz. Hamza Ve Hz. Ali, Şeybe’yi Orada Öldürüp, Hz. Ubeyde’yi Kucaklayıp Resûlullahın Huzûruna Getirdiler.ebû Cehil, Müşrikleri Savaşa Teşvik Etmeye Başladı. Her İki Taraf Bütün Güçleriyle Saldırıya Geçtiler. Bu Savaş Her İki Tarafın İlk Büyük Savaşıydı. Eshâb-ı Kirâm, “allah Allah” Diyerek, Tekbîr Getirerek Hücûm Ediyordu. Hz. Hamza, Her İki Elinde Birer Kılıç İle Çarpışıyordu. Peygamber Efendimiz “yâ Hayyu! Yâ Kayyûm!” Buyurarak Allahü Teâlâya Yalvarıyordu.

peygamberimiz, Eshâbını, Böyle Yiğitçe Çarpışıyor Gördükçe;

- Onlar, Allahü Teâlânın Yeryüzündeki Arslanlarıdır, Buyurarak Onları Takdîr Ediyordu.

allahü Teâlâ, Peygamberimize Yardım İçin Melekleri De Savaşa Gönderdi. Eshâb-ı Kirâm Daha Kılıcını Vurmadan Müşriklerin Kellesi Yere Düşüyordu. Müşrikler Bozguna Uğradılar. Ebû Cehil De Öldürüldü. Mekke’ye Doğru Kaçmaya Başladılar. Hz. Hamza, Bedir’de Fevkalâde Kahramanlık Gösterdi. Bedir Savaşı, Peygamber Efendimizin Zaferiyle Neticelendi. Eshâb-ı Kirâmdan 14 Kişi Şehîd Oldu.

allahın Arslanıyım!

peygamber Efendimiz, Uhud Harbinde; Hz. Hamza’yı En Önde Zırhsız Süvârilerin Başında Çarpışmakla Vazifelendirdi. Hz. Hamza, İki Elinde De Kılıç Olduğu Hâlde;

- Ben Allahü Teâlânın Arslanıyım! Diyerek, Düşmanı Önüne Katmış, Öldüre Öldüre İlerliyordu.

safvân Bin Ümeyye, Etrafındakilere, “hamza Nerededir? Bana Gösteriniz!” Diyor, Savaş Meydanını Araştırıyordu. Bir Ara Gözleri, İki Kılıç İle Halkı Kıyâsıya Kesip Biçen Birini Görünce Sordu:

- Bu Çarpışan Kim?

çevresindekiler Dediler Ki:

- Aradığınız Kimse! Abdülmuttalib Oğlu Hamza!

- Ben Bugüne Kadar, Düşmanını Öldürmek İçin Saldıran, Onun Gibi Hırslı, Onun Gibi Gözüpek Bir Kimse Daha Görmedim.

uhud’da Herkes Bütün Güçleriyle Çarpışırken, Bir Ara Resûlullah Efendimiz İle Hz. Hamza Arasında Kimse Kalmadı. Hz. Hamza, Hiç Arkasına Bakmıyor, Hep İleri Doğru Hücûm Tazeliyordu.

savaşın Başlamasından O Ana Kadar Tek Başına 30 Müşriki Öldürmüştü. Bu Sırada Siba Bin Ümmü Ammâr; “bana Karşı Koyabilecek Bir Yiğit Var Mı?” Diyerek Hz. Hamza’ya Meydan Okudu. Hz. Hamza, “demek Sen Allaha Ve Resûlüne Meydan Okuyorsun, Öyle Mi?” Deyip Onu Da Öldürdü.

şehit Oldu

hz. Hamza Büyük Kahramanlıklar Gösterdikten Sonra Bu Savaşta Vahşî Tarafından Şehîd Edildi.

vahşî, Mekke’nin Fethinden Sonra, Tâiflilerle Birlikte Medîne’de Mescide Gelip, îmân Etti, Affa Kavuştu. Fakat Yemâme Tarafına Gitmesi Emrolundu. Resûlullaha Karşı Çok Mahcûb Olup, Başı Önünde Yaşadı.

hz. Hamza Şehîd Olduğunda Oruçlu İdi. Hz. Peygamberimiz, Kendisi İçin, “seyyid-üş-şühedâ = Şehîdlerin Efendisi” Buyurdu. Ve Cesedini Meleklerin Yıkadıklarını Haber Verdi.

savaş Bitmişti. Şehîdlerin Yanlarına Gidildi. Peygamber Efendimiz, Hz. Hamza’nın Mübârek Cesedini Görünce, Dayanamadı. Ağladı. Mübârek Gözlerinden Yaşlar Akarak Buyurdu Ki:

- Ben, Şu Şehîdlerin, Allahü Teâlânın Yolunda Canlarını Fedâ Ettiklerine, Kıyâmet Günü Şâhidlik Edeceğim. Onları Kanlarıyla Gömünüz. Vallahi, Kıyâmet Günü Mahşere Yaraları Kanayarak Gelecekler. Kanlarının Rengi Kan Rengi, Kokuları Da Misk Kokusu Olacaktır.

daha Sonra Peygamber Efendimiz Buyurdu Ki:

- Bana Cebrâil Aleyhisselâm Gelip Hamza Bin Abdülmuttalib’in Göktekiler Katında, “allahın Ve Resûlünün Arslanıdır” Diye Yazıldığını Haber Verdi.

hz. Hamza’nın Ve Diğer Şehîdlerin Cenâze Namazları Kılındı. Hz. Abdullah Bin Cahş İle Hz. Hamza’nın Cenâzeleri Bir Kabre Kondu. Hz. Hamza, Hz. Abdullah’ın Dayısı İdi.

ve Aleykümselâm
 
hz. Hamza Orta Boylu İdi. Kılıcını Çok İyi Kullanır Pek Mükemmel Ok Atardı. Pehlivanların Pîri İdi. Peygamber Efendimizin Amcası Ve Aynı Zamanda Süt Kardeşi İdi. Peygamberimiz Kabrini Ziyârete Gider, Selâm Verirdi. Mezardan, “ve Aleykümselâm Yâ Resûlallah” Diye Cevap Gelirdi.

hz. Fâtıma Buyurdu Ki:

- Birgün Hz. Hamza’nın Kabrini Ziyârete Gittim. “esselâmü Aleyke Yâ Resûlullahın Amcası” Diye Selâm Verdim. “ve Aleyküm Selâm Ve Rahmetullahi Ey Resûlullahın Kızı” Diye Mezardan Cevap Geldi.

şeyh Muhammed İsminde âlim Bir Kimse Hz. Hamza’nın Kabrini Ziyârete Gitti. Selâm Verdi. Mezardan, Selâmına Cevap Verildi Ve, “yâ Şeyh Muhammed, Bu Sene Bir Erkek Evlâdın Olacak, Ona Benim İsmimi Koyunuz” Dedi. O âlimin Erkek Çocuğu Oldu Ve Adını Hamza Koydu.
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Çevrimdışı ofli

  • 61 OF 61
  • Yardımcı Admin
  • Yetişkin
  • *****
  • İleti: 4,081
  • Rep: 206
  • Cinsiyet: Bay
  • OF'lee
    • Profili Görüntüle
    • www.maynaq.net
Ynt: SAHABE HAYATLARI
« Yanıtla #8 : 13 Aralık 2008, 09:40:32 Cts »
hz. Hüseyin (r.a.)

hz. Peygamber (s.a.s)'in Hz. Fatıma (r.anha)'dan Torunu, Hz. Ali Ve Hz. Fatıma'nın İkinci Oğlu. Hicretin Dördüncü Yılı Şaban Ayının Beşinde Dünyaya Geldi.
hz. Hüseyin'in İsmini Peygamber Efendimiz Koydu. Hz. Hüseyin Doğduğu Zaman, Cebrail (a.s) Gelip "ya Muhammed! Rabbin Sana Selâm Söylüyor. Oğluna, Şu Harun'un Oğlunun İsmini Koy Diyor" Dedi.
peygamber Efendimiz "ey Cebrail: Harun'un Oğlunun İsmi Nedir?" Diye Sordu.
cebrail (a.s) "şebir" Dedi.
peygamberimiz "benim Dilim, Arapça:" Buyurdu.
cebrail (a.s) "öyle İse, Bunun Arapça Karşılığı Olan Hüseyin İsmini Koy" Dedi (diyar Bekrî, El-hamîs, 1,471).
hz. Hüseyin, Hz. Peygamber (s.a.s)'e Çok Benziyordu. Hz. Ali (r.a) "hasan, Rasûlüllah'a Göğsünden Başına Kadar Olan Kısmında, Hüseyin De Bundan Aşağı Olan Kısmında Çok Benzerdi" (ahmed B. Hanbel Müsned, 1, 108) Demişlerdir.
hz. Peygamber (s.a.s) Hz. Hasan Ve Hz. Hüseyin (r.a)'a Son Derece Düşkün Olup Onları Çok Severdi. Onların Hakkında,
"allah'ım: Ben, Bunları Seviyorum. Sen De Sev Bunları" (tirmîzî Sünen V, 661).
"hasan Ve Hüseyin, Benim Dünyada Kolladığım İki Reyhanimdir" (ahmed B. Hanbel, Müsned, Iı, 288);
"hasan Ve Hüseyin'i Seven, Beni Sevmiş, Onlara Kin Tutan Da Bana Kin Tutmuştur" (ahmed B. Hanbel, Müsned, Iı, 288);
peygamber Efendimiz (s.a.s) Hz. Hasan Ve Hz. Hüseyin'in Gönüllerince Oynayıp Eğlenmeleri İçin Onlara Eşlik Eder, Bir Çocuk Gibi Onlarla Oynardı. Hz. Hüseyin, Rasûlüllah (s.a.s)'dan Deve Olmalarını İstediklerinde Hemen Yere Eğilir Ve Onları Mübarek Sırtına Alırdı. Arkasından Da "bundan Güzel Deve Olabilir Mi?" Buyururlardı.
peygamber Efendimiz, Bir Gün, Cenazelerin Konulduğu Yerde Oturuyordu. Hz. Hasan İle Hz. Hüseyin, Güreşmeye Başladılar. Peygamber Efendimiz Gülerek "ha Gayret Hasan; Göreyim Seni, Yakala Hüseyin'i!" Diyerek Hz. Hasan'ı Kayırınca, Hz. Ali: "yâ Rasûlüllah: Sen Hüseyin'i Kayırmalı Değil Miydin? Hasan Daha Büyüktür" Dedi. Peygamberimiz "baksana Cebrail'de, Hüseyin'e: (ha Gayret Hüseyin Göreyim Seni) Diyor." Buyurdu (zehebî, Siyer Alâmü'n-nübelâ, 111, S. 190-191).
hz. Peygamber (s.a.s) Torunlarından Olan Hz. Hüseyin'in Çocukluk Yılları Peygamberimizin Otağından Geçmiştir. Rasûlüllah'ın Eğitiminden Yetişip İmanı Yudumlaya Yudumlaya Büyüyen Hz. Hüseyin'in Sonu Da Şehadet İkliminde Gerçekleşmiştir. İnsanın Hayatında Allah Ve Rasûlü'nün Hükmünden Başka Hiç Bir Hükmün Geçerli Olamayacağını Derinden Kavramış Olan Hz. Hüseyin, Bu Gerçeğe Gölge Düşürenlere Zerre Kadar Meyletmemiş; Bilakis Destansı Bir Tavırla Onların Önlerine Dikilmiştir.
muâviye, Hicretin Altmışıncı Yılında Recep Ayının Ortalarında Şam'da Vefat Etti. Muâviye'nin Vefatından Sonra Şamlılar Muâviye B. Ebi Sûfyan'ın Oğlu Yezid'e Bey'at Ettiler.
yezid'in İktidara Geçmesi Saltanat Seklinde Gerçekleşti. Yezid, Kendisinin Bu Şekilde İdareyi Ele Alışına Başta Hz. Hüseyin Olmak Üzere Pek Çok Sahabe'nin Rıza Göstermeyeceğini, Hatta Şiddetli Tepkilerle Karşılayacağını Biliyordu. İktidarı Elden Kaçırmamak İçin Çok Süratli Davranıyordu. Hemen Medine Valisi Velid B. Utbe B. Ebi Sufyan'a Bir Mektup Gönderdi.
mektubunda Şöyle Yazıyordu: "mektubum Sana Geldiği Zaman, Hüseyin B. Ali İle Abdullah B. Zübeyr'i Buldur, Onların Bana Bey'atlarını Al! Eğer, Bey'attan Kaçınırlarsa, Boyunlarını Vur, Başlarını Bana Gönder: Halkın Da Bey'atlarını Al, Bey'attan Kaçınanlar Hakkında, Hüseyin B. Ali Ve Abdullah B. Zübeyr Hakkında Olduğu Üzere, Hükmü Yerine Getir, Vesselam "
yezidin; Medine Valisine Yazmış Olduğu Mektubunda Hz. Hüseyin'den Ve İleri Gelen Sahabilerden Bey'atlarını Almasını, Bu Konuda Gevşek Davranmamasını İstediği De Kaynaklarda Kaydedilir .
yezid'in İktidarı Ele Almasından Sonra Kûfeliler Hz. Hüseyin (r.a)'e Mektuplar Göndererek, Onu Dâvet Edip, Yanlarına Geldiği Takdirde Kendisini Emirü'l-mü'minin İlan Edeceklerini Üst Üste Yazdıkları Mektuplarda Belirtmişlerdi. Ayrıca Şu Anda Emirleri Olmadığından Cuma Namazına Çıkmadıklarını Bildirmişlerdi.
hz. Hüseyin, Medine'den Mekke'ye Gidip Buradan Küfelilerle Haberleşmeye Başlamıştı. Kûfelilerin Durumunu Kesin Olarak Anlamak İçin De Amcasının Oğlu Müslim B. Akil'i Kûfe'ye Göndermişti. Müslim Kûfe'de Durumun İyi Olduğunu, İnsanların Bey'at İçin Hazır Bulunduklarını Bildiren Bir Mektup Gönderdi. Hz. Hüseyin Bu Haberden Sonra Kesin Karar Verip Kûfe'ye Gitme Hazırlıklarına Başladı.
hz. Hüseyin Kûfe Yolculuğuna Hazırlanırken, Abdullah İbn Abbâs, Bu Yolculuktan Vazgeçmesini Israrla İstemişti. Aynı Şekilde Abdullah İbn Ömer Ve Tabiunun İleri Gelen âlimlerinden İmam Şa'bî De Hz. Hüseyin'in Kûfe'ye Gitmemesini İstemişler, Özellikle Iraklılara Güvenilmeyeceğini Vurgulamışlardı. Ama Hz. Hüseyin Kûfe'ye Gitme Konusunda Kesin Kararlıydı .
yezid, Hz. Hüseyin'in Kûfe'ye Doğru Yol Aldığını Haber Alınca, Kûfe Valisini Değiştirmiş, Basra Valisi Olan Ubeydullah İbn Ziyad'a Ek Bir Görev Olarak, Kûfe Valiliğini De Vermişti.
ubeydullah B. Ziyad, Kûfe Valiliğini De Üstlenince İlk İş Olarak Müslim B. Akil'i Çok Feci Bir Şekilde Şehid Etti.
yezid, Kûfe Valisi Ubeydullah B. Ziyad'a Hz. Hüseyin Hakkında Şu Emri Veriyordu:
"şimdi Sen, Benim İstediğim Gibi Olmakta Devam Ediyorsun. Yaptığını Akıllı Ve Beceriklilere Yaraşır Bir Biçimde Yaptın. Sebatlı, Azimli Bir Kahraman Saldırışıyla Saldırdın. Başkalarına İhtiyaç Bırakmayıp Bu İşin Üstünden Geldin. Bana Erişen Habere Göre: Hüseyin B. Ali, Mekke'den Ayrılmış, Senin Tarafına Doğru Gelmekte İmiş. O'na Hemen Casusları Kavuştur. Yollara Gözcüler Dik. Olanca Duruşla Bunun Üzerinde Dur. Seninle Çarpışmadıkça Sakın Kimse İle Çarpışma. Her Gün, Olan Bitenlerin Haberini Bana Yaz."
hz. Hüseyin'in Kûfe Yolculuğu Sürerken, Gelen Haberler Hiç De İyi Değildi. Müslim B. Akil'in Şehid Edildiği Haberi Bile Kendisine Ulaştığında Artık Geri Dönmek Mümkün Değildi. Yol Esnasında Pek Çok Kişi Kûfe'ye Gitmemesini, Mutlaka Geri Dönmesi Gerektiğini Söylemişlerdi.
bütün Bu Olumsuzluklara Rağmen, Hz. Hüseyin Büyük Bir Kararlılıkla Kûfe'ye Doğru Yol Almaya Devam Ediyordu. Bu Arada Kendisi İçin Tuzaklar Kuruldu. Gelişen Olumsuz Olaylar Nedeniyle, Hz. Hüseyin Beraberindekilere "dileyen Dönebilir, Ben Sizi Yanımda Zorla Küfür Yasakürmek İstemem" Demişti. Ama Hiç Bir Kimse Ondan Ayrılmadı (zehebî- A'lâmü'n-nübelâ, 111, 201-202).
hz. Hüseyin, Hurr B. Yezid Et-temimî'nin Kumandası Altındaki Bin Kişilik Kûfe Süvârî Birliği İle Karşılaştı. Hurr B. Yezid, Ubeydullah B. Ziyâd'ın Emrine Uygun Olarak Hareket Ediyordu. Hurr, Ubeydullah'ın Emri Gereğince Hz. Hüseyin'i Kerbelâ'ya Doğru Sürükledi.
ubeydullah B. Ziyad Olayın Ciddiyetini Fevkalade Kavramıştı. O Sırada Merv Valiliğine Tayin Edilmiş Bulunan Ömer B. Sa'd Kûfe'de Hazırlıklarını Yapıyordu. Ancak Ubeydullah; Ömer B. Sa'd'ı Hz. Hüseyin'e Karşı Kullanmak İstedi Ve Hemen Ona Emir Vererek Ordusuyla Beraber Kerbelâ'ya Gelmesini İstedi. Ömer B. Sa'd, Hz. Hüseyin'in Karşısına Çıkmak İstemiyordu. Bu Durumu Anlayan İbn Ziyad: "eğer, Onunla Çarpışmaya Gitmeyecek Olursan, Seni Merv Valiliğinden Azleder, Evini Yıkar, Boynunu Vururum" (zehebî Aynı Yer) Diyordu.
durum Giderek Vahimleşiyordu. Hz. Hüseyin Bu Durumun Önüne Geçmek Ve Kanların Akıtılmasına Meydan Vermemek Amacıyla Ömer B. Sa'd'a Şu Teklifleri Yapmıştı: "ey Ömer! Şu Üç Teklifimden Birini Kabul Ediniz;
bırakınız Da Ben, Cihad Etmek Üzere, Hudut Boylarına Gideyim. Yahut Yezid'in Yanına Varıp Kendisiyle Görüşeyim. Yahut Dönüp Medine'ye Gideyim" (zehebî, A'lâmü'n-nübela, 111, 208-209). Ama İbn Ziyâd Bu Teklifleri Asla Kabul Etmiyor Ve Hz. Hüseyin'i Artık Bırakmak İstemiyordu.
ömer B. Sa'd İse Hz. Hüseyin'e Karşı Her Hangi Bir Saldırıda Bulunmuyor Ve Günler Böyle Geçip Gidiyordu. Ubeydullah B. Ziyâd, Son Emrini Verdi. Ömer B. Sa'd'a Yazdığı Son Emrinde Şöyle Diyordu:
"ben Seni, Hüseyin'le Günler Geçiresin, Onun Selâmet Ve Bekâsını Dileyesin Ve Benim Katımda Onun Şefâatçısı, Kayırıcısı Olasın Diye Göndermedim. Ona Ve Adamlarına Hemen Teklif Et; Hükmüme Boyun Eğsinler. Eğer, Sana Teslim Olurlarsa, Onu Ve Etrafındakileri Bana Gönder. Şayet Kabule Yanaşmazlarsa Üzerlerine Yürü. Çünkü, O Asi Ve Şakidir."
bu Emirden Sonra Hz. Hüseyin'e Saldırılar Başladı. Hz. Hüseyin'in Yanındaki Bir Avuç Mücahid Ve Ehl-i Beytten Hanım Ve Çocuklar Binlerce Askerden Oluşan Orduya Karşı Büyük Bir Direnç Gösteriyor Ve Bir Bir Şehadet Şerbetini İçiyorlardı. En Son Hz. Hüseyin Kahramanca Savaştı Ve Almış Olduğu Otuzüç Mızrak Ve Otuzdört Kılıç Yarasıyla Bedeni Toprağa Yığılırken, Ruhu Şehidlerin Ruhlarına Karışıyordu.
kerbelâ'da Hz. Hüseyin'in Akrabalarından Yetmişiki Kişi Şehid Düştü. Adeta Ehl-i Beyt, Tümden İmha Edilmek İstenmişti. Kufelilerden De Seksensekiz Kişi Ölmüştü.
hz. Hüseyin, Hicrî Altmışbirinci Yılın On Muharreminde Şehid Olmuştu. Şehid Düştüğünde Elliyedi Yaşında İdi.
hz. Hüseyin'in Şehadeti Ömer B. Sa'd'ı Ve Yezid'i Derin Bir Şekilde Etkilemiş Ve Üzülmelerine Yol Açmıştı. Ancak Bu Üzülmelerin Ne Anlamı Olabilirdi. Hz. Hüseyin'in Şehadetine Yol, Açan Öncelikle Yezid Olmuştu.
peygamber Efendimiz (s.a.s)'in Torununu Ve Büyük İslâm Kahramanını Canevinden Vuranlara Müslümanların İyi Nazarla Bakması İse Asla Mümkün Değildir .
merhum Mevdûdî Kerbelâ Olayını Ele Aldığı "hz. Hüseyin'in Şehadeti Üzerine" Adlı Yazısında İslâmî Yönetimin Temel İlkeleri Açısından Hz. Hüseyin'in Karşı Çıktığı, Reddettiği Yönetimin Durumunu Şöyle Belirler: "yezid'in, Babası Muâviye'ye Halef Tayin Edilmesi, Kişilerden Allah'ın Hakimiyetine Dille İnanmalarının İstendiği Monarşi Türünün Başlangıcının İşaretidir. Uygulamada Bütün Önceki Monarklar Gibi Müslüman Yöneticiler De Hâkimiyetin Tek Kaynağı İmişcesine Davranmışlardır, Yani Hakimiyet Monarkın Ve Kanunî Haleflerinindir. Monarkın Hayat, Mülkiyet, Şeref Ve Tebaanın Her Şeyinin Tartışmasız Sahibi Olduğu Sanılmıştır. İslâm Devletinin En Önemli Amacı Allah'ın Sevmediği Kötülükleri Önlemek Ve Yok Etmek Olduğu Gibi, Râzı Olduğu İyilik Ve Faziletleri De Yerleştirmek Ve Emretmek İken; Otokratik Yönetimlerin Amacı Arazi Gasbetmek, Mal-mülk Sahibi Olmak, Haraç-vergi Toplamak Ve Hayvanî Arzuları Doyurmaktan Öte Geçmiyordu. Bu Dönemde Müslüman Yöneticiler Ve Hükümet Sezar'ın İhtişam Ve Debdebesini Adaletin Yerine İse Zulmü Ve Otoriteyi Benimsediler. Lüks Ve İsraf Aldı Yürüdü. Yöneticiler Meşrû Olanla Gayri Meşrû Olanı Birbirinden Ayırmadılar. Politika Artık Ahlâktan Yoksun Hale Gelmişti. Memurlar Halkın İçinde Allah Korkusunu Yerleştirmek Yerine, Onları Kontrol Altında Tuttular, Bilinçlerini Artırma Yerine, Tahrik Ve Rüşvetle Onları Kazanmaya Çalıştılar. Yezid'in Kendisine Halef Olarak Atanmasıyla İslâmî Yönetim Sistemi Temellerinden Sarsılmış Ve Yerini Babadan Oğulla Geçen Bir Monarşizme Bırakmıştı. O Andan İtibaren Halifenin Seçimini Belirleyen İlke Askıya Alınıp Zeki Ve Zengin Olanlar Ümmetin Serbest Oylarıyla Seçilme Yerine, Yönetimi Birer Birer Ele Geçirmişlerdir. Krallığın Egemen Olmasıyla Birlikte Şûrâ Sistemi De Köklü Bir Değişime Uğradı. Monarşik Yönetim Kişisel Ve Despotik Yöntemlere Dayanıyordu. Artık Şûrâ Heyetinin Üyeleri, Prensler, Dalkavuklar, Saraylılar, Eyalet Valileri Ve Askerî Komutanlar Olmuştu. Kralların Egemen Olmasıyla Birlikte Vicdanların Sesi Boğuldu Ve Söz Hürriyeti Tümden İnkâr Edildi. Bu Dönemde Ağzını Açan Ancak Hükümdarın Ve Hükümetin Lehine Konuşabiliyordu. Aksi Durumda İse Susması Gerekiyordu. Vicdanların Üzerindeki Baskı Öylesine Ağırdı Ki, Gerçeği Söylemekten Kendisini Alamayan Olursa, Ya Özgürlüğünü Yitirip Zindana Tıkılıyor, Ya Da Hayatından Oluyordu. İmparatorluk Rejimi Sorumlu Yönetim Kavramından Tümüyle Yoksundu. Onun İçin Allah Önünde Sorumluluk Sözde Kalan Bir Şeydi Ve Pek Az Olarak Uygulamada Kendini Gösterebiliyordu. Halk Önünde Sorumluluk Duygusuna Gelince; Kimsenin İmparatorlardan Bir Açıklamada Bulunmalarını İstemek Cesareti Yoktu... Hilâfet Otokratik Yönetime Dönüşünce Kamu Hazinesi İlâhî Veya Kamu Malı Olacağı Yerde Tümüyle Kıralın Özel Mülkü Haline Geldi. Hem Meşru, Hem Meşru Olmayan Yollarla Para Alındı Ve Meşru Olsun Olmasın Rasgele Harcandı. Kimsede En Ufak Bir Hesap Sorma Cesareti Kalmamıştı. Devletin Gelirlerinin Tümü, Sıradan Bir Postacıdan Devlet Yöneticisine Kadar Herkesin Harcayabildiği Ölçüde Bir Zevk Ve Eğlence Aracı Haline Geldi. Yöneticilik Yetkisinin Kamu Malını Rasgele Harcamak İçin Bir Belge Olmadığı Gerçeği Kimsenin Umurunda Bile Değildi. Kamu Hazinesini Diledikleri Biçimde Tüketebileceklerine Ve Kimsenin Kendilerinden Hesap Sormaya Cesaret Edemeyeceğine İyiden İyiye İnanmışlardı.
yalnızca Krallar, Prensler, Soylular, Memurlar Ve Kumandanlar Değil, Sarayla Uzaktan Yakından İlgisi Olan Erkek Ve bayan Hizmetçiler Bile Hukukun Üstünde Sayılıyorlardı. Halk Gerek Bedenen, Gerekse Ahlâken Devlet Görevlilerinin Merhametine Kalmıştı. Halkın Kaderini Çizen İki Zıt Ölçü Vardı: Biri Güçlüler, Diğeri İse Zayıflar İçin. Mahkemede Yargıçlara Baskı Yapılıyor, Kararlarında Adaletli Olmaya Çalışanlar, Karşılığında Ağır Fiyat Ödemek Zorunda Kalıyorlardı. Allah'tan Korkan Kadılar İlahi Cezaya Çarpılmamak İçin İşkence Ve Zindanları Zulmün Ve Şımarıklığın Elinde Oyuncak Olmaya Tercih Ediyorlardı" (hz. Hüseyin-bir Uyar /bir Sembol, İst. 1985).
emevilerle Birlikte Bunu Hızla Diğer Alandaki Çözülme Ve Sapmalar İzlemiştir. Hz. Hüseyin'in Biat Ederek Bu Çözülüş Ve Zulmü Onaylaması Elbette Ki Düşünülebilecek Bir Şey Değildir. "hüseyin'in Bu Arzu Edilmez Gelişmeye Kayıtsız Kalmamasının Nedeni İşte Budur. O, En Kötü Sonuçları Bile Karşılamayı Göze Alarak Yerleşmiş Bir Yönetime Karşı Ayaklanmakla Yükselen Şer Güçler Dalgasının Önüne Set Çekmeye Karar Verdi. Bu Yiğitçe Karşı Duruşun Sonuçlarını Herkes Bilmiyordu. Hüseyin'in Kendisini Ağır Bir Tehlikeye Atıp Sonuçlarına Da Kahramanca Katlanarak Vurgulamak İstediği Gerçek, İslâm Devletinin Temel İlkelerinin Vazgeçilmez Değerde Birer Servet Olduğudur. Bir Mü'minin Bu Serveti Korumak İçin Hayatını Feda Etmesi Ve Aile Üyelerinin De Katledilmelerine Neden Olması Hiç Bir Zaman Kötü Bir Pazarlık Değildir"
böylesine Önemli Zamanlarda Hesap Peşinde Koşanlar Ancak Uzlaşmacı Ve Kolaya Kaçıcı Kimseler Olabilir. "kendini Takva Ve Hakka Adamış Kişi Hiç Bir Zaman Sonuçları Önemsemez. Mücadelenin Sonucu Her Zaman Adaletin Ve Hakkın Yanında Olan Gücün Elindedir. Zulüm, Sayı Ve Kaynak Bakımından, Aşırı Üstünlüğüne Rağmen, Neticede Yok Olur Gider. Böyle Durumlarda Şartları Göz Önünde Bulundurup Tedbir Hesapları Yapmak, Sonucun Çok Miktarda Kan Verilmesine Değip Değmeyeceği Tartışmalarında Bulunmak Hakk'ın Koruyucularının Zihinlerinde Kuşkular Doğuran Lanetli Şeytanın İşidir"
hz. Hüseyin, Hiç Bir Hesap Peşinde Koşmadan Kendisini Hakk'a Adayan Gerçek Ve Örnek Müslüman Tipini Simgeler. Bir Konuşmasında, "olup Bitenleri Görüyorsunuz. Dünyanın Rengi Değişti; Tümüyle Faziletten Yoksun Hale Geldi. Yalnızca Her İyiliğin Tortusu Kaldı. Dikkat! Görmüyor Musunuz? Hak Ve Doğru, Yerin Altına Gönderildi. Bilerek Batıl İşler Peşindeler. Kötü Gidişi Önleyecek Kimse Kalmadı. Zaman, Her Mü'minin Allah Uğrunda Hakkı Savunma Zamanıdır. Şehid Olmak İstiyorum. Zalimlerle Bir Arada Yaşamak Zulmün Ta Kendisidir." Diyen Hüseyin'in Eyleminden, Şehadetinden Alınması Gereken Dersi Mevlâna Ebu'l Kelâm Şöyle Dile Getirir: "hüseyin Allah'ın İradesini Kendi Kişisel Seçimine; Hakk'a Bağlılığı, Hayat Ve Hayatın Lükslerine Duyulan Sevgiye Tercih Etti. Yalnız, Hakk'ın Aşığı Olmakta Yarar Görerek Hayatını Ortaya Koydu. Bu Vakur Olaydan Çıkarılabilecek En Değerli Ders, Cihad Ve Hak Yolundan Sabırlı, Kararlı Ve Metin Olmak Gerektiğidir."
şâmil İa
FATİH'in fethettiiği,
YAVUZ'un yönettiği,
KANUNİ'nin doğduğu,
KARADENİZ'in zümrüt kenti TRABZON'luyum...

Seo4Smf Tagleri:
 


SİTEMİZDE DİGİTAL PLATFORMLARA ( DİGİTÜRK, D SMART VE BENZERİ) İLİŞKİN PROGRAM, DİZİ VE BENZERİ PROGRAMLARIN YAYINLANMASI KESİNLİKLE YASAKTIR. YASAL UYARI !!! Sitemizden indirmiş olduğunuz dosyalar tamamen tanıtım amaçlıdır.Her yapımcı firma tarafından kendi isimleriyle tescil ettirilmiştir. Bu dosyalar size tanıtım amaçlı sunulmaktadır. Bu dosyaları bilgisayarınızda 24 saatten fazla tutmanız T.C. yasalarına göre suç sayılır. Filmler tanıtım amaçlı olduğundan yapımcı veya ona bağlı yayıncı şirketinin bize mail atması halinde, isteği üzerine film dosyaları kaldırılır. Bu kuralı ihlal eden internet kullanıcıları bu siteyi kullanamazlar. Kullanmalarından doğacak tüm sorunlardan ve kanun ihlallerinden maynaq.net sorumlu tutulamaz. Lütfen bu materyallerin lisanslarını ve albümlerini satın alınız.Yasal çerçeve içerisinde kullanmaya özen gösteriniz. Bunun dışındaki hiç bir kullanım tarzı maynaq.net tarafından hiç bir şekilde desteklenmemektedir. TÜM SİTE ZİYARETÇİLERİNE DUYURULUR... İrtibat : erkekcadi@gmail.com
SimplePortal 2.3.3 © 2008-2010, SimplePortal